Navigation


Tarih: 06 Ekim 2008 Pazartesi



ANNELER GÜNÜ
ANNELER GÜNÜ
 

Yılda bir gün de olsa, huzurevlerinin loş köşelerinde annelerini hatırlamaları Batı için önemli bir gelişme… Gerçi her işlerinde olduğu gibi bunda da samimi olup olmadıkları tartışma götürür. Çünkü tarih boyunca kadını insan yerine koymamışlar bunlar hiç; hep sıradan bir eşya muamelesi görmüş kadın. Kırk yıllık kani olur mu yani, derler ya. Birden değişip kadına değer vereceklerine inanmak zor geliyor insana…                                                                                                                           



            Önce geçmişte, bazı milletlerin kadına bakış açısına yer verip sonra da ‘’Anneler Günü’’nün mahiyetine dönmek istiyorum.                                                                



            Yunanlılarda kadın; çok hakaret görür hatta “pislik” diye anılırdı. Bütün hürriyetlerden mahrum olarak herhangi bir şey gibi alınıp satılırdı. Miras hakkı yoktu. Kendi malını kullanma hakkına bile sahip değildi. Evlilikte hiçbir söz hakkına sahip değildi.                                                                          



            Romalılarda kadın; mülkiyet hakkına malik değildi. Kazandığı her şey, aile reisinin sayılırdı. Roma kanununda köle olarak kabul edilirdi. Vatandaşlık hakkından mahrumdu, ona herhangi bir ev eşyası gibi bakılır, ev eşyası gibi alınıp satılırdı kadın.    



            Yahudilere göre kadın; hizmetçi sayılırdı. Babası tarafından satılırdı. Ayrıca bunlara göre kadın lanetli idi.  Hıristiyanlardaki durumu da diğerlerinden farksızdı. Kadının statüsünü belirlemek için 15.asırda yapılan bir toplantıda alınan karar aynen şöyleydi: “Kadın sadece bir cisimdir. Ateşten kurtulabilecek bir ruha sahip değildir. Kadınlardan sadece Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem ateşten kurtulacaktır.”



            İslamiyet’ten önce Arapların kadına bakışı da şöyle idi: Kadının fikir beyan etme hakkı yoktu. Mirastan mahrumdu, zorla evlendirilirdi. Bir adam ölüp, geriye birkaç kadın bıraktığı zaman onun en büyük oğlu, öz annesi hariç, babasının öbür hanımlarıyla evlenebilirdi. Kızları diri, diri gömerlerdi.                                       



            İşte dünya bu haldeyken, Sevgili Peygamberimiz gelip, on dört asır önce “Cennet annelerin ayakları altındadır” buyurarak kadının gerçek yerini ortaya koydu. İslamiyet’ten sonra, dünyanın en rahat anneleri İslam toplumundaki anneler oldu. Çünkü anneye hürmet dinimizin, Peygamberimizin emirleridir. Peygamber efendimiz, kadını aşağılayıcı durumdan kurtarıp, kadına yumuşak davranıp, ona iyilik etme esasını getirdi. Peygamberimizin hicretin onuncu yılı, veda haccındaki sözlerinden, son nasihatlerinden biri “Kadınlarınıza eziyet etmeyiniz! Onlar, Allah u Tealanın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olunuz, iyilik ediniz”   olmuştur. Peygamberimiz en iyi insan olmak için de, hanımına karşı faydalı olmayı şart koşmuştur. Hadisi şerifte “Müslümanların en iyisi, en faydalısı, hanımına karşı iyi ve faydalı olandır” buyurmuştur. Başka bir hadisi şerifte de “Bir erkek, hanımını döverse, Kıyamette ben onun davacısı olurum” buyurmuştur. Dinimiz, dünya işlerindeki kusuru için, dövmek şöyle dursun acı, sertçe söylenmeyi bile yasaklamıştır. Bütün bunlar insaflı bir şekilde göz önüne alınırsa, kadına kimin değer verdiği, kimin vermediği açık bir şekilde görülür.                                        Gelelim Anneler gününe… Anneler gününün esası Antik Yunan’a dayanır. İngiltere de ise, şu olay Anneler Gününün ilk nüvesi kabul edilir… 17.asırda İngiliz hizmetçilerine, lütfedip yılda bir gün annelerini ziyaret izni verdiler. Bu, zamanla adet haline geldi. Daha sonra buna kilisede izin verdi.



            İlk defa, merasim şeklinde Anna Jarvis’in önayak olmasıyla, 1908’de ABD’de bazı eyaletlerde kutlandı. Anneler Günü kutlaması 1955 de başladı. Anneler Günü artık sosyal bir vaka haline gelmiş bir adettir. Her ne olursa olsun yılda bir defa da olsa aziz varlık anne hatırlanıyor. Batı bunu dini bir vazife olarak yapmadığı için Müslümanların anneler gününü kutlamaları haram olmaz. Çünkü anneler günü adettir. Yani adette bidattır, adette bidat olduğu ve zararlı olmadığı, çirkin ve dine aykırı yönü bulunmadığı için, anneler günü tertip etmekte ve hediye vermekte mahzur yoktur. Ancak faydası olmayan adetleri almak, Batıyı körü körüne taklit etmek, onlara özenmek uygun olmaz.



            Batının anneye ve aileye verdiği değere bakacak olursak. Bir taraftan anneye, kadına önem verdiğini göstermek için anneler gününü tertip eden Batı dünyası, diğer taraftan da aileyi yok etmek için elinden geleni yapmakta… Bu insanın bindiği dalı kesmesinden başka bir şey değil. Çünkü anne ailenin temel taşıdır, aileye düşmanlık anneye düşmanlıktır.



            Bugün aileye ve aile hayatına karşı, açık veya gizli bir savaş sürdürüldüğü bilinen bir gerçek. Filmlerin, romanların, hikâyelerin, müstehcen yayınların TV’lerin esas konusu hep aile… Ailenin lüzumsuzluğu, kadın ve erkeklerin aile kurmadan da birlikte yaşayabilecekleri ve çocuk sahibi olabilecekleri hususu, devamlı gündemde tutulmakta… Fikir adamları da bu tehlikenin farkında artık… Fransız fikir adamı Paul Jant endişelerini şöyle dile getirmekte:



“Günümüzde genel ve özel teşebbüslerle meydana gelen yoksul evleri, iş evleri, anaokulları ve kreşler kadını, ailenin rahatı için faaliyet göstermektedirler. Fakat ailenin yerine cemiyetin geçtiğini ifade eden bu kurumlar, bir felaketi karşılamak için alınmış tedbirlerden ibarettir. Ancak bu tedbirler eninde sonunda ailenin ihmal edilmesini, ananın ev ile ilgilenmesini teşvik edemeyecek, tahminlerin üstünde fenalıklara sebep olacaktır.” 



            Eskiden olduğu gibi aslında Batı, kadına şimdi de değer vermemektedir. Kendi rahatlıkları için kadını köle olarak, eşya olarak görenler şimdi de süs eşyası, reklâm aracı ve ticari bir emtia olarak görmektedirler. Esas maksat zenginliklerini kullanıp lüks ve israf içinde günlerini gün etmektir. Bunlar için, birer taş bebek gibi süslenen kadın, içki âlemlerinde, kumarhanelerde, çılgın müzik eşliğinde yarı çıplak halde hoş vakit geçirme aracıdır. Böyle kimselerden kadının, ailenin korunması beklenilebilir mi? Bunlar tabii ki fuhuş özgürlüğünü, nikâhsız yaşamayı filmlerinde ve romanlarında görüp okudukları, randevu evlerinde buluşmayı teşvik edecekler, mukaddes aile yuvasına düşman olacaklar.



Kadının istismar edilerek sokağa dökülmesinin ilk defa nasıl başladığı malumdur:19.asrın ortalarına doğru kapitalist dünyada köle gibi kullanılan erkek işçiler, sömürüye isyan edince kitleler halinde işten kovuldular. Bunların yerine işe alacakları kadınların daha uysal olacakları ve daha ucuza çalışacakları kanaatiyle kapitalistler birbirine “feminist” kesildiler. Sinsi bir propaganda ile de ”kadınları, erkeklerin tahakkümünden kurtarmak gerektiğini, onların da erkekler gibi doğurmak ve yetiştirmek gibi bir göreve mahkûm esirler olmadıklarını, onların da erkekler gibi yaşamaya hakları bulunduğunu” savunur gözüktüler. Böylece gerçek niyetlerini sakladılar. Zaruret, ihtiyaç olduğunda tabiî ki kadın da çalışır. İstisnaları dışında, insanlık tarihi boyunca ailede zaten bir iş bölümü yapılmıştır.



Genellikle anne evinde, yuvasında çocuğunun eğitimi, beslenmesi, korunması, gelişmesi, yuvanın huzur ve düzenini sağlaması ile meşgulken,  baba evinin dışında mücadele vermiştir. Bütün sosyal değişmelere ve olumsuz gelişmelere rağmen aile günümüzde de karakterini korumak için direnmiştir. Gerçek mutluluktan uzak kalan aile fertleri mutluluğu serserilikte, anarşide, anti sosyal davranışlarda, alkolizmde, uyuşturucu maddelerde, suç ve cinayetlerde aramış, bunun neticesi olarak da ruhi dengesi bozuk nesiller, cemiyeti bir kanser gibi sarmıştır. Bazı yeraltı ve yer üstü teşkilatlarda bu durumu şu biçimde kullanmıştır.



            Bugün aklı başında kimseler, ısrarla ailenin yeniden güçlendirilmesi, ananın ve çocukların korunması, hiçbir sebep ve bahane ile çocukların ailenin şefkat ve himayesinden mahrum bırakılmamasını savunmaktadırlar. Fakat kaybolan değerlerin geri gelmesi çok zordur. Bunun için Batının bu durumundan ibret alıp kadınlarımıza ve ailemize sahip çıkmak zorundayız. Anneler cemiyetin temelidir. Ancak aileyi kurtaran toplumlar ayakta kalabilirler.



 



                                       Kaynak: Abdullah Yıldız     



                                      Alıntılayan: Gülhan Yüzgül  

 
Okuyucu Köşesi
Bu yazı 49 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: