Navigation


Tarih: 16 Nisan 2014 Çarşamba



ALLAH DE, BIRAK GERİSİNİ
ALLAH DE, BIRAK GERİSİNİ
 



Başörtüsü tartışmalarının gündemden düşmediği, daha doğrusu düşürülmediği bir süreci yaşıyoruz. Birçok kavram bu tartışmalarla yeniden tartışılıyor; laiklik, dinsizlik, modernizm, demokrasi v.b.İçini döken dökene. Hatta bazıları İslam’a olan düşmanlığını, fırsattan istifade bilip söylüyor da söylüyor. Duyan da, yıllardır baskıda olanın kendisi olduğunu sanacak!



Bazıları, konuyu saptırıp, dünyanın yaratılışından başlar hikâyeye. Dünyanın aslında altı günde yaratılmadığına, patlamalarla, atomlarla, moleküllerle yaratılıştan bahseder. Nerden alakayı kurar bilmem ama bir şekilde başörtüsüne değinmeyi de unutmaz. İslam dinini çok iyi bildiklerini iddia ederek, aslında baş örtmeyle ilgili bir ayetin olmadığını söyleyip, kendilerinin de inançlı olduklarını hatırlatmaktan geri durmazlar. Dini nereden öğreniyorlarsa!



Bu da “kitaba uymak değil de, kitabına uydurmak oluyor” herhalde.



Bu ve bunun gibiler söyleye dursun, içimizden, örtünen ya da inançlı olduğunu sandığımız kimseler de çıkıp;



---Nedir Allah aşkına, okuyacaksanız, açın başınızı, ülkeyi bu kadar karıştırmaya gerek var mı? Diye söylenmezler mi?



Bu tür cümleler sarf eden insancağızlara, M. İslamoğlu’nun şu anlamlı satırları gelir aklıma:



“Çocuklarına onursuz ve kimliksiz bir diploma yerine, onurlu ve kimlik uğruna verilmiş bir mücadeleyi miras bırakacak anne adayları, anneler bulunsun.”



Bir de tavuk hikâyesi vardır bilir misiniz? Böyle düşünen ve konuşanları hikâyedeki yolunmuş tavuğa hep benzetmişimdir. Hikâye şöyle;



“Bir gün diktatörün biri, etrafındaki insanları sarayında bir araya getirir. Amacı onlar üzerinde bir korku ve çaresizlik psikolojisi oluşturmaktır. Tavuğun birini eline alır, hayret dolu bakışlarla kendisini izleyen seyircilerin önünde, tavuğun tüylerini canlı canlı yolmaya başlar. Sonra tavuğu salıverir. Tavuk canının acısıyla dışarı atar kendini. Fakat dışarısı çok soğuktur. Tüyleri de hiç olmayan tavuk, çok üşür ve içeri koşarak geri gelir. Hemen şöminenin önünde durur ve ısınmaya çalışır. Bu defa da sıcaktan yanmaya başlar.



Tüyleri yoktur ya. Baktı ki, olmayacak; “Beni, ancak bu hale getiren kurtarır” mantığıyla, kendisini diktatörün ayaklarının dibine atar.”



Bizler de yıllarca bastırılıp, korkutularak bu düşüncelere sahip olmadık mı? Sanki başka alternatifimiz, başka bir düşüncemiz olamaz mantığıyla, yolunmuş tavuk gibi, kafamızda hep gel-gitler yaşadık. Tabii sonra da sanki farklı düşünme yasağı varmış gibi, aklımızdan geçenler değil de, onların istediği cümleler çıktı ağzımızdan. Biz onların istediği gibi olmaya çalıştık. Hepimiz olmasak da, birçoğumuz ayak diplerinde ve onların gölgelerinde yaşamaya devam etti.



Neyse, dönelim asıl konumuza…



Hiç düşündünüz mü? Rabbim bulunduğumuz toplumu, neden bir başörtüsü sorunuyla yıllardır baş başa bıraktı ki! Bir imtihan elbette… Ama aynı zamanda safların belirlendiği ve herkesin sahip olduğu rolü, gerçek yönüyle ortaya koyması için değil midir? İçimizden hala birileri, Müslüman olduğunu söylediği halde “açın şu başınızı artık ortalığı bulandırdınız” diye konuşabiliyorsa; Rabbim de elbet “iyiyi kötüden ayırt edebilecek” bir imtihan sunacaktır bize.



Bu düşünce çeşitliliği ve farklılığı içerisinde, toplumumuz için neyin hayırlı olduğunu, artık ben de tahmin edemiyorum. Bu yasak kalksın mı? Yoksa biz bu yasağı hak ediyor muyuz, diye düşünmüyorum değil! Yani aslında, kalpler ve düşünceler değişmedikten sonra, yasak kalkmış ya da kalkmamış, belki de hiç fark etmiyor.



Yasaklar kalkınca, daha da Müslümanlaşacağız, diye korkuyla bekleyen bazı belli çevreler boşuna endişeleniyorlar. Zaten yasakların yoğun olduğu dönemlerde, nicelik(sayıca) olarak baş örtenlerin sayısı artmıştı. Hatta yapılan anket sonuçlarıyla endişelenmeler olmuştu. Tabii nicelik olarak artan bu durum, nitelik olarak tartışılır, bu da ayrı bir mesele.



Kısaca şöyle diyelim;



İslam’ın örnek şahsiyetleri, peygamber yarenleri, en yasak dönemlerde, işkencelerin ve zulümlerin yoğun olduğu durumlarda var olmadılar mı? Buna rağmen biz Müslümanlar neden bu derece üzülüyoruz ki? Mesele sadece okul diploması, kaygımız sadece çalışıp para kazanabilmek olmasın. Olayın bir de hikmetini bilemediğimiz birçok anlamı vardır. Zira insanların, kulluk istikametlerini kaybettikleri ortamlar, genelde yasaksız ve rahat ortamlardır. Bundandır ki sıkıntılı ortamlar, genellikle insanların inançlarını daha da müstakim hale getiriyor.



Bizler üzülmeyelim. Yasak kalkmış ya da kalkmamış. Hakkımızda hayırlısını Rabbim bilir, diyerek; iyi ile kötüyü ayıracağını söyleyen Rabbimizi dikkate almamız gerekiyor. Tabii bu fikir, mücadeleyi bırakalım, bekleyelim düşüncesini aklımıza getirmesin. Mücadeleyi bırakıp, kadere razıymış pasifliğiyle öylece kalakalmak da, Müslümanlara ardından zilleti getirir. Mücadele her zaman için kıyamete değin sürmeli. Çünkü batıl kıyamete değin, Hakkın düşmanıdır.



Evet, üzülmeyelim, yasak kalksa da başka türlü imtihanlarla karşılaşacağız elbet. Ben diyorum ki;



Rabbim hakkımızda hayırlısını bilir. Bazı alanlarda yasaklar devam etse de;



Önemli olan ne yaptığımızı, niçin yaptığımızı biliyor olmamız. Ve şu ayet;



“Allah müminleri, sizin yaşadığınız hayat tarzı üzere bırakacak değildir, sonunda Allah iyiyi kötüden ayıracaktır.”



O halde;



Allah de bırak gerisini…

 
Nurcan Haydaranlı
Bu yazı 2000 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
HİZMETÇİ Yazdı:
EĞER GERÇEKTEN İSTİYORSAN ÖLÜRSÜN, OLMAK İÇİN ÖLÜRSÜN , EĞER GERÇEKTEN İSTERSEN DAĞLAR TEPELER DÜZLÜK DENİZLER YOL OLACAKTIR İNSANA. "YA MUKALLİBEL KULUB SEBBİT KALBİ ALA DİNİK"
 
Yorumlar
hayran Yazdı:
bence ALLAH de bırak gerisini çok yerinde bir söz çünkü ALLAH herşeyi bilendir.ALLAH razı olsun.
 
Yorumlar
nuray bugday Yazdı:
yasaklar var oldukça direniş devam eder,yasakçılar bunu akıllarından çıkarmasınlar,agaç budandıkça yeşerir.kırk yaşımdayım liseye kayıt yaptırdım naber.maksat ne diploma ne para, tek maksadım malum göz zevkinizi rahatsız etmek.inananlara selam olsun.
 
Yorumlar
güzide Yazdı:
tek kelime 'süper'