| ASKERİ HAREKAT |
Hamd alemleri var eden, insanı en şerefli bir konumda yaratan, ona irade bahşeden Allah'a mahsustur. Salat-ı selam ise alemlere rahmet olarak göndermiş olduğun elçiye ve elçilere onların ailelerine, onların arkadaşlarına, onları kendilerine örnek alıp arkalarından giden bütün insanlığa olsun. Safevan (1. Bedir) Harekatı (Eylül 623) Hicretin 13. ayında düzenlenen ve “ilk Bedir seferi” ismiyle de anılan bir harekattır. Bedir bölgesine düzenlendi. Harekatın amacı, Medinelilerin deve ve sığırlarını çalan Kurz b. Harise'yi yakalamak ve hayvanları almaktı. Harekatın komutanı bizzat Resulullah idi. Resulullah'a vekaleten Zeyd b. Harise Medine'de kaldı. Kurz b. Harise arandı, ancak bulunamadı. Fakat bu harekatla, Müslümanların kendilerine yönelik düşmanca girişimler karşısında sessiz kalmayacaklarının mesajı açık veya gizli tüm düşmanlara bir kez daha verilmiş oldu. Zu'ı'u Şehre Harekatı (Kasım 623) Hicretin 16. ayında Mekke ile Medine arasında bir bölge olan Yenbü bölgesine düzenlendi. 150-200 kişiden oluşan birliği Resulullah komuta etti. Harekatın amacı Mudlic ve Damra kabileleriyle dostluk anlaşması yapmaktı. Harekat planlandığı gibi yürütüldü ve gerekli anlaşmalar yapıldı. Nahle Harekatı (Savaş:27 Ocak 624) Hicretin 7. ayında Mekke yakınlarındaki Nahle bölgesine düzenlenen bir harekattır. Abdullah b. Cahş'ın komutasındaki 8 veya 12 kişiden oluşan birlik Nahle'ye gönderildi. Birlik, Nahle'ye vardığı zaman Taif’den dönen Mekke kervanıyla karşılaştı. Müslümanlar kervana saldırdılar. Çıkan çatışmada bir müşrik öldürüldü, ikisi esir alındı. Kervan Müslümanların eline geçti. Birlik Medine'ye döndüğü zaman, Resulullah ne malları ne de esirleri kabul etti. Gerçekleşen çatışmayı hoş karşılamadı. Çünkü çatışma Arap geleneğinde önemli bir yeri olan haram aylarda gerçekleşmişti. Resulullah bu durumun bütün düşmanlar tarafından Müslümanların aleyhine kullanılacağını düşündü. Düşündüğü gibi de oldu. Mekke müşrikleri Müslümanları saldırganlıkla suçlayıp aşağılarken, Yahudiler de Müslümanları geleneklerine uymamak, kan akıtmaya eğilimli ve tecavüzkar olmakla suçlayıp aşağıladılar. Bir kaç koldan yürütülen menfi propaganda son derece etkili oldu. Çünkü gerçekten de gerçekleştirilmiş bir saldırı vardı ve saldırı haram aylarda olmuştu. Saldıran taraf da Müslümanlardı. Bu durum Müslümanları oldukça üzüp, sıkıntılara sevk etti. Kendilerini savunmakta zorlandılar. Ancak ilahi irade işe müdahale etti ve sorunu çözdü. Vahyolunan bir ayet konuyu açıklığa kavuşturdu: "Sana haram aydan ve onda savaşmanın doğru olup olmadığını soruyorlar. De ki: "Haram ayda savaşmak büyük günahtır. Ancak (insanları) Allah yolundan çevirmek, Allah'ı inkar etmek, Mescid-i Haram'ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak; bunlar Allah katında daha büyük bir günahtır". (Ey iman edenler! O düşmanlarınız) eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşırlar. Sizden kim, dininden dönerse ve kafir olarak ölürse, böylelerinin yaptıkları işler dünyada da ahirette de geçersiz sayılmıştır. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar".(Bakara:217). Bu ayetle Müslümanları saldırgan olmakla suçlayanların bizzat kendilerinin saldırganlıklarıyla ilgili örnekler veriliyordu. Haram aylarda savaşmanın doğru olmamasına rağmen, insanları sırf inançları nedeniyle sıkıntı vermenin, işkence etmenin, hakikati inkar etmenin daha büyük günah, daha büyük hata olduğunu, bu nedenle Müslümanların aleyhine propaganda yapanların öncelikle kendilerini gözden geçirmeleri gerektiğini bildiriyordu. Ayrıca müşriklerin kendilerinde gerekli güç ve cesareti bulsalar, hiç bir kural ve yasak dinlemeden Müslümanlara saldırıp hepsini kılıçtan geçirmenin arzusunu taşıdıklarını da açıklıyordu. Bu, müşriklerin iç dünyalarını deşifre etmesi nedeniyle önemliydi. Bu açıklama etkili de oldu ve müşrikler Nahle harekatını bahane ederek islam ve Müslümanların aleyhindeki konuşmalarından vazgeçtiler. Ayetle Nahle harekatının neden olduğu problem Müslümanlar açısından çözüme kavuşturulup da asıl mahcup taraf müşrikler olunca, Resulullah daha önce kendisine takdim edilen ve almayı reddettiği kervan malını Müslümanlar adına kabul etti, ele geçirilerek Medine’ye getirilen iki Mekkeliyi de esir olarak kabul eti. Ancak Bedir sonrasına kadar esirlerin hukuku konusunda karara varmadı. Bedir sonrasında esaretten kurtulmak için fidye kabul edildiği için bu iki esir de fidye karşılığında serbest bırakıldı. Bu arada yaşanan bir olay ise İslam’ın savaşa ve insana bakışını göstermesi açısından önemlidir. Nahle harekatında esir olarak alınanlardan biri de Hakem b. Keysan idi. Esirler Medine’ye getirilince Resulullah onlara uzun uzadıya İslam’ı anlattı. İslam'a davet etti. Fakat bu durumu Hz. Ömer bir türlü kabullenemedi. Özellikle Hakem b. Kays'ı kastederek; "Ey Allah'ın Resulü ! Bunlarla niye konuşup kendini yoruyorsun? Vallahi bunlar hiç bir zaman Müslüman olmazlar. Müsaade et bana bunların boyunlarını vurayım bunlar cehenneme gitsinler" diyerek tepkisini açığa vurdu. Fakat Resulullah müsaade etmedi. Takip eden günlerde Hakem’e sabırla İslamı anlatmaya devam etti. Dinlediklerinden etkilenen Hakem Müslüman oldu ve esaretten kurtulması için yakınları tarafında fidyesi gönderilmiş olmasına rağmen Mekke'ye dönmedi, Medine'de kaldı. Bu durumu Hz. Ömer şöyle anlatmıştır: Hakem’in Müslüman olduğunu görünce, bütün gelmiş ve gelecek şeyler beni rahatsız etmeye başladı. Kendi kendime; "peygamber benden daha iyi bilirken ben nasıl ona karşı bir konuda ısrarda bulunabildim?" diyordum. Sonra da; benim amacım ancak Allah ve Resulü içindi, diyerek kendimi rahatlatmaya çalışıyordum. Hakem Müslüman oldu ve Vallahi güzel de bir Müslüman oldu. Allah yolunda çokça cihat etti. Nihayet Bi'r-i Maune'de şehit düştü. Resulullah kendisinden hoşnut oldu. Yukarda bahsettiğimiz olaydan da anlaşılacağı gibi İslam düşmanları Müslümanların hataya düşmesini büyük bir sabırsızlıkla bekliyorlar. Eğer Müslümanlar dikkatli ve ferasetli davranmazlarsa hataya düşecekler ve bu durumda İslam düşmanlarının eline geçmiş bir fırsat olacak. Dolayısıyla da bu fırsatı Müslümanlara karşı sonuna kadar kullanacaklar. Bu günümüz içinde geçerli bir durumdur. Müslümanlar olarak bizler Allah'ın kurallarının dışında hareket edersek onların eline fırsat vermiş olacağız. Vereceğimiz bu fırsatı ise bizleri yıpratmak için kullanacaklar. Bu yüzdendir ki Mümin dinine karşı çok dikkatli ve hassas olmalıdır. Bu hem takvasını korumak için gerekli, hem de etrafındaki diğer kişilere örnek olmak açısından önemlidir. Örneğin Müslüman bir şahsiyetin asla yalan söylememesi gerekir (yalan insanlık açısından da kınanan hoş olmayan bir ahlaktır) yalancılar Allah’ın düşmanıdır.Lakin bir Müslümanda görülen bu kötü ahlak hemen bütün Müslümanlara mal edilir ve bu durumundan onları incitecek, kınayacak ve bak işte Müslümanlar böyle kendi kınadıkları şeyi kendileri yapıyorlar diyerek olayı kendi lehlerine çevireceklerdir. Resulullah’ın ganimetleri almaması esirleri esir olarak kabul etmemesi, daha sonra ise esirlere iyi muamele edip onlara İslamı tebliğ etmesi ise adalet konusunda Resulullah’ın ne kadar dikkatli olmasını kanıtlar. Belki de onun yerinde bir başkası olsaydı esirleri sürekli aşağılar, onlara kötü muamele eder ve hatta en ağır işlerde çalıştırırlardı. Ama Allah Resulü öyle yapmıyor onlar esir olabilirler, lakin insanlar, insan gibi muamele görmeliler. Hz. Ömer’in tutumuna gelince bir insanı öldürmek işin en kolayıdır, ama onu İslam’a, topluma kavuşturmak daha kıymetli bir iştir . Allah bir ayeti kerimede: "Bir insanı öldürmek bir toplumu öldürmek gibidir" buyuruyor. Zaten Hz. Ömer de tutumunun yanlış olduğunu söyleyerek pişmanlığını dile getiriyor. Evet değerli kutlu iz okuyucuları Allah’ın izniyle gelecek sayımızda tarihin en şanlı savaşı olan Bedir’den bahsedeceğiz. Şimdilik sizi Rahman ve Rahim olan Allah'a emanet ediyorum. |
| Emine Güneş |
| Bu yazı 192 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi