Navigation


Tarih: 18 Kasım 2008 Salı



BAYRAMLAR BAYRAM OLUR MU?
BAYRAMLAR BAYRAM OLUR MU?
 
Nicedir hasretiz bayramlara. Nicedir bayramlarda yaşanması
gereken sevinç, paylaşma, fedakârlık, dostluk, kardeşlik ortamlarına
hasretiz. Olası mı? Hem de her yıl iki güzel imkân olan iki bayrama sahip
bir ümmet iken?
Bayramlar gelip geçiyor, lakin ümmet, hiç bayram yaşamamış
gibi, bayrama hasret kalıyor. Ümmet coğrafyasının her tarafını dikenler,
ayrık otları bürümüş, ümmeti taa derinden oluk, oluk kanatıyor. Müslüman
ümmet, gözyaşı dökmekten, katliamlardan, zulüm çarklarının en hunharcasına
uğramaktan bayramı bayram diye yaşayamıyor. Öyle dertlerle muzdarip ki,
handiyse, kimse kardeşinin halinden haberdar olamayacak!
Lakin son derece gelişmiş teknolojik araçlar sayesinde,
yaşanan dramları, zulümleri saklamak mümkün olmuyor müstekbirlerce artık.
Ellerinde bu imkân olsa mutlaka kullanırlardı. Fakat zulüm ebed müddet
kalıcı değildir. Bir yerlerden ifşa olacak, gün yüzüne çıkacaktır. Bugün
istisnasız savaş ve kaos yaşanan ülkeler İslam ülkeleridir. Bayram hediyesi
diye batılı ülkelerce başlarına bomba yağdırılan ülkeler de İslam
ülkeleridir! Bir istatistiğe göre, dünya üzerinde şu anda 69 savaş var ve
bunun 49’u İslam ülkelerinde vukuu buluyor! Ümmetin paramparça edilen
coğrafyalarıdır buralar... İslam kardeşliğinin en duyarlı bir şekilde
yaşanması gereken bayramlarda, savaş olan yerlerde bayram yaşanamıyor,
olmayan yerlerde ise din kardeşinin başına indirilen bombalar yüzünden,
yastan, acıdan perişan halklar, bayramlarını gönül hoşluğu ile ifa edemiyor!
Gönderilen yardımlarına bile ambargo konuluyorsa, nasıl bayramın gelişine
sevinecek, nasıl bayramlaşacak kardeşiyle!
Bir beden olarak düşünürsek Ümmeti, bedenin bir yerine bir
diken batsa, diğer azalar acı ve ızdırab içinde kıvranmaz mı? Günler,
geceler ızdıraba ortaklaşa katlanarak geçmez mi? Geçer. Değil mi ki
Resullullah böyle tasvir etmiştir Ümmeti. Kaldı ki bugün bu bedenin her
tarafı kan revan içinde, yara bere içinde iltihaplanmış, hatta kimi
yerlerinde kangren oluşmuş bir halde! Evet, acıya ortak tüm azalar (ümmetin
parçaları) .Lakin derdine derman, yaralarına merhem olacak İslami
kardeşlikten uzak bir halde ümmet.
Birlik ve beraberlik içinde bütünü (ümmeti) korumayı ve yaşatmayı bünyesinde
barındıran böyle müstesna günleri Rabbim bizlere nasib etmiş.
Fakat biz (Müslümanlar) ne kadar farkındayız? Ne kadar
gereğinin yapılmasına niyetimiz, vaktimiz, emeğimiz geçiyor? Bunları
sorgulamaya başladığımız an, cevaplarına da ulaşırız. Cevaplara ulaşmakla
da iş bitmiyor. İlla da amele, Salih amele dökerek yaşamalıyız
kardeşliğimizi.
Bayram (iyd) , Allah’a kulluk içinde geçmiş bir ömürden sonra
Cennette ulaşılan mutlu sondur aslında. Allah (c.c) bu dünyada iken bile,
bayramlar ile bunun provasını yaptırıyor bize. “İşte böyle bir son (mutlu
son ) sizleri bekliyor ey! Salih kullarım!” der gibi
“Dünyada yaşadığınız katliamlar, sürgünler, dışlanmışlıklar, mahrumiyetler,
eziyet ve zulümler, döktüğünüz kanlar, verdiğiniz canlar, benim uğrumda ise
bunların sonunda size Cennette bayram var!”der gibi. Ama katışıksız
(şirksiz) bir mü’mince yaşantı bunun başlıca şartıdır. Mü’min kardeşliği ise
bu hayatın olmazsa olmazıdır. En az kendisi kadar hatta kendi nefsine
kardeşini tercih edecek kadar büyük fedakârlık ve öz veri gerektiren
kardeşlik, İslam Ümmetini birlik beraberlik içinde oluşturmanın şartıdır.
Hadiste buyrulmuyor mu?”Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş
olmazsınız, iman etmedikçe Cennete giremezsiniz.” Kardeşlik, beraberlik,
huzur ve safa ruhu, iman etmiş olmanın sonucudur. Biz ne kadar imanımızın
gereklerini yaşarsak yani Salih amel işlersek, o kadar imanımız pekişir ve
tabii bayrama erişmiş olmayı hak etmiş oluruz.
Ve bayramlar yalnız yaşanmıyor değil mi? Birileri ile
paylaşmalı mutlaka. Aynı imanla, gönül bağıyla , aynı serencamı yaşayan
kimseler ancak birbirleriyle bayramlaşırlar.!

Ümmet, şu anda bu satırların yazarı gibi kardeşsizlik,
sahipsizlik, birlik ve bütünlükten yoksun, kalbi paramparça, ruhu
örselenmiş, kimsesizliği derinden yaşayan ve kıskanılası o ilk asr-ı
saadetin bayramlarına hasret! Suya hasret insan, nasıl suyu arzular? İşte
öyle hasret!
Ne zaman ki Ümmet uyanır, zillet elbisesinden soyunur, izzet
elbisesini giyerse, ne zaman ki, ahir olan, dünyadan daha sevimli gelirse,
ne zaman ki, Allah için onurlu bir ölüm, zilletli yaşama tercih edilirse, ne
zaman ki, kardeşini kendi nefsine tercih edecek kadar kardeşini severse, o
zaman işte o zaman… Bayramları gerçekten bayram olarak yaşarız hep beraber.
Uhuvvet ve safa ruhu yaygınlaşırsa hem dünyayı, hem ahiretimizi mamur
ederiz.
Yoksa ne yazık ki yeni elbiseler giyerek, tatlıları,
tuzluları götürerek, vur patlasın, çal oynasın eğlencelerle bayram gelmez!
Gelmiyor da! Bu defa ki bayram provası, inşallah daha bileylenmiş bir
şuurla, daha ciddiye alınmış sorumluluk duygusuyla, Ümmet-i Muhammed olmanın
en yüce onur ve gururuyla gelir ve yaşanır!
İşte o zaman, birbirimize “bayramın mübarek olsun!”diyerek
sarılabiliriz.
Asıl bayramımıza (Cennete girmeye ) kavuşmamız dileğiyle Allah’a emanet
olun!
 
Şeyda Hekimoğlu
Bu yazı 105 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: