| AKABEH… BEN DE VARIM!.. |
|
Hamd, bizleri sevgisiyle, rahmetiyle, hikmetiyle, bağışlamasıyla, yardımla, lütfuyla, kolaylaştırmasıyla, genişletmesiyle, rızıklarıyla kuşatan Celal ve ikram sahibi Allah’ımızadır. Rahmetinin tecellisi olan sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’ya, tüm peygamberlerimize, bitip tükenmeyen zorlukların her birinde onu yalnız bırakmayan, yardımını esirgemeyen, davasını sahiplenen ailelerine, arkadaşlarına, ucunda cennet olan sarp yokuşun tüm yolcularına salât ve selam olsun. (âmin) “ Ne yani şimdi insan kendine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? (dahası) ben (bu konuma gelmek için) kucak dolusu servet harcadım mı diyor? Yoksa o kendisini kimsenin görmediğini mi zannediyor? Ona iki göz vermedik mi? Dahası bir dil ve bir çift dudak? Ve ona (iyiliğin ve kötülüğün) açık seçik iki yolunu da göstermedik mi? Fakat o (ucunda cennet olan) sarp yokuşu tırmanmak için bir bedel ödemedi. Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha zincirinden kurtarmaktır. Veya açlık gününde (muhtaçları) doyurmaktır. Mesela yakını olan bir yetimi ya da evsiz - barksız, yurtsuz – yuvasız bir düşkünü… Daha sonra iman edenlerden olmak ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye etmektir. İşte böyleleridir vicdan sahipleri. İnkârda ısrar edenler ise vicdansız olanlardır. Tarifsiz bir ateş onların üzerine güdümlenmiştir.” (Beled suresi 5…20) Aziz Tefekkür dostları, bir sarp yokuş ki, tırmanmak istemeyenlere çok zor, tırmanıyormuş gibi yapanlara hayli engebeli, geçilmez, tırmananlara ise her engeli her zorluğu aştıkça anlatılmaz lezzetler, tadlar, manevi hazlar ve iç huzuru bahşeden bir geçittir. O müminler gözlerini ukbaya diktikleri için yoldaki zorlukları düşünmezler. Öteler ötesinden beklenti içine girebilmeleri için hiçbir zorluk onların gözünü korkutamaz, hatta gözlerinde küçülür. Ebedi mutluluğun ve iç huzurunun karşılığı olarak denizde damla misali olur tüm zorluklar… Hayır bunlar öyle ütopik düşünceler değil! Allah Azze ve Celle meleklerine; “yeryüzünde bir halife yaratacağım” buyurduğunda, melekler; “yeryüzünde kan dökecek, fesat çıkaracak birilerini mi? Demişlerdi. Bazılarına hayal gibi görünen Akabeh (sarp yokuş) in zorlukları yeryüzünde kan döküp fitne-fesat yayan her bencil, zorba ve zalime karşı Allah Azimüşşan’ın halifesi olma niyeti, gayreti ve kastı olanlara ütopik değil, zaten olması gerekenlerdir. “ Ne yani şimdi insan kendine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? (dahası) Ben (bu konuma gelmek için) kucak dolusu servet harcadım mı diyor? Yoksa o kendisini kimsenin görmediğini mi zannediyor? Ona iki göz vermedik mi? Dahası bir dil ve bir çift dudak?” İnsana iki göz veren Allah Teâlâ ”anlam”ı vermiştir aslında… Görüp – anlam veren insan, konuşma organlarıyla da Allah’ın lütfüyle konuşur. Dili ve dudakları olduğu halde konuşamayan, eli-ayağı olduğu halde hareket edemeyen, beyni olduğu halde düşünemeyen birçok insan var yeryüzünde. İnsan bir bakmaz mı bütün yapıp ettikleri Allah’ın lütfüyle değil midir? Ki, haksız yere kibirlenip-böbürlenerek kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini sanır. Ve üstelik geçici bir makam-mevki, güce sahip olunca bunu kendinden bilir! “ben kucak dolusu servet harcadım mı diyor?” “Ve ona (iyiliğin ve kötülüğün) açık seçik iki yolunu da göstermedik mi? Azıp - sapan Yahudilerin yorgun tanrı telakkisi, müşriklerin de hâşâ uzak Allah inancına karşın, kullarından vazgeçmemiş, onları başıboş bırakmamış, onlardan uzaklaşmamış, kuluna şah damarından daha yakın, ona iç beninin dahi neler fısıldadığını bilen Allah inancını yerleştirmiştir son ilahi mesaj. Tıpkı ilk tahrif edilmemiş mesajlarda olduğu gibi. Allah kullarına iki yol gösterdi. Besbelli iki yol. İyiliğin ve kötülüğün yolları… Halife adayları iyiliğin yolunu, gözleri dünya hırsından başka bir şey göremeyenler ise diğerine talip olurlar. Allah Azimüşşan kullarının kötü yolu tercih etmemeleri için Kur’an-ı Kerimde türlü misaller vermiştir. Ama yine de her seçim sahibine seçtiği yolu kolaylaştıracağını vaad etmiştir. “ Fakat o (ucunda cennet olan) sarp yokuşu tırmanmak için bir bedel ödemedi.” İslam bireylerin ve toplumun psiko- sosyal durumlarını hiçbir zaman göz ardı etmemiş, insan teki ve topluluklarının refahını, mutluluğunu hep ön planda tutmuştur. Ki, bakınız Allah Azimüşşan sarp yokuşa tırmanmayanları kınadığı gibi, aynı zamanda inananların bu sarp yokuşa tırmanmalarını da özendirmiştir. “Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha zincirinden kurtarmaktır.” Müfessirlerin bir kısmı köle, bir kısmı da kul azad etmek olarak anlamışlardır ayeti kerimeyi. Kur’an-ı Kerimin nüzul sürecinde Arap yarım adasında hatta tüm dünyada kölelik sistemi kök salmıştı. İslam daha ilk günlerinden itibaren kölelik sistemin karşısında olmuş, her fırsatı köleliğin yeryüzünden silinmesi için kullanmıştır. (örneğin kefaretlerde ) Bu yüzden köle azad etmeyi övülmüş hareketler içerisine almıştır. Peygamberin (s.a.v.)’ in amcası Ebu Leheb bir gün kardeşinin oğlunun yanına gelerek; “ ya Muhammed ben Müslüman olursam bana ne var?” diye sormuştu. Peygamberimiz (s.a.v.)’ de cevaben; “herkese ne varsa sana da o var.” buyurmuşlardı. Ebu Leheb Peygamberimiz (s.a.v.) ‘in bu sözünden hoşnut olmamıştı. Çünkü Ümeyye’nin kölesi Bilal ya da diğer kölelerle ve halkın ezilmiş kesimiyle aynı hak ve sorumluluklara sahip olacaktı. İnsanlar arasındaki sınıf farklılıklarını kaldıran, sosyal adaleti sağlayan İslam’ı her zorba müstekbir gibi Ebu Leheb de sevmeyecek ve kabul etmeyecekti. Hz. Ebu Bekir işkence altında zorla dinlerinden döndürülmek istenen birçok köleyi sahibinden alarak azad etmiştir. Babası ona; “oğlum görüyorum ki hep güçsüz köleleri azad ediyorsun. Şayet maksadın köle azad etmekse kuvvetli kişileri azad et de sana yardımcı olsunlar ve seni desteklesinler” Dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir; “ babacığım ben sırf Allah için yapmak istiyorum yaptıklarımı” der. Tek amaç, tek gaye Allah! Kim hangi tarafa çekip, başka başka planlar, projeler tasarlarsa tasarlasın, mü’minin peşine düştüğü değer sadece Allah rızasıdır. Allah razı olsun yeter. O’nun memnuniyeti hem dünyada, hem ukbada hayırdır, izzettir, şereftir, saadettir. Sadık tefekkür dostları; yaşadığımız dünya artık boynunda zincir, elinde- ayağında prangalar, sırtında kırbaç, kulağında hakaret olan kölelik sistemini kaldırdı. Eee artık bizim için sarp yokuşun birinci ayağı kendiliğinden aşıldı?!.. Sakın demeyin, modern dünya köleliği de modern hale getirdi? Milyarlarca insanın boynuna görünmez zincirler taktı, hatta sinsi bir şekilde bilinç altına kadar uzanıp, (25. kareyi anımsayın) kişilere dilediklerini empoze edip, istediklerini yaptırabilmektedirler? Modern zamanlarda kölelerin köleliklerinden bile haberleri yok. Neredeyse geçmişte hürriyetleri uğruna canlarından vazgeçebilen kölelik sistemini arar olduk. Şimdilerde ise köle köleliğinin farkında olmadığından hürriyeti için mücadele etmesini bekleyemiyoruz. Anladık değil mi değerli dostlar, işimiz çok zor. Eskiden cömert insanlar neyi var neyi yok ortaya koyar, köleleri azad ederdi. Tabiî ki bu kolay bir iş değildi. Şimdilerde ise köle azad etmek; özveri, emek, gayret, mücadele artı para demek. Modern zamanların azadlıları için en son gereken şey para. Düşünün bir tv. ve bilgisayar kölelerini. İşinin, eşinin, çocuklarının, modanın, paranın, makamın, mevkinin, cinselliğin, eğlencenin kölelerini!… Başımızı hiçbir tarafa çevirmeye gerek yok. Çünkü her tarafımız bu tip kölelerle dolu. Hatta belki kendimiz dahi farkında olmadan birçok açıdan köle olmuşuzdur. Yazık bize… Özellikle kendilerini İslam’a nispet edenlere yakışmıyor bu kölelikler… Sevinmiştik ne güzel. Sarp yokuşun bir ayağını kendiliğinden geçtik diye! Haydiyin, bismillah deyip Akabeh’i (sarp yokuş) tırmanmaya! İnsanlığı görünür – görünmez zincirlerinden, boyunduruklardan kısacası kölelikten azletmeye! Rabbimiz yardım et bize. “Veya açlık önünde (muhtaçları) doyurmaktır. (mesela) yakını olan bir yetimi ya da evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir düşkünü…” Açlık gününde.. Açlığın insanı amansız halde getirdiği günde… Karşılıksız, minnetsiz, mihnetsiz ihtiyacı olanları doyurmak… Yakını olan yetimi… Yurtsuz yuvasız, evsiz barksız sokağın yalnızlığına terk edilmişleri… Belki yolda kalmışları, belki güçsüz ve kuvvetsizleri ya da yapıp etmeye takati olmayanları ve belki öğrencileri ve belki… Peygamber (s.a.v.) efendimiz: “Ya Ebu Zer!” diye seslendi. Ben: “emret ya Resulullah!” diye cevap verdim” “bende şu Uhud dağı kadar altın bulunsa, üç gün geçtikten sonra elimde bir dinar kalması beni üzer. O altınları Allah’ın kullarına şöyle şöyle dağıtırım” buyurup sağına soluna ve arkasına atar gibi yaptı. Sonra biraz yürüdü ve: “mal biriktirenler kıyamette eli boş kalacak kimseler sınıfına dâhil olacaklardır. Şöyle, şöyle ve şöyle yapanlar müstesna” buyurup yine sağına soluna ve arkasına para saçar gibi işaret buyurdu. Ve devamla “onlar çok azdır” buyurdu. Buradan İslam’ın insanları iktisat yapmaktan alıkoyduğu sonucu çıkarılmamalıdır. İslam’ın istediği malın bizim sahibimiz olmasını önlemektir. Bunu Cüneyd- i Bağdadi; “fakr hiçbir şeye sahip olmaman değil, dünyalara sahip olsan da hiçbir şeyin sana sahip olmasına izin vermemendir” tarzında açıklamıştır. Kısacası mümin, mal mülk denizinde gemi olandır. Resulullah (s.a.v.)’in hayatının örnek olduğunu bizlere Kur’an-ı Kerim beyan buyurmaktadır. İnsanların aç olduğu bir günde ya da aç olabileceği tahmin edilen günlerde Rahman’ın onlara uzanan Rahmet eli neden bizler olmayalım. Unutulmamalıdır ki infakı en zengin olanlar değil, yüreği zengin olanlar en çok verenlerdir. İki kişinin yemeğinin dört kişiye yeteceğini, içine Allah’ın bereket bırakacağını da yine Resulullah (s.a.v.)’den öğreniyoruz. O halde Akabeh’e devam! “Daha sonra iman edenlerden olmak ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye etmektir. İşte böyleleridir vicdan sahipleri. İnkârda ısrar edenler ise vicdansız olanlardır. Tarifsiz bir ateş onların üzerine güdümlenmiştir.” Buradaki “daha sonra iman edenlerden olmak” bir sıralama değildir, Allah’u âlem başta olanı tekrarlamak olsa gerek! Tekrar hatırlatmak ve yapılanları Allah’a olan sevgi saygı, tazim ve kulluk olarak sunmak… İmanın ekseninden ayrılmadan!... Tabi özveri gerektiren maddi, manevi zorluklara göğüs geren, canlarıyla mallarıyla çalışıp çabalayan inananlara Allah’u Azimüşşan’ı işaret ederek sabrı telkin etmek. İşte bunlardır. Ashabı meymeneh! Bunlar sarp yokuşa talip oldular ve Allah’ın ayetlerine imanlarını, amelleriyle ortaya koydular. Allah’ın ayetlerine körmüş gibi davrananlar ise ne bahtsızdırlar. Onlar Ashab-ı meşemeh’dir. Cehennemin ateşi onları beklemektedir. Sırf onların üzerine güdümlenmiştir. Hedef tutturamama veya şaşırması mümkün olmayan… SADAKALLAHULAZİM |
| Ayse Üzümcü |
| Bu yazı 254 kez okundu. |
| Yorumlar |
| halil Yazdı: selamün aleyküm yazıyı bir çırpıda anlatan bir başlık.resululah'ın hayatının hepimize örnek olması ve o an için yapılması gerekenlerin o an yapılması ertelenmemesi duasındayım. bu, ahirete bakış açımızı da ortaya çıkaracaktır. çok doğru "AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN, LAFA BAKILMAZ." ALLAH'a emanet |
Tefekkür Dergisi