Navigation


Tarih: 07 Ekim 2008 Salı



BAŞÖRTÜSÜ SERÜVENİNDE KOPARILAN FIRTINA
BAŞÖRTÜSÜ SERÜVENİNDE KOPARILAN FIRTINA
 

Coğrafyamız kırk yıldır ve özellikle son yirmi yılın en acımasız, en insanlık dışı yasağıyla cedelleşiyor. Halkımızın maşeri vicdanında mahkûm olan bu yasak kamburuyla ülkemiz sarp bir yokuşu aşmaya çalışıyor!  Halkımız hiç hak etmediği kanatıcı, ötekileştirici ve kamplara ayrıştırıcı acımasız bir hor görünün kıskacında bu yasağın acı meyvelerini yemeğe, yutkunmaya zorlanıyor.
 Hiçbir yönüyle halkın yüzyıllar boyu sahiplendiği geleneğe ve dine aykırı olmayan, lakin son saldırıyla manipüle edilen gerçekler neticesinde, nevzuhur bir sembol olarak görülmeye başlandı başörtüsü. Oysaki gerçeklere aşina olmak isteyenin bir sokağa çıkması yeterdi. Başörtülerini hiçbir sembolü ve dahi yasağı düşünmeden takan kadınlar ve kızların çokluğu, görmek isteyen gözlere istediğini verecekti. Ve sembol diye diretmenin hiçbir elle tutar yanı olmadığı, şöyle bir etrafa bakmakla ortaya çıkacaktı.
 Fakat mesele başörtüsünün dine ve geleneğe dayalı temellerinden dolayı takılıyor olması değildi. Batılı ve batıcı zevatın derdi, başın hiçbir şekilde örtülmemesi dayatmasıdır! Modern diye geçinilen bu çağda kadınlara başörtüsünün yakışmadığı, yakışmadığı gibi gülünç olduğu, insanlıktan çıkardığı, modernlerin göz zevkini körelttiği, özgürlüğün önüne bir set olduğu, gericiliğin bir göstergesi kabul edildiği için çağdaş geçinenlerin halka bunu zorla da olsa kabul ettirmesi gerekiyordu. Ne de olsa genlerinde zorbalık ve yasakçılık hep var olagelmişti.
 Oysaki halkımız, çağdaş, batıcı elitlerin bakış açısından değil, tamamen öz dininin emirleri ve geleneğinin vazgeçilmez bir unsuru olarak başörtüsünü sahipleniyordu. En önemli saik de dininin emri oluşu ve iman etmiş kadın ve kızların Allah’ın emrine baş eğmesinin farz oluşuydu. Üstelik resmi bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı bile bunu teyit ediyordu… Erkek- kadın halkımızın tüm katmanları bu hakikati yüzyıllardır kabul etmiş ve hiçbir sorun çıkmadan yaşaya gelmişti. Hatta coğrafyamızda gayr-i Müslim dediğimiz zevat da şu zamana kadar başörtüsüne aleni bir muhalefeti göstermemişti. Ta ki bizim çığırtkanların ortalığı yıkan kuru gürültüsüyle uyanana kadar… Derken koroya onlar da katıldı. Fakat haklarını teslim etmek lazım, halkına yabancı çağdaş elitler gibi canhıraş bir muhalefet yapmadılar! Ya da açıkça yapmaktan kaçındılar belki de… Hatta Avrupa’dan “başörtüsü bir insan hakkıdır” söylemi ile ilgili haberler geledursun, ilginç olan, gayr-i Müslimlerin işi “en özgürlükçüler biz hrıstiyanlarız!” demeye getirircesine özgürlük yandaşı tavırlar almalarıydı. Tabi elitlerimiz bunlardan da hoşnut değiller, bunu da parantez içi vurgulayalım.
 Onlar(yani batıcı elitler) uygun görmüyorlarsa hiç kimse modern diye kabul edilen kıyafetlerin dışında başka bir kıyafet giyemezdi! Giymemelidir! Moda ne diye çıkmıştı canım! Halkı gerici kıyafetlerden son hızla çıkartmak için değil miydi? Üstelik defile üstüne defile düzenlendiği halde nasıl oluyor da aklı bir şeye basmayan halk, hala dini anımsatan ve hatta dinin hoş gördüğü kıyafetlerde diretiyordu anlaşılır şey değildi! Bu akla ziyan ama çağdaş geçinenlere göre oldukça doğru düşünceler, başörtülü kadın görünce kuduran boğaya çevirdi! Tahammül edilir şey değildi! Elit tabaka modern giyimin güzelliğinden, çağdaşlığından, ilericiliğinden dem vuradursunlar, örümcek kafalı halkın kızlarını da bir ihtimal “üniversitede dinden soğuturuz, gerekirse zorla soyarız”  garabet anlayışla kolları sıvadılar. Kırk yıldır, kılı kırk yararak yasakları demoklesin kılıcı gibi sallandırdılar halkın çocukları, özellikle kızları üzerinde…
 Lakin hesaba katmadıkları acı bir hakikat vardı. Örtünme yalnız müslüman kadın ve kızlara has bir fenomen değildi. İnsanın yaratılışında örtünme ihtiyacı her çağda vardı ve var olacaktı. Olabildiğince soyunarak medeni olacaklarını zannediyorlarsa da yanılıyorlardı… Çünkü çıplak yaşamı, en vahşi ve medeni olmayan seviye olarak tarih şeritlerinde gösteren de batıcı fikir babaları olan batılılardır. ( her ne kadar onların tarih şeridine inanmıyorsam da ibretlik bir ayrıntıdır bu…) Bizim fanatik elitler, kendi kendileriyle çeliştiklerinin bile farkında olamayan meczuplar gibi, sadece dindar olana saldırmayı bildiler. Kendilerinin yaşamsal haklarının tehdidi olarak “inancı” gösterdiler! Bunda da adil olamadılar, çünkü sadece İslam dinini tehdit kapsamına alıp, diğer dinleri görmezden geldiler. Hâlbuki katı laikliği ve ilah derecesine çıkarılan beşeri ideolojileri neredeyse din haline getiren elitler, asıl olan ilahi dinin ve dindarların yaşamsal katilleri olmuşlardı. Kimi dindara hayat hakkı tanımıyor, kimi insandan saymıyor, kimi ise başka ülkelerin yolunu işaretliyordu.



“Başörtülüler Suudi Arabistan’a” gibi hedef göstermeler, trajikomik hallere koyuyordu çağdaş elitleri ama önemi yoktu. Nasılsa boru kendi ellerindeydi ve istedikleri gibi öttürebilirlerdi!
 Şunu akletmeleri acaba çok mu zor diye merak etmeden duramıyorsunuz tabii… Çağdaş batıcılarımız beşer aklından türeyen ve yaşı sadece Rönesans’la yaşıt olan beşer mahsulü laisizm dinini yaşamaya değer görüyorlar da, ilahi menşeli dini yaşamaya neden değer görmüyorlardı acaba? İşte tüm soruların ve sorunların çözüm noktası burasıdır!
Çünkü tarih boyunca yaşanan Hak- batıl mücadelesinin yeni versiyonuydu bu… Ya da Habil ile Kabil yandaşlarının yeni bir vaziyet alışıydı. Saflar netleşiyor, Hak ve ilahi olanın yanında ile beşer yanında olan tekrar duruşlarını gösteriyorlardı. Tek farklılık laisizm dininde olanların Hak din mensuplarına karşı kılıçlarını kınından çıkarmış olmalarıdır!
Halkımız kadim dinlerinin ilahi öğretileriyle bunun zaten farkında ve gayet olgun, mütevazı, kemalata ermiş bir pir-i fani duyarlılığıyla, sahnelenen oyunun nereye kadar gideceğini kestirmeye ve dahi temkinli olup imanının zedelenmemesine gayret göstermektedir. Bu arada ülkenin geleceği olan genç kız ve kadınlarının eğitimlerinin ne olursa olsun sürmesine çalışmakta, kimi zaman taviz kabul edilecek geri adımlar, kimi zaman büyük kayıpları göze alan fedakârlıklarla dinini yaşamaya ve yaşatmaya çalışmaktadır…
Heba edilen yıllar, hiç edilen emekler, gözünün yaşına bakılmadan eve hapsedilen kızlar, dehşetli denecek bir dayatmanın kurbanı oluyorlar, ne gam! Elitlerimiz tatmin olsunlar da hayalleri, idealleri yıkılan, psikolojisi bozulan, aklın ve mantığın kaldıramayacağı sıklette ayrımcılığı yaşamaya ve ağulu aşı yutmaya zorlanan kızlarımız kaybediyorlarsa varsın etsinler kime ne! Değil mi ki, bu ülke laik gelmiş laik gidecekti! ( Ne ilginç değil mi? Yüzyıllar süren Osmanlı hâkimiyeti göz ardı edilerek, redd-i miras yaparak hem de)… Yaşının başını almış, rüştüne erişmiş kız ve kadınlara nasıl giyinmeleri ( daha doğrusu nasıl soyunmaları) gerektiğini dikte etmek gerektiğine inanan batıcı elitlerimiz, en tabii hakları yok sayan bu pervasızlıklarıyla çok iyi bir iş başardıklarını vehmediyorlar ne yazık!  
Oysaki doğal olan hiçbir şey yasak kabul etmez! İnsan fıtratından gelen özellikler tek bir kalıba sokularak terbiye edilemez! Çeşitlilik ve farklılık doğal yaşamın olmazsa olmazıdır. Dileyen dilediği tercihi yapar, isteyen ilahi dine, isteyen hevasına tabii olurdu. Hele başörtüsü karşıtları olarak mevzilenenlerin şu safsatası yok mu, hepten çıldırasın geliyor! Neymiş, başörtüsü üniversitelerde serbest olursa, baş açıklara baskı oluşur, zorla başlar kapatılırmış!
Şimdiye kadar ki süreç tam tersini göstermiş ve kanıtlamışken, bunu iddia etmek yavuz hırsız misalini hatırlatıyor insana… Bir defa inanan bir mümin, başkalarını zorla imana erdirmenin mümkün olmadığını bilir ve buna teşebbüs bile etmez. Çünkü dinin en bariz emirlerinden biri “dinde zorlama yoktur” ilkesidir. Başörtü serbest olursa, baş açıklar kalmaz diyenlere de yine dinin şu emri bir güvence gibidir. “ sizin dininiz size, bizim dinimiz bize!” emri en güzel ölçüyü getirmiştir. Kimsenin kimseyi zorla örtemeyeceği de ortadadır. Herkes kendi tercihini yapmakta özgürdür. Aynı ailede hem başörtülü, hem de açıkların olması buna en güzel delildir. Dolayısıyla batıcı aydınların argümanlarının geçerliliğinin olmadığını görmüş oluyoruz.
Tüm bunlardan sonra şöyle bir ihtimal de ortaya çıkmıyor değil hani… İnsanın önündeki yasaklar kalktığı anda, birçok kadının fıtratına dönmesi ve tabii olanı tercih etmesi an meselesidir! Bu bir zorlama değil, yaratılıştan gelen bir yöneliştir! İşte bu bariz gerçeği kabullenmekte zorlanıyor çağdaş geçinenler. Bilisel olarak bile, inanma geni bulunmuşken, batıcı elitlerin bunu inkâr etmeleri, biraz da putlaştırdıkları bilime ters düşüyor olmaları değil midir? Sözün özü şu ki kendi kendileriyle çatışan fikirler keşmekeşinde, halkından kopuk laik batıcıların adil olabileceğini düşünmek abestir. Başörtüsü yasağı her ne kadar yıpratıcı bir şekilde sürse de safları ayrıştırıcı görevini yapmakta ve murdar ile temiz ayrışmaktadır. Bu bilinç ile başörtülülerin Hak safında sebat etmeleri ve koparılan fırtına da imanlarını muhafaza etmeleri gerekiyor vesselam…




 

 
Şükran Taşdelen
Bu yazı 151 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
isimsiz Yazdı:
ne zaman bu zulüm bitecek? Allah müslümanların hakkını gaspedenlerden haklarını alsın inş. Allah en güzel vekildir.
 
Yorumlar
kevser Yazdı:
allah razı olsun şükran ablacım. her ay yazılarınızı merakla bekliyorum.çünkü her yazınız dertlerimizi dile getiriyor.iyiki varsınız...
 
Yorumlar
BAŞÖRTÜLÜ KARDEŞİN Yazdı:
NE DİYELİM. ''ANLAYANA SİVRİSİNEK AZ, ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ.'' BEN O AĞLAYAN BAŞÖRTÜLÜLERİ GÖRDÜKÇE, İNANILMAZ GURUR DUYUYORUM. BÖYLE SAĞDUYULU OLMAYI BAŞARABİLENLER, DİNİNDEN TAVİZ VERMEYENLER OLDUKÇA NE MUTLU BİZLERE DİYORUM.
 
Yorumlar
Dede Yazdı:
Resimdeki şu kızlarımızın ağlayışına bakın. Kimin ne hakkı var onları böyle ağlatmaya. Ama her platformda onların acılarını paylaşan siz değerli yazarlarımızı gördükçe seviniyoruz. Allah Razı Olsun..
 
Yorumlar
merve Yazdı:
başörtüsü sadece bir bez parçası değildir. Allah'ın emirlerinin bütününe olan bir bağlılık ve İslam'ın yaşadığının canlı şahididir. bu bilinçle örtüsüne sahip çıkanlar küfür içindeki bedbahtların korkulu rüyasıdır. vesselam.yazının çok güzel aydınlatıcı diğer yazılarınızı da bekliyoruz.