| AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ |
| Vahyin izinde
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Çeşitli aşamalardan geçirerek yaratan (mü’minun/ 14), dilememizi dileyerek şeref bahşeden, ayrıcalıklı kılan, yaratıp kendi haline bırakmayan Allah’ımıza hamdü senalar olsun! Kuşkudan uzak olduğu gibi, mutlak doğru, kerim kitabımızın ete kemiğe bürünmüş şekli olan Allah’ın Resulü efendimiz, önderimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’ya tüm peygamberlerimize âline ashabına yeniden dirilişi hesaba katarak yaşayanlara salât selam olsun. ÂMİN 29- Onlar "Hayat, sadece dünyadaki hayatımızdan ibarettir, bir daha diriltilecek değiliz " dediler. 30- Onları Rabblerinin huzuruna çıkarıldıkları zaman keşke görsen! Allah, onlara "yeniden dirilmek gerçek değil miymiş?"der. Onlar "Rabbimiz hakkı için, evet" derler. Allah da onlara "O halde inkârcılığınızdan dolayı azabı çekiniz" der. 31- Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten mahvolmuşlardır. Sonunda Kıyamet günü ansızın gelip çatınca sırtlarında taşıdıkları günah yükü altında "Eyvah, dünyada kaçırdığımız fırsatlara!"derler. Hey, sırtlarında taşıdıkları o yük, ne kötü bir yüktür! 32- Dünya hayatı, oyundan ve eğlenceden başka bir şey değildir. Oysa günahlardan sakınanlar için Ahiret yurdu daha hayırlıdır. Buna aklınız ermiyor mu?” En’am Suresi-29-32 Değerli Genç Tefekkür dostları iman etmeyenlerin en büyük problemlerinden biri de yeniden diriliş konusudur. Yeniden dirilmeye, tıpkı ilk defa yaratıldıkları gibi hayat bulacaklarına inanmayan insanlar, yeniden diriliş gerçekleşip hesap- mizan kurulmayacaksa ne diye iman etsinler ki? Hayat bu dünyadakinden ibaretse neden şerefli, haysiyetli, namuslu, onurlu, erdemli olunsun ki? Düşünsenize sadece bir tadımlık hayat! Sonrası yok. Kişisel hazların – isteklerin, gücü yettiği kadar sömürülerin önüne neden setler konsun ki? Sadece bu dünyadakinden ibaretse yaşam? Neden en iyiler, en gözdeler onun olmasın ki? Bu neden sorularının ardı arkası gelmeyecektir. Her şeyin ben merkezli yaşandığı bir dünyada güvenden, emniyetten, rahattan, huzurdan iz aramak nafile bir iş olmaktan öte gidemeyecektir. Yeniden dirilmeye iman etmeyenler, bir tadımlık hayatlarında diledikleri gibi yaşama isteklerinin önüne geçecek hakikati getirenleri susturmak için epey emek harcamışlardır. “kimmiş bu çürümüş kemiklere can verecek?” sorularıyla hayata dair tasavvurlarını yanlış kurgulamışlardır. Yanlış tasavvur eylem bazında kendini gösterdi. Sonuç “biz diriltilecek değiliz” sözü onların zikirleri oldu. Ayeti kerime, onlar daha kendi zikirleriyle oyalanırken “biz diriltilecek değiliz” sözü ile yalanlayıp dikkate almadıkları ahiret hayatını gözler önüne serer. Allah Azze ve Celle’nin huzurundan başka gidilecek yer kalmadığı güne gidilir. Onlar kendi oyalana geldikleri, tadını çıkarmaya çalıştıkları aslı ve maksadı imtihan olan bu dünya hayatından birden bire Allah’u Azimüşşan’la yüzleşirlerken bulurlar kendilerini! 30- Onları Rabblerinin huzuruna çıkarıldıkları zaman keşke görsen! Allah, onlara "yeniden dirilmek gerçek değil miymiş?"der. Onlar "Rabbimiz hakkı için, evet" derler. Allah da onlara "O halde inkârcılığınızdan dolayı azabı çekiniz" der. Keşke görsen onların keder, utanç ve mahcubiyetlerini… Allah; “bu gerçek değil mi?” der, onlar da büyük bir üzüntü içinde suçlarını kabul ederler. “Rabbimiz hakkı için gerçek”. Tüm inkârlarınız, yalanlamalarınız, küçümsemeleriniz, gurura kapılmalarınız, büyüklenmeleriniz ve yüz çevirmeleriniz için azabı tadın! Hesap vermeyi yalanladığınız için tadın azabı. Zulümleriniz, zorbalıklarınız, sömürüleriniz, sorumsuzluklarınız, ahlaksızlıklarınız, yalanlarınız, iftiralarınız için tadın azabı! 31- Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten mahvolmuşlardır. Sonunda Kıyamet günü ansızın gelip çatınca sırtlarında taşıdıkları günah yükü altında "Eyvah, dünyada kaçırdığımız fırsatlara!"derler. Hey, sırtlarında taşıdıkları o yük, ne kötü bir yüktür! “Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar doğrusu kaybedenlerdir.” Kur’an-ı Kerim bize Ad, Semûd, Nuh, Lut kavimlerinin, firavunun, Eyke ahalisinin ve benzerlerinin yalanlamalarından, inkârlarından ötürü helaklerini anlatır. Buna karşılık Hz. Davud gibi, Hz. Süleyman ve diğer peygamber ve salih kullar ise yeniden dirilişe iman edip Allah’ı sürekli zikrettikleri ( hatırdan çıkarmayarak, sorumluluklarını yerine getirdikleri) için ve O’na sürekli yöneldikleri için daha dünyadayken Allah’ın lütfu ve ikramıyla karşılaşmışlardır. Yardım görmüş güç ve iktidar sahibi olmuşlardır. İman ehli ve inkâr ehli daha dünyadayken iş ve eylemlerinin karşılığını almaya başlıyorlar. Tabii ebedi karşılığın tadı ve lezzetini tasavvur edemeyeceğimizi bizzat Kur’an’ın kendisi dile getirmektedir. “Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar doğrusu kaybedenlerdir ki kıyamet saati onlara ansızın gelince ağırlıklarını - günahlarını yüklenerek: “dünyada işlediğimiz kusurlardan ötürü yazıklar olsun bize derler. Büyük düşünemedikleri için kaybetmişlerdir. Dünyadayken yüklenmiş oldukları günahlara mı üzülsünler, ya da kaçırdıkları rıza ve cennete mi üzülsünler, ya da yanacakları ateşe, azaba mı üzülsünler? Rıza ehli ise, hayatı dünyadakinden ibaret saymayıp, önceden elleriyle takdim ettikleri şeylere büyük dikkat ve özen gösterirler. Dünyayı kesinlikle ahiretin tarlası bilirler, meyveleri cennette toplanmak üzere bol bol salihat ekerler. Ellerindeki fırsatsızlıkları bile fırsata çevirirler. Rıza ehlinin dayandığı güç bitimsizdir. Onlar geçici olanlara bel bağlamaz, onlarla güçlü olacaklarına inanmazlar. Nitekim insana verdiği değeri hiçbir dünyalığa değişmeyen bir önderin takipçileridirler. Mekke yeni feth edilmişti, düne kadar büyük bir kinle İslam’a saldıranlar bugün Müslüman olmuşlardı. Mekke’nin fethinden hemen sonra Huneyn savaşına gidildi. Hevazin ve Sakif kabileleri zorlu bir süreçten sonra yenilgiye uğradılar ve kaçtılar. Savaş meydanında yirmi dört bin deve, kırk binden daha fazla koyun, dört bin ölçek gümüş ve altın, bin kadın ve çocuk bırakmışlardı. Resulullah mal sahipleri tevbe edip, geri dönerlerse mallarına kavuşsunlar diye ganimete on günden fazla ellemedi, taksim etmedi. Kalpleri İslam’a ısındırılanlar ganimetten ilk payı alanlar oldular. En büyük payı alanlar da yine bunlar oldu. Ebu Süfyan yüz deve ve kırk ölçek gümüş aldı. Oğlu Muaviye için ganimet isteyince ona da aynı sayıda deve ve aynı sayıda gümüş verildi. Oğlu Yezid’e ganimet isteyince aynı miktarı ona da verdi. Vadi dolusu ganimet Kureyş’e ve diğer kalpleri ısındırılmak istenen Araplara dağıtılmıştı. Ensara hiçbir şey verilmedi. Bu durum onlara ağır geldi. İslam’ın en zor zamanlarında tüm güçlüklere göğüs germiş İslam’a fayda sağlamış Ensar, peygamberin kavmine kavuştuğunu düşünmeye başlamıştı. Bu durumdan haberdar edilen Resulullah, onları topladı ve onlarla konuştu; “Nefislerinizde bana karşı –ey Ensar – dünya malı için kırgınlık mı buldunuz? Ben o mallarla Müslüman olmuş bir kavmi ısındırdım. Sizi ise Allah’ın size taksim ettiği İslam’a terk ettim! Razı olmaz mısınız? Ey Ensar topluluğu, insanlar evlerine koyun ve deve ile dönüp sizler ey Ensar topluluğu evlerinize Allah’ın Peygamberiyle dönmeye razı olmaz mısınız? Nefsim yed’i kudretinde olana yemin ederim ki, bütün insanlar bir vadide, Ensar da başka bir vadide yürüse ben Ensar’ın vadisini takip ederim. Hicret olmasaydı ben Ensardan biri olurdum. Allah’ım Ensara, oğullarına, oğullarının oğullarına merhamet et.” Dedi. Ensar ağlamaya başladı. Öyle ki ağlamaktan sakalları ıslandı. Onlar buna razı olmuştu. Bundan daha büyük saadet olamazdı onlar için. Allah ve Resulünün onların payına düşmesi hiçbir dünyalıkla mukayese edilemezdi. Ama bu duruma sevinenler de ancak Ensarın imanına sahip olanlar olabilirdi, başkası değil. İşte sorumluluk ahlakına dair anlatılabilecek muazzam bir örnek! Bu dünya ne ki? Bir imtihan yeri! Sorumluluk kuşanma yeri. Öldükten sonra dirileceklerine iman edenler, bir insanın kendileri sebebiyle imana gelmesini yeryüzünden ve içindekilerinden daha hayırlı bilirler. Ben kurtulayım diğerleri beni ilgilendirmez diyemezler. Her çağın Sahabesi ve her çağın Muhaciri ve yine her çağın Ensarı olacaktır. Bu üçünden biri olabilmek ya da hiç değilse bunlara yardım edenlerden olabilmek ciddi manada ahiret günü, karşılık günü inancı gerektirmektedir. Kişinin işi onun kişisel ayinesidir. İnsan yaptıklarına ya da yapmaması gerekenlere bakarak ahiret gününe inancının ne boyutta olduğunu görebilir. Bu arada şunu da söylemeden geçemeyeceğim; Hudeybiye ganimetinin bu şekilde taksiminden kısa bir süre sonra İslam ordusu otuz bin kişi ile Tebük savaşına çıkar. Havanın aşırı sıcak olduğu bir dönemdi ve üç kişi bir deveye ancak sırayla binebiliyorlardı. Resulullah ganimetlerin dağıtıldığı gün “Bunlar ilerde İslam ordusuna gerekli olabilir” düşüncesiyle ganimete el koymadı. O gün kalpleri ısındırılması gerekenler için ne yapılması gerekiyorsa onu yaptı. Yarına dair bir bilgiye sahip değildi. Ki, yarının bilgisi sadece Rabbimize aittir. Belki de yarın hiç olmayacaktır. Fırsat eldeyken kaçırılmamalıdır. Yeniden dirilişe imanın, sözde mi özde mi olduğu ispat ister. Resululah’da en güzel şekilde örnekliğiyle ispat etmiştir. İşte yeniden diriliş gerçeği ancak bu kadar yaşama dökülebilinirdi. Resulullah yol açtı, iz bıraktı. Açtığı yoldan, izini takip edenler ahiret gününe gerçek manada iman edenler olacaktır. Sözde iman edenler ise yaşamlarına ancak bu dünyadakinden ibaretmiş gibi devam ederler. 32- Dünya hayatı, oyundan ve eğlenceden başka bir şey değildir. Oysa günahlardan sakınanlar için Ahiret yurdu daha hayırlıdır. Buna aklınız ermiyor mu? Rabbimiz aklımızı erdir. İmanı bize sevdir. Seninle yüzleşmeyi hesaba katarak yaşayanlardan olabilmeyi nasip et. Elimizden tut. Üzerimizdeki ölü toprağını silkeleyebilmemiz için bize yardım et, elimizden tut. İşimizi bize kolaylaştır. Birbirlerine yardım eden iman halkasının, salih kullarının arasına kat elimizden tut. Ve bizi affet Rabbimiz! Sen bizim Mevla’mızsın. Tut elimizden! Âmin. SADAKALLAHULAZİM |
| Ayse Üzümcü |
| Bu yazı 721 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi