| AYIPLAR ÖRTÜLMEK, KUSURLAR DÜZELTİLMEK İÇİNDİR |
| Bismillahirrahmanirrahim
Ezelde ve ebedde var olan, varlığı kendinden olan, dilememizi dilediği için eşrefül mahlûkat olduğumuz Allah’ımıza sayısız hamdü senalar olsun. İrademizi ellerimize verip seçmeyi bize bırakan, lakin “şah eser” olarak yaratılan insanın doğruyu seçmesine rehberlik eden Allah’ın Resulü, insanlığın rehberi, örnek edinilesi yaşamıyla seçkin kılınmış, önderimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimize, tüm peygamberlerimize, itaatkâr ailelerine, arkadaşlarına ve kadim zamanlar boyunca mü’min olabilme azmi - gayreti içinde olan insanlara salât ve selam olsun.(âmin) Mü’min olabilmek, Allah’ın dilediği gibi olmaktır. Allah’ın dilediği gibi olabilmek, bizzat Allah’ın muradını ve maksadını ( Kur-an’ı Kerim’e göre) iyi anlayabilmekle mümkün olabilecektir. Bu ayki konumuz ayıplar ve kusurlar üzerine. Bu konuda ve her konuda Kur -ani bir bakış açısı yakalayabilmemiz için Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun.(âmin) “Siz ey iman edenler!(birbiriniz hakkında kötü) zandan şiddetle kaçının! Unutmayın ki, zannın bir kısmı ağır vebaldir! Birbirinizin gizliliklerini de asla araştırmayın ve arkanızdan birbirinizi çekiştirmeyin! İçinizde ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanan biri var mı? Bakın tiksindiniz işte! Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincine varın! Kuşkusuz Allah tövbeleri kabul eden sınırsız bir rahmet kaynağıdır.” (Huccurat suresi /12) “Müminler arasında hayâsızca söylentilerin yayılmasından hoşlanan kimseleri, bu dünyada da ahirette de can yakıcı bir yalnızlığa terk edeceğiz. ( bir şeyin içyüzünü ) Allah bilir, fakat siz bilmezsiniz.” (Nur suresi /19) Değerli Tefekkür Dostları, Allah Teâlâ toplumun ahlaki yapısının korunması adına Kur’an’ı Kerim’de değişik ayetlerde müminlere zandan kaçınmalarını, bir birlerinin arkasından çekiştirip, gıybetlerini yapmamalarını kötülüğü ve hayâsızlığı yaymamalarını, kaş göz işaretiyle birbirleriyle alay etmemelerini istemiştir. Zan, aslı, hakikate yakın olsa dahi delili olmayan sanıdır. Çoğu defa karşı tarafa duyulan ilgi ile paralel bir yapısı vardır. Kişinin kendi dışındaki insanları, olayları kendine göre yorumlamasıdır. İyi biliyorsa, iyi, kötü buluyorsa kötü sanılar olağandır. Bu sanılar, zanlar, olaylar karşısında pozisyon belirlemede etkin role sahiptir. O yüzden Allah’u Teâlâ zannın birçoğunu günah olmakla nitelemiştir. “Bir kavme olan kininiz sizi aşırı davranmaya sürüklemesin” ayeti kerimesinin ışığında daha iyi anlayabiliriz ayeti. Su-izan ( kötü zan) la her duygu ve düşüncenin birçoğunun sonu, suizan edilen ya da edilenlere karşı eylem ve tavırlarda aşırılıktır. Halk arasında “ekşimişini çıkardı” söylemi tam da bunu ifade etmektedir. “Zandan kaçınmakla birlikte birbirinizin kusurunuzu araştırmayın.” Ayeti kerime kesin yasak emrini veriyor, “araştırmayın”. Bu konuda Resululluh’tan birçok rivayet mevcuttur; “Bir kul bu dünyada başka bir kulun günahlarını örterse kıyamet gününde Allah da onun günahını örter.” “Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah’u Teâlâ(C..C) da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah(C.C) da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir. ” Resulullah’ın diliyle de müjde veriliyor ayıpları örtenlere. Günün birinde bir hanım dönemin kadısına bir arzuhalini bildirmek üzere gider. Tam kadı efendiyle konuştuğu sırada yellenir. Kadı efendi hanımın çok utandığını fark edince; “kızım biraz yüksek sesle konuşur musun?” diye atılmış. Anlayacağınız kadı efendi ağır işittiği için hiçbir şey duymadığını ifade etmeye çalışmış. Ve anlatılanlara göre ömrünün sonuna kadar o hanımı nerede görse ağır işitiyormuş gibi yapmış. Ayıp örtmek böyle olsa gerek. İnşallah imtihan sahasında bulunan bizler de ayıpları örten ve örtülenler oluruz. (âmin) Resulullah; “ayıpları örtmede gece gibi olunuz” buyurarak ayıpların örtülmesinin önemine dikkat çekerek hiç olmamış gibi davranılmasını istemiştir. Aslında insanlar kendi hatalarının peşine düşerlerse başkalarının hatalarına ayıracak vakit bulamayacaklardır. Söz buraya gelmişken pek tabiî ki ayıplar örtülecek hem de gece misali ancak; hatalara kusurlara göz yummak ne kadar doğrudur? Asıl olan, hataların kusurların ifşa olunmamalarıydı, deşifre edilmemeleriydi. Yani mümin kardeşinin hatasının düzeltilmemesi ona iyilik midir? Ya da iyilik adına işlenen gaflet midir? Tabii ki bir mümine düşen ayıbı örtmek, hataları kusurları halka ifşa etmeden düzeltmeye çalışmaktır. Yoksa mümin kardeşinin hatasını, kusurunu düzeltmeye çalışmadan gizlemek, hem ona hem de iyilik adına hatayı gizleyene zarardan başka bir şey getirmeyecektir. Çünkü artık ses çıkarılmayan hata ve kusur onda karakter haline dönüşmüştür. Şüphesiz Allah’u Teâlâ’nın muradı bu değildir. Evet, “dost acı söyler” ki düşman sevinmesin. Bazılarımızın en yakındığı konulardan biri de “şimdilerde kimseye bir şey söylenmiyor” “ kimse kimseyi uyaramıyor” oluşudur. Acaba hata, kusurları yüze karşı söyleyende mi, söylenende mi? Zaman zaman ikisinde de olabiliyor ya da söyleyen de olabiliyor. Bir iş asla yapılmış olsun diye yapılmamalıdır! İş, nasıl yapılması gerekiyorsa öyle yapılmalıdır. Dostumuzun, kardeşimizin kusurunu, hatasını özenle – titizlikle ondan uzaklaştırmalıyız. İncitmeden, kırmadan, nazikçe. Tıpkı Hz Hasan ve Hz. Hüseyin gibi. Hani yaşlı bir amcadan nasıl doğru abdest alınır, hakemlik etmesini istemişlerdi ya aynen onun gibi. İnsanlar zannın peşine düşüp, objektif (tafrasız) bir bakış açısını kaybedip, kusur aramaya devam ettiği müddetçe de kardeşinin ölü etini yiyen birinin yaptığı iğrenç ötesi işin aynısını değişik bir versiyonla piyasaya sürer. “Gıybet” hastalığının tedavisi, en önemli reçetesi ayetin baş tarafının anlaşılıp gündeme sokulmasıyla başarılabilinecektir. Zann ve kusur arama hastalığından kurtulamayan, işkembe-i kübra’ya sığdıramayacaktır sanılarını –biriktireceği kusurları. Gıybet etme hastalığından kurtulmanın yegâne yolu zanndan kaçınıp, kusur aramaya son vermekten geçer. Gıybet sonuçları itibari ile zinadan daha beterdir. Toplumun topyekûn ifsadına neden olur. İnsanlar arasında ne sevgi bırakır, ne saygı nede ahlaki yapı kalır. Yenen ölü eti misali kokuşmuşluk tüm toplumu kuşatır. Hatta temiz kalma uğraşısı içerisinde olanları bile kuşatır. Allah Teâlâ zannın peşine düşen, kusur araştıran kullarına da bu ayeti kerimeyle tövbe kapıları açıyor. Karar versinler, ısrarcı olsunlar bir daha yapmayacaklarına dair söz versinler, af dilesinler diye. Zira Allah Teâlâ’yı rahmetin kaynağı olarak bulacaklardır. “ Müminler arasında hayâsızca söylentilerin yayılmasından hoşlanan kimseleri, bu dünyada da ahirette de can yakıcı bir yalnızlığa terk edeceğiz. ( Bir şeyin içyüzünü ) Allah bilir, fakat siz bilmezsiniz.” (Nur suresi /19) Her şeye rağmen, müminlerin arasında kötülüğün ve hayâsızlığın yayılmasını temenni edenler var. Peki, bunlar kimler? Müminlerin kötülüğünü isteyenler herhalde müminler değildir. Ya münafıklardır, ya aşırı günahkârlardır, ya zırcahillerdir, ya da müşrik ya da kâfirlerdir! Bunların dışında fitne fesat yaymaktan kim hoşlanır ki. Bundan nemalanıp hoşlananlar, ya da hoşlanmasa bile fitne ve fesadın yayılmasına meydan verip, yayılmasına katkıda bulunanların vay haline! Vay haline ki can yakıcı bir azap ve yalnızlık onları beklemektedir. Müminler her daim uyanık olmalıdır. Gaflete düşmemek için zikir (hatırlama) şart. Hani Allah’u Teâlâ “siz beni zikredin (hatırlayın) ki bende sizi zikredeyim (hatırlayayım)” buyuruyor ya işte gaflete düşmemek için, zinde bir ruh hali için Allah’ın zikri (Kur’an-ı Kerim) su gibi ekmek gibi demeyeceğim, daha fazla gerekli. Allah, kendisinin gösterdiği gibi anılacak ki nefsimizin ayartmalarına, içten-dıştan vesvese verenlere karşı iç dinamiğimiz oluşmuş olsun. “Ve eğer şeytan tarafından ısrarlı bir ayartmaya maruz kalırsan hemen Allah’a sığın çünkü o her şeyi işitendir. Her şeyi bilendir.” (Fussilet 36) Değerli Genç Tefekkür Okuyucuları, insan bazen dayanılmaz bir şekilde gerek gıybet olsun gerek fitne ve fesadın yayılması noktasında olsun kendini uçurumun kenarında bulur. Akıl almaz bir dürtüyle hareket eder. İşte rahmetin sınırsız kaynağı Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerimle kopmaz sarsılmaz kulpunu sunuyor, elinden tutuyor kendisine sığınan kulunun. Onu koruyor. O karşı konulamaz sandığımız fısıltı, dürtü, ayartma Rahmanın rahmetiyle yok olup gider. Ayıpların örtüldüğü, hata ve kusurların olgunlukla bilgelikle düzeltildiği, zandan kaçınılan, kusurların ifşa edilmediği bir toplum dileğiyle… Allah’a emanet olun SADAKALLAHULAZİM |
| Ayse Üzümcü |
| Bu yazı 638 kez okundu. |
| Yorumlar |
| hüseyin ÖZTÜRK Yazdı: BU YAZIYI YAZIP BİZİ AYDINLATANLARDAN ALLAH RAZI OLSUN. |
Tefekkür Dergisi