| BASKI KİMLİKSİZLEŞTİRİYOR |
Kimlik çatışmaları, kimlik gerilimleri yaşanıyor belirsizlikler sürecinde. Zaten yalan bir tarihle avutulmuş bu toplum, bir de tek tipleştirilmeye çalışılınca epey yıkıma uğruyor. İthal düşünceler dayatılmaya çalışılınca hepten belirsizleşiyoruz. Toplum üzerinde oluşturulan korku psikolojisi net kırmızı çizgiler çiziyor düşüncelerde. “Ben bu çizgiyi aşamam” diyorsun ister istemez. Aslında yeni değil bu yaşanılanlar. Geride kalan tarih sürecinde, millet olarak bu baskıyı hep tepemizde yaşadığımızı biliyoruz. Biliyoruz da, tarih de yalan söyleyince gerçek tarihimizden bile mahrum bırakıldık. Yani o alışılagelmiş baskıyı tarihimize de uyguladılar. Doğal olarak, tarihe baskı yapılırsa tarih de yalan söyler. Deyim yerindeyse tarihsiz de bırakıldık. Ninnilerle büyüdük. Kendimize yabancılaştırıldık, güvensizleştik. Dünya devletleri dini kimlikleri ile düşüncelerini bir arada yaşayabiliyorken, biz “kimliksiz olarak yaşamayı kabullenmeye” zorlandık. Kimliğini yaşamaya çaba gösterenlere de bu toplumda hiç sevilmeyen imajı verilmeye çalışıldı. Yani üvey evlat muamelesi gördü bu sevilmeyenler. Hiç sevilmeyen, hep dışlanan bu kesim aynı zamanda bir şeyleri, birilerini de sevmeye zorlandı hep. Kendileri sevmediler bizim gibileri. Ama bize “bizi seveceksiniz, sevmek zorundasınız” dediler. Neleri sevip neleri sevmememiz gerektiği önceden belirlenen bir millet olunca doğal olarak da problemler çıktı ortaya. Bu baskı Müslümanlar arasında da kimlik kayıplarına, kimlik kaymalarına sebep oldu. Sevmemeleri gerekenleri gündüz sever, akşam yatağa girince tevbe çeker oldu Müslümanlar. İçinde fırtınalar koptu, putları devirdi, devrimler gerçekleştirdi, darbelere karşı baş kaldırdı, ama onun sesini hiç kimsecikler duymadı. Sonra başka başka sorunlar ortaya çıktı. Kendi yaşadığı dinin gereklerinden taviz vermek zorunda kalınca, farklı Müslüman tiplemeleri gün yüzüne çıktı. Herkes kendince Peygamberin yaşadığı İslamı yaşadığını düşündü. Ben de Müslümanım diyenlerin sayısı da arttı. “Kitaba saygı ile yaklaşıp, onu yükseklere koyan, ama ne demek istediğini bilmeyen de” “Resulden başka peygamber tanımayan da” “En güzel din İslamdır diyen de” “Herkes ile dostluk kuran da” “Zulme başkaldırmayan da “ “Zillete rıza gösteren de” “Zalimi alkışlayan da” “Saltanatının sona ermesinden korkan da” “Yalan söyleyen de” “ Irkçısı da, faşisti de” “İyiliği emredip kötülüklere bulaşan da” “Faiz alan da veren de” “Neredeyse münafığı da, kâfiri de” “Ben Müslümanım” dedi. Baskı kitapsız bırakınca bu milleti, böyle bir tablo çıktı ortaya. Onların dininde baskı vardı. Oysaki dinimiz baskıdan uzak, herkesin kendi iradesi ile tercih yapıp yaşayacağı bir dindir. Bu din baskı ile yaşanmadığı gibi, baskı altında da yaşamayı kesinlikle kabullenmez. “Ben Müslümanım” diyenlere duyurulur. |
| Nurcan Haydaranlı |
| Bu yazı 432 kez okundu. |
| Yorumlar |
| mehmet harüyer Yazdı: değerli kardeşim bu şekilde yazmaya devam etmenizi istiyorum bu yazınız çok hoşuma gitti bireysel ve toplumsal hayatın kendini anlaması açışında önemli bir yazı olduğunu düşünüyorum sözde islamın varlığı ülkemizde kendini daha fazla hissedilirken böylesi yazılar inşallah uyarıcı olacaktır |
Tefekkür Dergisi