| BAHÇE SAHİPLERİNİ ANLAMAK |
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd, insanı “ Ahsen’i Takvim” olarak yaratan, tertemiz fıtratla yeryüzüne gelmesini sağlayan, her daim, gecenin karanlığında, gündüzün aydınlığında, görüp, gözeten, duyan, adaletini tecelli ettiren, kudret ve gerçek otorite sahibinindir. Salat ve selam ayaklı ve sözlü vahiy olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.)’e, tüm peygamberlerimize, temiz ailelerine, arkadaşlarına, “ La ilahe illallah” cümlesini dili ile söyleyip hayatıyla ispat eden, “La ilahe illallah” uğruna emek veren, çaba sarf eden inananlara olsun (âmin). Bu ayki Vahyin Işığında köşemizde Allah’ın izni ve yardımıyla “ bahçe sahipleri” olarak bilinen kıssadan inşallah nasiplenmeyi istediğimiz kadar hisseleneceğiz. Kalem /;17-) “ Şüphesiz şu ( yukarıdakileri) sınamıştık, tıpkı malum bahçe sahiplerini sınadığımız gibi: hani onlar, ertesi sabah kesinlikle hasat yapacaklarına dair sözleşmiştiler. 18-) Ancak Allah’ın hayata müdahil olduğu gerçeğine dair istisnai bir kayıt da düşmemiştiler. 19-) Ve onlar uykuda iken Rabbinden gelen bir (bela) o (bahçeyi) bir bir yokladı: 20-) Derken, ertesi sabah o (bahçe) sırım gibi geçmiş küle dönmüştü: 21-) Derken, sabahın köründe birbirlerine seslendiler: 22-) “Hasat yapmak istiyorsanız, erkenden arazinize gidin!” 23-) Derken yola koyuldular… Aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı: 24-) “Bu gün hiçbir yoksulun yanınıza sokulmaması gerekiyor!” 25-) Sabah erkenden, güçleri her şeye yetermiş havasıyla yola koyuldular. 26-) Derken, bahçeyi o halde görünce (tanıyamadılar ve); “ biz yolumuzu şaşırmışız (galiba)” dediler. 27-) ( Akılları başlarına gelince), “hayır, biz mahrum edilmişiz” dediler. 28-) İçlerinden en dengeli olanı; “ben size Allah yokmuş gibi hareket etmeyelim dememişiydim?” diye çıkıştı. 29-) Onlar “varlığın kendisi adına hareket ettiği Rabbimizin şanı ne yücedir” dediler: “Meğer biz zalimlerden olup çıkmışız”. 30-) Ardından birbirlerine yönelerek karşılıklı öz eleştiri yaptılar. 31-) “Yazıklar olsun bize! Gerçekten de biz, haddimizi aşmışız.” 32-) “Belki Rabbimiz, onun yerine bize daha iyisini verir: artık bizim rağbetimiz Rabbimizedir Değerli kardeşlerim; 17. ayete gelinceye dek Kalem Suresinin baş tarafının Velid bin Muğire hakkında indiği rivayetler arasındadır. Ne var ki: alabildiğine yemin eden, izzeti-nefsi bulunmayan, daima ayıplayan, laf getirip götürmeye koşan, hayırdan durmadan men eden, aşırı zalim, çok günahkâr, kaba, haşin, bütün bunlardan başka da kulağı kesik ( damgalı- soysuz) her kişiye de bir ihtardır. Bahçe sahiplerinin sınandığı gibi siz de sınanacaksınız. Gelelim bahçe sahiplerine: bu bahçenin sahibi rivayete göre “Sakıyf” kabilesinden Müslüman bir zaddı. “San’a” yakınında üzüm, hurma ve ekin bahçesi vardı. Mahsulleri toplama zamanında fakirlere de hatırı sayılır nasip ayırırdı. O vefat edince oğulları “ailelerimiz kalabalık. Mal az. Yoksullara bir şey veremeyiz.” Dediler. Bahçenin yeni sahipleri bir bakıma kendi elleri ile hazırlamışlardı bu belayı. Hedefe kilitlenmekten kaçınıp aradaki engellere takılıp kalmışlardı. Artık teslimiyetlerini ispatlama gereği de duymuyorlardı: kendilerince mazeretleri vardı: “aile kalabalık, mal az…” Ayaklar bu yanlış kanaatle kayıvermişti. Öyle ki artık Allah’ı hiç hesaba katmadan kararlar vermeye büyük bir iştahla devam ediyorlardı. “Hani ertesi sabah kesinlikle hasat yapacaklarına dair sözleşmiştiler (yemin etmiştiler ). Yazık ki: “ Ancak Allah’ın hayata müdahil olduğu gerçeğine dair istisnai bir kayıtta düşmemiştiler.” Önümüze ancak bir kez sunulan hayatlarımız! O hayatlarımızı ne kadar da hovardaca harcayabiliyoruz. Mirasyedi rahatlığı ve savurganlığıyla yarınlarınız öbür ay ve yıllarımız için sürekli planlar yaptığımız hayatlarımız!.. Allah hesaba katılarak yapılan her plan yine Allah’ın izniyle başından başarıya ulaşmış olur. Ama eğer hesaba katılmamışsa, “Allah’ın izniyle”, “inşallah” dememişsek inanın bahçe sahipleri ile aynı konumdayız. Sonumuz aynı olup benzer belalara da uğratılabiliriz!.. 19-) Ve onlar uykuda iken Rabbinden gelen bir (bela) o (bahçeyi) bir bir yokladı: 20-) Derken, ertesi sabah o (bahçe) sırım gibi geçmiş küle dönmüştü: 21-) Derken, sabahın köründe birbirlerine seslendiler: 22-) “Hasat yapmak istiyorsanız, erkenden arazinize gidin!” 23-) Derken yola koyuldular… Aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı: 24-) “Bu gün hiçbir yoksulun yanınıza sokulmaması gerekiyor!” 25-) Sabah erkenden, güçleri her şeye yetermiş havasıyla yola koyuldular. 26-) Derken, bahçeyi o halde görünce (tanıyamadılar ve); “ biz yolumuzu şaşırmışız (galiba)” dediler. 27-) ( Akılları başlarına gelince), “hayır, biz mahrum edilmişiz” dediler. Sabah erkenden hasat için yola koyuldular. Mağrur ve kibirli bir şekilde. Sanki bahçenin ürününü kendileri ayartmış gibi!.. Dolayısı ile istedikleri gibi tasarruf edebilme yetki sinin de kendilerine ait olduğunu düşünerek. Allah hesaba katılarak değil. Hiçbir yoksulun nasiplenmemesi için planlar kuruyorlardı. Gizlice!.. Güçlerinin her şeye yeteceği edasıyla erkenden yola koyuldular, tabii her şeyden habersiz. Bahçelerini görünce tanıyamadılar. Galiba yolu şaşırmışız dediler. Naçar bir şekilde dövünmeye başladılar ve “hayır, biz mahrum bırakılmışız” dediler. Nihayet akılları başlarına gelmişti!.. Bahçe ve ürünleri mahvolmuştu ama onlar hala geç kalmamışlardı. Yaşıyorlardı ve hala “ TEVBE” edebilirlerdi!.. Tam da bu sırada: 28-) İçlerinden en dengeli olanı; “ben size Allah yokmuş gibi hareket etmeyelim dememişiydim?” diye çıkıştı. 29-) Onlar “varlığın kendisi adına hareket ettiği Rabbimizin şanı ne yücedir” dediler: “Meğer biz zalimlerden olup çıkmışız”. 30-) Ardından birbirlerine yönelerek karşılıklı öz eleştiri yaptılar. 31-) “Yazıklar olsun bize! Gerçekten de biz, haddimizi aşmışız.” 32-) “Belki Rabbimiz, onun yerine bize daha iyisini verir: artık bizim rağbetimiz Rabbimizedir.” Değerli tefekkür dostları, üzerinde yaşadığımız şu yaşlı dünyamız nelere şahit olmadı ki, şu an, bundan önceki zamanlar ve bundan sonra da kıyamete kadar buna benzer olaylara şahit olacaktır. Bundan birkaç yıl önceydi. Allah rızası için yapılan bir etkinlikte yardımlarını esirgememelerini istediğimiz bir mağaza sahibini ikna edemeyeceğimizi anladığımız zaman, “hem bu sizinde reklâmınız olur” demiştik. Mağaza sahibi, bir bize, bir de mağazasına ve içindeki müşterilere bakarak biraz da burun kaldırarak: “ Bakar mısınız bizim reklama ihtiyacımız var mı?” demişti. Gerçekten de orta büyüklükteki bu mağaza ağzına kadar demeyeceğim bahçesine kadar tıklım tıklım doluydu. Çaresiz boynumuzu büküp mağaza sahibine de bize vakit ayırdığı için teşekkür ederek hızlı adımlarla orayı terk ettik. Geçenlerde yolum o sokağa düşmüştü. A, birde baktım ki o mağaza kapanmış. Herhalde daha iyi bir yere taşınmıştır diye düşündüğüm sırada birde ne göreyim? Aynı sokakta arada kalan küçücük bir dükkâna taşınmamışlar mı? İçerde doğru dürüst bir malda kalmamış ve dolayısı ile müşteride!.. Bahçe sahiplerini anımsadım hemen !.. Bir de bahçe sahipleri denince aklıma hep işçilerinin parasını zamanında ve işinin tam karşılığı olarak ödemeyen patronlar gelir. Birkaç yılda şube şube üzerine açarlar ama işçilerinin alın teri ve emeklerine kendileri el koyarlar. Neymiş efendim bu işin piyasası buymuş? Yine Allah tesbih edilmedi !.. ( Allah adına hareket edilmedi) Piyasaya göre mi, Allah’a göre mi hak dağıtacağız? Bahçe sahiplerin kıssasını sadece maddi anlamda algılamamak gerekir. Allah’ın fazlından verdiği her şeyi bu bağlamda düşünebiliriz. Zaman, ilim, potansiyel, çevre, eş, çocuklar,… Bunların hepside Allah tesbih edilerek ( Allah adına hareket edilerek) kullanılmalı ve deyim yerindeyse hepsi bizim için, bizi Allah’a ulaştıran birer Burak olmalıdır. .” 33-) İşte (dünyevi) mahrumiyet böyle bir şeydir ve ahiret mahrumiyeti hiç kuşkusuz daha beterdir: keşke bilmiş olsalardı.” SADAKALLAHÜLAZİM Allah’a emanet olunuz…
|
| Ayse Üzümcü |
| Bu yazı 301 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi