Navigation


Tarih: 19 Mayıs 2012 Cumartesi



ADALETİ GERÇEKLEŞTİREN NAMAZ -2
ADALETİ GERÇEKLEŞTİREN NAMAZ -2
 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM



            “ Ey kavmim ben Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve O bana kendisinden güzel bir rızık ihsan etmişse ne dersiniz? Size yasakladığım şeylere aykırı hareket etmek istemem. Gücümün yettiği kadar ıslah etmekten başka bir isteğim yoktur. Başarım ancak Allah’tandır. O’na güvendim ve O’na yöneliyorum” dedi.



            “Ey kavmim bana karşı gelmeniz, Nuh kavminin, Salih kavminin, başına gelen felaketin benzerini sakın başınıza getirmesin. Lut kavmi de sizden uzak değildir”



            “Mağfiret dileyin Rabbinizden. Sonra da tövbe edin O’na. Doğrusu benim Rabbim, Rahim’dir, Vedud’dur.” (Hud suresi/88-90) Değerli Tefekkür Dostları, geçen sayımızda Peygamberimizi ve diğer tüm peygamberleri tasdik edip onları çok sevenler olarak, helaka uğrayan kavimler gibi lakayt ve ciddiyetsiz olamayacağımızdan, namazlarımızın arındırıcı, koruyucu ve en güzele ulaştırıcı nefeslerine, kendimizi bırakarak onun dönüştürücü, harekete geçirici soluğundan nasiplenmenin gerekliliğine vurgu yapmıştık.



 İkame edilen namazların bir gereği olarak hak kaygıların peşine düşülmelidir. Adaletli, bilinçli, toplumun ve fertlerin sorunlarına karşı duyarlı sorumluluk sahibi bireylerin yetişmesi için seferberlik halinde çalışmak da yine ikame edilen namazlarla mümkün olacaktır. İşte Hz Şuayb’ın namazı bu anlamda ikame edilen bir namazdı. Onun içindir ki, Hz. Şuayb durmak yok yola devam dedi. 



            Bu bölümde de yine Hz. Şuayb (a.s.)’ın kavminin onu, tüm susturma çabalarına rağmen pes etmeyip, ıslah çalışmalarına devam ettiğine şahit oluyoruz. Şimdiye kadar onları, Allah’a kulluk etmeleri, ölçüyü tartıyı eksik tutmamaları, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmamaları hususunda sevgiyle ikna etmeye çalışırken görüyoruz. Ama artık Hz. Şuayb onlara ulaşabilmek için yöntem değiştirmiştir.  Bizler de insanlara ulaşabilmenin değişik yollarını bulabilmeliyiz. Bu yol olmadıysa başka yollar denemeliyiz. Biz ulaşamıyorsak, ulaşabilecek birilerini devreye sokarak, “pes etmek yok” diyerek, yolumuza, tıpkı Hz. Şuayb (as) gibi devam etmeliyiz.



            “Ben Allah’a güvendim ve O’na dayandım. O’na yönelmenin bir gereğidir ki, ıslah etmekten başka bir isteğim yoktur” diyordu Hz. Şuayb (as). Başkaca hiçbir kaygım yoktur. Ben sadece O’nun emrini yerine getiriyorum. Benim bundan hiçbir kazancım yoktur. Kendi menfaatim söz konusu değildir. Ancak, sizler emre amade olursanız bu sizin iyiliğiniz içindir. Ben ancak O’na güvendim ve bu güvenle O’na yöneldim. Bu yönelişin bir gereğidir ki, ıslah etmekten başkaca bir kaygım yoktur.



 Hz. Şuayb bu noktadan sonra onların dikkatini geçmiş kavimlerin başına gelen felaketlere çekerek. “Bana karşı gelmeniz Nuh kavminin Salih kavminin başına gelen felaketi sakın başınıza getirmesin!” demişti. Evet, aslında Hz. Şuayb’ın karşısında olmak demek, Allah’ın karşısında olmak demekti. Hz. Şuayb’ı yalanlamak, Allah’ı hesaba katmamak demekti, çünkü Hz. Şuayb, Allah’ı işaret eden elden başkası değildi. Artık onları geçmiş kavimlerin başına gelenleri anımsatarak Allah’tan korkmaya davet ediyordu. Bu korkutmadan sonra Allah’ın Tevvab ve Rahim olduğunu hatırlatarak onların karamsarlığa düşmelerine engel oluyor hatta Allah’ın Vedud (sever ve sevilmeyi ister) olduğuna dikkatleri çekerek imana gelmelerini istiyor. Ne yazık ki onlar tavırlarını daha da küstahlaştırarak;



            “Dediler ki, “Ey Şuayb söylediklerinin çoğunu anlamıyor ve seni aramızda zayıf görüyoruz. Taraftarların olmasaydı seni taşlardık, esasen sen bizim yanımızda şerefli bir kimse de değilsin.” (Hud suresi/91) Hz. Şuayb’ın söylediklerinin anlaşılmayacak bir tarafı yoktu ama anlamak istemeyene zorla anlatamazdı. Onlar her ne kadar anlamadıklarını söyleseler de aslında Hz. Şuayb’ı çok iyi anladıkları gün gibi ortada. Bunun en büyük kanıtı onu ortadan kaldırmayı istemeleridir. Hz. Şuayb onları adalete çağırmış, kimsenin hakkına girmemelerini, kimseyi ezmemeyi, sömürmemeyi istemişti. Bunu duymak istemeyen kulakların sahipleri, sesin sahibini ortadan kaldırmakta bulmuşlardı çareyi. Ama Hz Şuayb (as)’ ın taraftarlarını karşılarına almak onları korkutuyordu. Zaten şu taraftarlar olmasaydı, Hz. Şuayb onların gözünde pek şerefli biri de değildi. O kısır düşünce döngüleri içinde şereften ne anlıyorlarsa? Tabii hiçbir şey anlamıyorlardı;



            “Ey kavmim benim taraftarlarım size göre Allah’tan daha mı şerefli ki, O’na sırt çevirdiniz? Doğrusu Rabbim sizin yaptıklarınızı kuşatmıştır” (Hud suresi/92) dedi. Doğrusu Hz. Şuayb’ın taraftarları Allah’ın onları şereflendirmesiyle gerçek şerefe ulaşmışlardı. Ama onlar da izzet ve şerefi Allah’ın yanında bulmuşlardı zaten. 



“Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır.” ( Fatır /10) Burada yine hakların aptalca suiistimali ile karşılaşıyoruz. Eğer korkulan çekinilen güç, kuvvet, şeref ve otorite ise, o halde en güçlü, en kuvvetli, şerefin tamamı O’na ait olan ve gerçek otorite sahibinden korkmak çekinmek gerekmez miydi? Varlığın sahibinin göz ardı edilmesi kadar büyük bir şaşkınlık, aptallık ve soysuzluk olabilir mi? Bardağı taşıran damla oldu bu.



Değerli tefekkür dostları, Hz. Şuayb kavmini namazın adalet getiren nefhasına davet etti. Ama yalanlandı, ortadan kaldırılmak istendi. Kavmiyle yollarının ayrılacağını hissettiğinde dahi elinden geleni yapacağını bildirerek onların yanından ayrıldı. İşte bu namazın kendisiydi. Namazla sağlanan bir dinamizm hayata bu şekilde yansımalıydı;



“Ey kavmim elinizden geleni yapın. Doğrusu ben de yapacağım. Kimi rüsvay edecek bir azabın geleceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözleyin doğrusu ben de sizinle beraber gözetleyiciyim.”



            “ Emrimiz gelince Şuayb’ı ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak kurtardık. Zulmedenleri de korkunç bir ses yakaladı. Ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.”



            “Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki, Semud kavmi gibi Medyen halkı da Allahın rahmetinden uzaklaştı” (Hud suresi/93….95) Sadakallahülazim. Allah’a emanet olun…



 



                     HUŞU İÇİNDE BİR NAMAZA NE DERSİNİZ?



İŞTE SİZE HER BİRİ ALTINLA KIYASLANAMAYACAK DEĞERLİ ÖNERİLER;                



 



*HUŞU İÇERİSİNDE BİR NAMAZIM OLSUN DİYORSAN IZZZ; 



 MUTLAKA BOŞ SÖZ VE İŞLERDEN UZAK DURMALISINIZ!



 



*     HUŞU İÇERİSİNDE BİR NAMAZIM OLSUN DİYORSAN IZZZ; 



MUTLAKA FARZ OLAN ZEKÂTI VERMELİSİNİZ Kİ DÜNYAYA MEYLİNİZ AZALSIN!



 



*     HUŞU İÇERİSİNDE BİR NAMAZIM OLSUN DİYORSAN IZZZ;



MUTLAKA IRZLARINIZI MUHAFAZA ETMELİSİNİZ!



 



·              HUŞU İÇERİSİNDE BİR NAMAZIM OLSUN DİYORSAN IZZZ;



MUTLAKA EMANETLERE VE AHİDLERİNİZE SADIK OLMALISINIZ!



 



*     HUŞU İÇERİSİNDE BİR NAMAZIM OLSUN DİYORSAN IZZZ;



MUTLAKA ADABIYLA, TADİLİ ERKÂNA UYGUN, SÜREKLİ, ZAMANINDA, OKUNAN AYET VE DUALARIN ANLAMLARI ÜZERİNDE TEFEKKÜR EDİLEREK, İKAME EDİLMESİNE AZAMİ DERECEDE TİTİZLİK GÖSTERMELİSİNİZ!



 



                AYRICA NAMAZIN EN İYİYE EN GÜZELE DÖNÜŞTÜRÜCÜ SOLUĞUNA KENDİNİZİ BIRAKMALISINIZ!



 



(B u yazı  MÜMİNUN SURESİNİN ilk ayetlerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.)

 
Ayse Üzümcü
Bu yazı 266 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: