| ADALETİ GERÇEKLEŞTİREN NAMAZ |
Hamd ederim Allah’ım; adaletin için, “Rabb” lığın , “Rahman”lığın, “Rahim”liğin için “Tevvab” olduğun için! Tövbeleri kabul edip, doğru yolu tercih edenlere “Hadi” olduğun için, her esman için bir kez değil, sonsuz sayılar adedince “Hamd” ederim! Salât ve selam olsun Hz Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimize, tüm peygamberlerimize, temiz ailelerine, arkadaşlarına ve adaleti ayakta tutmaya çalışan tüm peygamber yarenlerine olsun. (âmin) Selam Tefekkür Dostları! Her kaygı, kaygı sahibine görev ve sorumluluk yükler. Herhangi bir konuda endişe ve kaygımız varsa, güçlü ve azimli olmalıyız zira bu aynı zamanda “iş başa düştü” demek olur. Her farkındalık özü itibariyle seçkinliktir, zira herkes “farkında” olamaz. Farkında olduğumuz tüm sorunlar, bizi beklemektedir. Unutulmamalıdır ki¸ farkına varamayanlar kaygı duyamayacak, kaygısı olamayanlar da harekete geçemeyeceklerdir. İşte Hz Şuayb’da gerçek anlamda kaygısı olanlardan biriydi. Genel anlamda üç çeşit kaygı vardır; hakk olan kaygılar, hakk karşıtı kaygılar ve boş kaygılar. Bu üçüncüsü her ne kadar hakk karşıtı görünmese de daha tehlikeli ve netice itibariyle hakk karşıtıdır. Hz Şuayb, Allah’ın kendisini görevlendirmesi ile kaygısının yüklemiş olduğu sorumluluğu kaldırmak için kavmine doğru gitti; “ Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı yolladık. Dedi ki;” ey kavmim, Allah’a kulluk edin O’ndan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü tartıyı eksik tutmayın. Ben sizi iyi bir halde görüyorum. Ve sizi azapla kuşatacak bir günden korkuyorum.”(Hud- 84) Her peygamber kavmine giderken onların müptela olduğu hastalıkları bertaraf etmekle işe başlamıştır. Hz İbrahim’i halkının putlarını ve putçu zihniyetlerini yıkmakla, Hz Lut’u kavmini Allah’ı birlemek ve sapkın davranışlarını terk etmekle uyardığını görüyoruz. Diğer tüm peygamberler de hakeza aynı şekilde kavimlerinin hastalıklarıyla mücadele sahasına indiklerini görüyoruz. Hz Şuayb da öncelikle halkını Allah’ı birlemeye ve bunun devamı olarak da onları hakkaniyete davet ediyor. Tüm peygamberlerin ortak davetine icabet etmelerini onlardan istiyor, çünkü; tek, bir, yegane ilah anlayışı hayata katılan ve hayatı anlamlı kılan katma değerdir, katılan hayatlar onunla değerli olacaktır. Medyen, Hicaz ile Şam arasında bir bölge olup, yarımada’nın kuzeyinden güneyine giden yolların orta noktasında bulunduğu için gelip geçen yolcuları kolaylıkla soyabiliyor veya mallarına ölü pahasına bedel ödeyerek zorla sahip oluyorlardı. Alırken farklı tartı, satarken farklı tartı kullanıyorlardı. Hz Şuayb onlara; “ Ey kavmim ölçüyü ve tartıyı hakkaniyetle yerine getirin. İnsanlara eşyalarını eksik vermeyin, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” “İman ediyorsanız. Allah’ın geri bıraktığı sizin için daha hayırlıdır. Yoksa ben sizi koruyucu değilim.”(Hud/85-86) Peygamberleri onları azabı çetin bir günle uyarıyor, “haddi aştığınız için endişeleniyorum, ama üzerinize de koruyucu değilim” diyordu. Siz iman ediyorsanız (güveniyorsanız, emin oluyorsanız), temiz olan malınıza murdar katmayın. Allah’ın size helal olarak verdiği kadarına razı olun. Çünkü “o, daha hayırlıdır” diyordu. “Dediler ki; “ey Şuayb, senin namazın mı bize babalarımızın taptıklarını ve mallarımızı dilediğimiz gibi kullanmamızı menn ediyor? Sen doğrusu aklı başında yumuşak huylu birisin.”(Hud/87) Kişinin niyeti ne ise ameli ve sonucu da odur. Kur-an’ı Kerimde namazın ikame edilmesi emredilir. “Kame”; ayağa kalkmak, “ekame”; ayağa kaldırmak, “yükimünesselate”; namazı ikame etmektir. Yani, yerine getirilen namaz sizi ayağa kaldırmalıdır, namazın dönüştürücü, harekete geçirici nefesine kendinizi bırakın. Hem uluhiyet makamına saygı ve haşyet ile boyun eğin hem de rububiyeti gerçekleştirin, kul olun, kulluk sorumluluğunuzun bilincine yaraşır hareketler sergileyin. Değerli Tefekkür Dostları, namaz kesinlikle hayata müdahele eden, hayatla iç içe dönüştürücü bir eylem olarak idrak edilmelidir! Yoksa günün beş kırılgan noktasına neden yerleştirilmiştir ki? Tabiî ki salat ehlini korumak- arı kılmak için. Hayatın kalbine “Lailahe illallah” ı yerleştirmek için, atalarımızdan miras kalan din’i değil Allah’ın bize apaçık bir bürhan olarak gönderdiği delilli olana sarılmamız için, ölçüp - tartarken hakkaniyeti gözetmemiz için, mallarımızın da bize verilen diğer her şey gibi birer emanet olduğunu bize hatırlatmak için, ve dolayısı ile dilediğiniz gibi harcayamazsınız demek için, hangi konuda olursa olsun (ilim, maddi- manevi destek) ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını helal çerçevede giderebilme konusunda salat sahipleriyle yarışmak için, kendimizi ahlaki faziletlerle donatabilmemiz için, vs…için. Nitekim maun suresinde de aşikâr bir şekilde namazın dinamizmine dikkatler çekilerek “ yazıklar olsun o namaz kılanlara ki kıldıkları namazdan habersizdirler – gafildirler çünkü yetimin başını okşayıp sıkıntılarını gidermiyor, miskini de doyurmuyor, maun’uda vermiyorlar. Aslında onlar böyle yaparak dini yalanlamış oluyorlar!” namazın dönüştürücü etkisinden bahs edilir. Güzel ahlakın ve malların Allah’ın istediği gibi kullanılmasının namazın fonksiyonel bir haberi olarak gösterilir. Olması gereken namazlar böyle! Peygamberimizin peygamberliğinden önce de Mekke halkının içinden ataları İbrahim’in hanif dinine tabi olanlar vardı. Bu insanlar kendi çaplarında bildikleri kadar namaz da kılarlardı. Fakat Mekke halkı hiçbir zaman onlardan rahatsız olmadılar. Çünkü kılınan namazlar dönüştürücü etkiyi kılanların bilgisizliğinden dolayı kaybetmişlerdi. Hz Şuayb (as), kavmine namazın dönüştürücülüğünden bahsedince, o’nu akılsızlıkla suçlayıp, bu söylediklerinin akıllılıkla alakası olmadığını söylüyorlardı. Günümüz insanlarının çoğuna bakıldığında Meyden halkının yeni versiyonunu görebiliriz! Şu farkla; bizler asla ve kat’a peygamberimizi yalanlamıyor ve hatta Hz Şuayb (as)ın da doğruluğunu tasdik ederiz. Ama iman ettiğini söyleyen kalabalıkların, namazın dönüştürücü etkisini yakalayamadıklarına şahit oluyoruz. Bunun en bariz nedeni namazın “sevap” kazanmak amacıyla ya da “borçtan kurtulma” için kılındığı gerçeğidir. Bu şekilde yaşayan insanlara bin rekat namaz kıl deseniz, Kur’an-ı Kerimi baştan sona oku deseniz, 150 bin tane ihlas okumalısın deseniz büyük bir çoğunluğun buna hemen canı gönülden sarıldıklarını ve sevap torbalarını tıka basa doldurmuş olmanın rahatlığını yaşadıklarını göreceğiz! Halbuki gereği üzere ikame edilen namazlar, okunan Kur’an-ı Kerimler inananlara sorumluluklar yükler. Uykularını kaçırır! Ne yapmalı ne etmeliyim sorusunu sordurur ve cevap aratır, buldurur! Değerli Tefekkür Dostları, başta söylediğimiz hani bu çok tehlikeli dediğimiz boş kaygılar var ya, işte bu boş kaygılarımız imanlı kalplerimizi oyaladı durdu. Bize dünyayı hoş gösterdi, öyle ki neredeyse dünyanın asıl yurdumuz olduğu konusunda neredeyse bizi ikna etti! Bu doğru değilse; bu kaygısızlık, bu ciddiyetsizlik, bu samimiyetsizlikler neden? Biz hem namaz kılan hem de peygamberimizi sevenler olarak Hz Şuayb’ın kavminin yaptıklarını yapıp lakayt olamayız! Namazlarımız bizi diriltmeli bilinçlendirmeli ve eyleme, harekete geçirmelidir! DEVAMI GELECEK SAYIDA SADAKALLAHÜLAZİM
|
| Ayse Üzümcü |
| Bu yazı 225 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi