| MÜREFFEH AZINLIĞIN AZGINLIĞI |
| İnsan, doğduktan sonra Rabbinin sayısız nimetleri ile kuşatılıyor. Bütün ihtiyaçları fazla çaba harcamadan karşılanıyor. Buna rağmen insanoğlu ne kadar büyük lütuflara mazhar olduğunun farkında olmuyor. Ya da basiret gözleriyle bakmadığından göremiyor. Allah’u Teala’nın bahşettiği zenginlikleri görmezden geliyor, şükretmeyi unutuyor.
Hele de Allah’ın verdiği zenginliği sadece paraya, pula hasretmek ne büyük gaflet! Lakin bunun üzerinde durursak eğer, zenginlik nimetinin Allah’tan olduğunu anlayanlar, zenginliklerini arttıranlardır. Kendinden bilenler ise, nankör ve müflis olanlardır! İnsanoğlu zenginleşti mi, nimetleri verene karşı kâfirliği ortaya çıkıyor. Karun misalini hatırlayalım. Zenginleşen insan Rabbine karşı müstağnileşiyor. Kendini eleştirilemez görüyor. Kibrinden yanına yaklaşılamıyor. Rabbini unutup, O’na secde etmekten imtina ediyor! Böyle iken çetin bir imtihandan geçtiğini fark edemiyor. Zengin ve müreffeh günlerin ebedi olacağını vehmediyor. İbret nazarıyla bakmadığından, her an bu dünyanın faniliğine dair olaylarla, ayetlerle karşılaştığı halde idrak kabiliyetinden yoksun kalıyor! Çevremizde oldukça zengin hali vakti yerinde kişiler görüyoruz. Konfora, lükse düşkünlükleri, gösteriş amacıyla yapıp ettikleri, giyim kuşamlarında aşırıya kaçmaları ve bütün bunlardan dolayı insanlara karşı kibirlenmeleri, ne büyük yanılgılarla yaşadıklarını ortaya koyuyor. Hele de paradan para kazananları yok mu? Enflasyonu şişirenler, halkı geçim sıkıntılarında bırakanların vebali, en çok bu zengin kesimin üzerindedir. Lüks, süper lüks apartmanlar kurup, bunları astronomik fiyatlarla kiraya verenler de zenginleştikçe azgınlaşanlar değil mi? Emek yok! Çaba yok! Paranın parayla döndürdüğü çarkla, şiştikçe şişenler bunlar. Kazandıkça azgınlaşıyorlar! Azgınlaştıkça vicdan yoksulu, merhamet bilmez bir hale geliyorlar! Artık dinleri, imanları para oluyor. İnsanlıklarını askıya alıyor, çevrelerindeki herkese menfaat gözlüğü ile bakıyorlar! Nice trajik olaydan ders de almıyorlar. Günün birinde, bu zenginliği veren, alabilir diye de düşünmüyorlar. Uyaranlar olunca, bunu çekememezlik ve kıskançlıkla yaftalıyorlar hemen! Böylelerinin dünyalık iflasları da astronomik oluyor. Ahireti ise hayal bile edemiyoruz! Ancak, Rabbimizin bildirdiği ayetler ışığında tahmin etmekte zorlanmıyoruz. Ayetlerdeki mele- mütrefin kötü akıbetlerini okuyunca, bunları kendi elleri ile hak ettiklerini anlıyoruz. Zengin insan, belki en gafil insandır diye düşünüyorum. Zenginliğinin ebedi oluşunu vehmetmesinden tutun da, kibir ve gururundan kendini yere göğe sığdıramamasına kadar! Böylelerinin, insani ilişkilerindeki gösteriş, küçük dağları ben yarattım kabilinden hava, caka satması da dâhil, dünyanın debdebesi içinde kendilerini kaybettiğini görüyoruz. Şu yaşlı dünya ne zenginler gördü, parasıyla birlikte yerlerin dibine batırılan! Kiminin beş parasız göçtüğünü… Nice zengin ukalalar gördü, cenazesinde insan olmayan! Bir nicesi de ibretlik vesikalar olup, dünya âleme rezil olan! Ne kaldı onlardan geriye? Kötü bir şöhret, ibretlik bir son ve en önemlisi de, azab dolu ebedi bir hayat! Sonsuza kadar umutsuzluk ve çile!.. Bir ayette Allah şöyle buyuruyor: “Sizler fakir, Allah ise ğanidir(zengindir)” Zengin olan Allah insana, zenginlik verdi diye, ona nankörlük edip, yüz çevirmek mi gerek? Aksine hamd ve şükür ibadetini yapmak, kulluk vazifemiz değil mi? Gafil insan bir de bu nimetlere karşılık, Allah’ı minnet altında bırakır gibi, kullarına ilahlık taslamaz mı? Aslında, zenginliği ile övünenlerin hiçbir dayanakları yoktur. Geçici olana bel bağlamak, akıl karı olmasa gerek! Çünkü kendini zengin gören kibirlenir. Kibirlenen insan, nefsinin idaresine girer. Aklı ifsat olur, iradesi sıfırlanır. Nefsini, heva ve hevesini ilah edinir. Varsa yoksa isteklerini tatmin için didinir durur. Bu arada, diğer hem cinslerine de, kölesi gibi muamele eder. Herkes ona hizmet etmeli, hizmette de kusur etmemelidir! İşin ilginci, bu müreffeh ve zengin günlerin hiç bitmeyeceği gibi bir yanılgıya sahip olmasıdır. Hep böyle zengin, sağlıklı, mağrur, ihtiyaçsız olacağını sanmasıdır. Ne büyük yanılgı ve aldanış! Oysaki bütün sahip olduklarını imtihan olsun için veren Allah, dermansız bir dert verse, servetini dökse bu ezadan kurtulamayabilir. Yahut öyle bir hastalığa duçar olur ki, var iken yiyemez olur! Onca servet ve varlığa rağmen, bir parça ekmek ve yoğurda talim eder! Onlar ise ne yaparlar? Sanki bunun hıncını sağlıklı insanlardan çıkarırlar. Sağlıklı ama fakir insanların çabalarına ipotek koyar, onlara hükmetmeye ve onları köleleştirmeye çalışırlar! Zengin azınlık, kendilerindeki eksiklikleri giderme ve egolarını tatmin edecek yolu, hâkimiyet hırsında bulurlar bir nevi… Kendileri servet sahibi ve ihtiyaçsız ya! Fakir ve muhtaçlara hükmedebilmeli, onları köleleştirebilmeliler! İnsanca yaşama yolları bulmalarına engel olunmalı ki, hâkimiyetleri berdevam etsin! Muhtaç insanların, ihtiyaç sahibi oldukları için, maddiyatlarına olan hükümranlıklarını, ruhlarında da sürdürebileceklerini zannederler! Oysa tek ilaha(Allah’a) inanan asil ruhları, asla sürüleştiremediklerini kendileri de acı, acı görmekte ve öfkelenmektedirler! Para ve hâkimiyet kendilerinde olduğu için, insanların hayatlarına müdahale etme hakkının kendilerinde olduğunu iddia ederler. Haksız servetlerine servet eklerken, insanlıktan uzaklaştıklarını, en ulvi duygular açısından köreldiklerini görememektedirler! Bunlar önemli de değildir zaten! Servet kimde ise hâkimiyet onun değil mi? O halde, insani vasıflar taşımaya gerek yoktur onlara göre! Dünyada hepi topu, bir avuç olan bu mele- mütref güruh, azgınlaştıkça azgınlaşıyorlar. Semirdikçe semiriyorlar. Toplumun diğer fertleri, adaleti ikame edemezlerse, o toplumun helakini bile çabuklaştırabilirler! Oysaki hayatın ve ölümün gerçek veçhesini bize bildiren Allah, böyle zenginlerin oluşmaması için bazı tedbirler getiriyor. Bu emirlere harfiyen uymamızı emrediyor. Mesela, zekât, fitre, sadaka gibi ibadetler bizi maddi anlamda disipline etmek içindir. Örneğin, “zenginin malında, fakirin hakkı vardır” diyerek, zekâtı yürürlüğe koyuyor. Olur ki, bu zenginler, güç yetiremeyen fakirlerin hakkını gasp ettikleri için zenginleşmişlerdir! Ya da, onların emeklerinden yararlanmış, fakat emeklerinin karşılığını ödememiş olabilirler! Rabbimiz, vereceğimiz sadakalarla hem maddi, hem de manevi anlamda temizlenmemizi murad ediyor. Böylece, parasal hâkimiyet tek bir grubun eline geçmesin ve adaletsizlik oluşmasın! Nedeni ne olursa olsun Rabbimiz, adaletin oluşması için zenginlerde fakirin hakkı olduğunu emretmiştir. Bu emirlerden bigane kalan servet sahipleri, ancak ateşi hazırlarlar nefisleri için! Hani bir ayette buyruluyor ya: “O, dünyada biriktirip de Allah yolunda harcamadığınız altın ve gümüşler ile bağırları, böğürleri dağlanacak ve tadın biriktirdiklerinizin azabını!” denilecek! Ne korkunç bir sahne! Zenginin hesabı, hiç şüphesiz daha zor ve ızdıraplı olacaktır. Harcamaya kıyamadıkları, fakiri mahrum ettikleri altın, gümüş ve paralar, onlara işkence malzemesi olacak! Oradaki son pişmanlık ise fayda vermeyecektir! Tabii, bu alabildiğine kötü olan sondan, Allah yolunda harcayan, zekât, infak ve sadaka veren zenginleri istisna ediyoruz. İmanlarının gereği olarak maddi ibadetlerini yaptıkları ve parayı kalplerine değil, ceplerine koydukları için mükâfatlandırılacaklardır! Asıl zenginliğin, para veya malca zenginlikte değil de, iman zenginliğinde olduğunu anlayanlara ne mutlu! Dünyada izzetli ve onurlu yaşamak onlarındır. Ebedi zenginlikler diyarı olan Cennet de onları beklemektedir! |
| Şükran Taşdelen |
| Bu yazı 147 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi