Navigation


Tarih: 18 Kasım 2008 Salı



ANNEMDİ O BENİM
ANNEMDİ O BENİM
 
Annemdi o benim. Gözümde; görkemiyle konuşlanmış olan haşmetli bir dağ, omzumu yasladığım yaşlı bir çınardı. Hayrandım ona, tutkundum. Cömertti, cesurdu, mücadeleciydi, çevresinde sevilen, daima fikirleriyle ön plana çıkan, kendi kendini kabul ettiren kişiliğiyle, herkesin gönlünde taht kurmuş, ince ruhlu ve alıngan, bir o kadar da nazlı ve zeki bir kadındı. Hal ve hareketleriyle, düşünceleriyle herkesin belleğinde yer almasını bilir, hep kendinden söz ettirirdi. Çok dikkatliydi, her ayrıntıya dikkat eder hiç bir şey gözünden kaçmaz, dört dörtlük bildiğim insanlar bile, yanında hesap ederek nefes aldıklarını söylerlerdi. Güçlüydü, mağrurdu, kuru gürültüye pabuç bırakmayan, esen her rüzgâra eğilmeyen, adaletli karakter yapısıyla, mazlumların sığındığı bir limandı. Yerine göre herkesin çekindiği, saygı duyduğu, her konuda akıl danışıldığı, tecrübeli ve bilge olan biriydi.
Annemdi o benim. Sahip olduğu her şeye dört elle sarılmasıyla, özellikle çocuklarına olan düşkünlüğüyle tanınırdı. Ömrünün en yaşlı ve hastalıklı çağını, bir o kadar da kederli günlerini paylaştığım için, bana olan düşkünlüğü bu sebeple kat ve kat artarak perçinleşmişti. Bense çevresi tarafından; oldukça dindar tanınan, özellikle anne hakkından korkan, halim selim biri olduğum söylenir. Onun hiçbir zaman yanından ayrılmayan, kimseyle paylaşamadığı, paylaşmaktan mümkün mertebe kaçındığı kızıydım. Belki hikâyesinde ki kuşuydum. Uzun ve zorlu geçen hastalıklarında onunla birlikte acılarını en deruni bir şekilde hisseden, hayattan zevk almayan, biricik dert ortağıydım. Son çocuğuydum. Ömrünün en yaşlı zamanını ve bir o kadar da hastalıklı dönemini birlikte geçirdiğimiz için, beni bir nevi hemşiresi, bakıcısı, kurtarıcısı olarak görüyordu. Ve maalesef! Hayatın cilvesi olsa gerek! Hastalık psikolojisiyle kaprislerine katlanmak, olur olmaz istekleri karşısında yıpranmak da yine hep bana düşüyordu. Çevremde bulunanlar hayretle: '' Sabır taşımısın nesin?'' demekten geri kalmıyorlardı.''
Annemdi o benim. Canımdan öteydi. Dünyadaki tek varlığımdı. Arkadaşım değildi, komşum değildi. O, benim hiç kimseyi yerine koyamayacağım, hiç bir zaman ne yaparsam yapayım emeğinin altından kalkamayacağım, cennetimin bile ayaklarının altında olduğu biriydi. İsra Suresinde buyrulduğu gibi: '' Anaya babaya iyi muamele edin. Eğer onlardan biri yanınızda yaşlanacak olurlarsa, sakın onlara öf bile demeyin. Onları azarlamayın, onlara güzel söz söyleyin. Onlara acıyarak tevazu kanatlarını gerin...'' Hz. Peygambere kendisiyle herkesten fazla geçinmeye layık olan kimdir?'' Diye sorduklarında cevaben: '' Üç defa annendir, dediği kişiydi.''
Annemdi o benim. Çektiği bunca sıkıntılar, ardı arkası kesilmeyen hastane dönemleri onu; bir hayli yıpratmış, tahammülsüz bir hale getirmişti. Hırçınlığına, huysuzluğuna hep sabretmeye çalışıyordum. Biliyordum ki bu bize; Rabbimin takdir ettiği zor bir imtihandı ve ikimiz içinde sabredebilmek ise büyük bir nimetti. Elbette ki, büyük imtihanların mükâfatı da, buna oranla bil mukabele büyük olacaktı. Sıkıcı ve bunaltıcı günlerimde hep kendimi maneviyatla deşarj etmeye çalışıyordum. Yine böyle olan günlerimizden birinde teyzemle dertleştim. O kısır döngü içinde; ne yapacağımı, nasıl davranmam gerektiğini ona soruyordum. '' Üzülme diyordu. O, senin annense benim kız kardeşim, biz onu senden daha iyi biliyoruz.'' Ve sözlerine çocuklukta başlarından geçen bir anıyı anlatarak, beni bir nebze de olsa rahatlatmak düşüncesiyle devam ederek anlatıyordu. Ben ise, büyük bir merak ve iştiyakla can kulağıyla onu dinliyordum.
  '' Daha yedi sekiz yaşlarındayken annen,'' diyordu. Hastalığı çok ağır seyrediyormuş, ateşler içinde yanıyor ve sürekli sayıklıyormuş. Müzmin geçen hastalığında birden bire gözlerini yukarıya dikerek, bir o kadar da heyecanlı bir şekilde haykırmış! Kuş gördüm kuş! Onu; bana hemen getirin, diye ağlamaya başlamış. Duruma vakıf olmaya çalışan ev sakinleri; avlulu olan evlerinin ortasında yükselen, üç katlı evlerinin boyunu aşmış, görkemli ağaçlarının üstünde tünemiş olan kuşa ve birde anneme; ne yapacaklarını bilmez bir halde tuhaf tuhaf bakakalmışlar. Öyle ya! Ne ağacın en üstündeki ince dalda konaklamış olan kuşa yetişebilirler, ne de en ufak bir sallanmada kuşun uçmasını durdurabilirlerdi. Böyle bir durum karşısında aile, tamamen bir muamma içine girmişti. Annem ise, hayatı boyunca yine o enteresan seçimlerinden birini yapmış bulunmaktaydı. Bocalayan ev halkına, sözünü devamlı yaptırmaya alışmış olan annem, dişlerini sıkarak,'' Ne duruyorsunuz? Bana getirin o kuşu demedim mi?”diyerek çoktan ahı figan edip, ağlamaya başlamış. Ev sakinleri, susturmayı beceremedikleri için, çevresinde bulunanlara, ne yapacakları hakkında akıl danışmışlar. Olayı soğukkanlılıkla dinleyen ziyaretçiler, şöyle tavsiyede bulunmuşlar:
 '' Yahu bu hasta bir çocuk… Onda akıl yoksa sizde de mi yok? Gidin başka bir kuş getirin de bitsin şu iş. Yazık, dindirin artık gözyaşlarını.'' diye öğütte bulunmuşlar. Bunun üzerine derhal harekete geçen ev sakinleri; çarşıdan satın aldıkları kuşu, bir tilki kurnazlığında anneme sunmuşlar. Sunmuşlar da ne olmuş? Kuşu görünce sevineceğini sandıkları annem:
'' Bu da ne? Beni kandıracağınızı mı sanıyorsunuz? Bunun bir kere küpesi yok.'' diye haykırmış. '' Çaresizlikle yutmadığını müşahede eden ev halkı: '' Şansımızı başka bir kuşla deneyelim'' demişler. Derhal irkilen annem: '' Olmaz, onun ayağında bir kere halhal yoktu, bunun kuyruğu kısa, bunun kanatları uzun, bunun rengi açık...”diye sıralayarak getirenleri de bir bir bunalıma sokar olmuş. Akıl verdiklerini zanneden, sinir kat sayıları ha bre yükselen ziyaretçiler. '' Yahu ömrümüzde böyle bir çocuk görmedik! Kuşun bunca ayrıntısını nasıl görebilmiş. Anlamadık gitti.'' diyerek bir bir hayrette kalmışlar.
Derken günler günleri kovalamış, ama annem bir türlü iyileşmiyormuş.'' Kuş! Kuş! Kuş!'' Diye de inlemeye devam ediyormuş. Çaresizlik içinde bir arada, bir derede kalan ev sakinleri: “Bunun üzüntüsünü nasıl gidereceğiz?”diye kara kara düşünürlerken olan olmuş. Bir anda ne görsünler? Tutmayı hayal bile edemedikleri kuş, aşağı dala doğru tünememiş mi! Büyük bir sevinçle! '' İşte! Demişler fırsat, bu fırsat. İyi olacak hastanın doktor, ayağına gelir.'' Sanki memlekette bundan önemli bir mesele yokmuş gibi; dördü, beşi hışımla yan yandan kuşu avlamışlar. Hatta bu kuşatma sırasında; birinin gömleği yırtılmış, birinin kolu sıyrılmış, birinin de ayağı burkulmuş olduğu halde; vazifelerini büyük bir titizlikle yerine getirmişler. Büyük bir heyecanla, kendilerinden emin, sevinçli bir şekilde arayıp da bulamadıkları kuşu; kıskıvrak tuttuklarına inanamadıkları halde, anneme doğru ilerleye durmuşlar bizim kazazedeler.
İlerlemişlerde ne olmuş? Hiç bir şeyi beğenmeyen, her şeye bir kulp koşan annem; bir kuşa bakmış, bir de kendisi için çırpınan ailesine. Yüzü bir anda kıpkırmızı olmuş ve adeta burnundan soluyormuş. '' Olmaz, asla kabul etmem bunu. İstemiyorum, asla! ''demiş. Ne olduğunu anlayamayan, sinirden küçük dillerini yutan bizim kazazede aile fertleri, yerlerinde dona kalmışlar. '' Ne oldu? Niye istemiyorsun? Görmedin mi? Bu senin kuşun. Senin yüzünden hayatımızı tehlikeye attık hepimiz. Hani tanıyordun? '' Diye kendisine çıkışan aile fertlerine, filozof bakışlarıyla bakan annem bir çırpıda ki cevabı: '' Kabul etmem tabi, etmeyeceğim, tamam, o kuş, ama... '' demiş. '' Yukardayken yakalasaydınız? Ordayken niye tutamadınız? '' deyivermiş.
İşte böyle Sevgili Kardeşlerim! Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
'' Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.'' Kolay insan olmak, o kadar da zor değil. Öyle değil mi? Halen hasta olan anneme dua etmenizi de sizden ayrıca istirham ederim. Yüce Allah (c.c) herkese ulvi bir makam olan anneliği, tüm evlatlara da ebeveynlerinin kıymetlerini bilmeyi, gönüllerini hoş tutup dualarını almayı nasip etsin. VESSELAM…  
 
Sema Çetin
Bu yazı 1432 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
güldoktorun Yazdı:
Türkiyenin genç yazarların başarılarına çok ihtiyacı var sizin bu ihtiyaçların giderilmesine büyük bir katkınızın olacagını düşünüyorum daha yolun başında iken bile verdiginiz mücadele azim ve çabalarınızdan dolayı teşekkür ediyorum yazılarınızdaki edebi ve ahlaki bilgilerin şairane bir uslupla adeta dizelendirilmesi ilerki yıllarda roman ve hikaye usluplarında reforum getirecegine inanıyorum özellikle toplumumuzun en büyük yarası haline gelen annelerimiz kadınlarımız kızlarımız toplum ahlakı yönünden bir annenin en muzip şekilde anlatılması önemsemesi konusunda annemdi o benimm yazınızı en son kılasiklere ilerde yer alması dilegiyle başarılarınız devamını kutluyorum yazılarınızın gözlem tahkik konularından bir doktor psikolok gibi insanların adeta iç dünyasınıda dışarıya dökerek adeta genel bir ckup yaptıgınızı görüyorum hayatınızdave yazılarınızda başarılar diliyorum...
 
Yorumlar
www.akcakale.tv(halil) Yazdı:
teyzemdi o benim dedirtilecek kadar güzel yazmışsınız bir gün bende baba olursam sizin gibi bir kadın almak isterdim yazılarınızdaki mizahi ölçü bana kendi yazılarımdada yön verecektir başarılarınızın devamını dilorun annanize şifalar...
 
Yorumlar
melih Yazdı:
yazını okudum sema hanım allah(cc) inşallah annelerimize acil şifalar verir allah yar ve yardımcın olsun
 
Yorumlar
selena Yazdı:
ışıkları ne kadar saklarsanız okadar görünür.Böyle bir ışıgın kaynagını artık görmemek tanımamak mümkün degil bu mümvalde bir deniz fenerini andırıyorsunuz nice mücevherleri cevherleri bir inci tanesi dizimiyle yazılarınızada çıkarmak dilegiyle yolunuzda başarılar diliyorum.
 
Yorumlar
ruhavi Yazdı:
Ellerinize, gönlünüze, kaleminize sağlık Sema Hanım..
Rabbim annenize acil şifalar ihsan buyursun inşallah..
Bundan sonra yazılarınızı okur yorum da yazarım :)
Kolay Gelsin..

R.R
 
Yorumlar
zeynep içen Yazdı:
yazınızı okudum gerçekten çok beğendim allah razı olsun çabalarınızdan dolayı rabbim yar ve yardımcınız olsun selamün aleykum
 
Yorumlar
HAYRANINIZ Yazdı:
Rüzgarın yönünü değiştirmediğin zaman yelkenlerini rüzgara göre ayarla çünkü dünya karşılaştığın fırtınalarla değil gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir.Bir erkeği eğitirseniz tek bir insan eğitmiş olursunuz bir kadını eğitirseniz bütün bir aileyi eğitmiş olursunuz. Ne mutlu size. Kendinizle gurur duymalısınız.



 
Yorumlar
CENGİZ Yazdı:
Thomas Carlyle : Tecrübe, öğretmenlerin en iyisidir. Yalnız okul masrafı ağırdır. Milton Greenblatt: İlk başta anne-babalarımızın çocukları,sonra çocuklarımızın anne-babası oluruz. Daha sonra anne-babamızın anne-babası, En sonunda da çocuklarımızın çocukları oluruz.
Sizin gibi ilimli birine ilimle cevap vermek istedim.
 
Yorumlar
Nesrin Yazdı:
Yazınızı okurken çok duygulandım, anne olmam dolayısıyla beni derinden etkiledi. Allah herkese annelerin ve büyüklerinin gönlünü yapmayı, dileklerini yerine getirmeyi nasip etsin. Rahatsız olan annenize de acil şifalar diliyorum arkadaşım.
 
Yorumlar
Meral Yazdı:
CANIM ARKADAŞIM SENİN BÜYÜK BİR İNSAN OLACAĞIN BELLİYDİ. AMA SENDEN BİR İSTEĞİM VAR. ÇİZGİNİ VE YOLUNU KAYSETTİRMELERİNE HİÇ BİR ZAMAN İZİN VERME!
 
Yorumlar
ADI BENDE SAKLI Yazdı:
Hayata karşı güvenlerini sonuna kadar saklayabilen iyimser insanlar,daha çok iyi bir anne tarafından büyütülmüş olanlardır ve büyük başarılar değerli annelerin yetiştirdikleri seçkin çocuklar sayesinde olmuştur. Allah yolundaki çabalarınıza hız katmanız dilegiyle..

 
Yorumlar
BEYZA Yazdı:
BEN SEMBOL GAZETESİNDEDE OKUMUŞTUM. YİNE DİYORUM SİZE ZEKİ ANANIN ZEKİ KIZI. YAŞAYANDA GÜZEL ANLATANDA GÜZEL. ANNENİZ SİZİN GİBİ BİR KIZI OLDUĞU İÇİN ALLAH'IN BAHTİYAR BİR KULU OLMALI. BAŞKA ANILARINIZI DA KALEME ALMANIZI BEKLİYORUZ.
 
Yorumlar
Yazdı:
allah senin de annene benim de anneme ve tüm hastalarımıza hayırlı şifalar versin inşallah istanbuldan ayşe