| BAYRAMLAR BAYRAM OLUR MU? |
| Nicedir hasretiz bayramlara. Nicedir bayramlarda yaşanması gereken sevinç, paylaşma, fedakârlık, dostluk, kardeşlik ortamlarına hasretiz. Olası mı? Hem de her yıl iki güzel imkân olan iki bayrama sahip bir ümmet iken? Bayramlar gelip geçiyor, lakin ümmet, hiç bayram yaşamamış gibi, bayrama hasret kalıyor. Ümmet coğrafyasının her tarafını dikenler, ayrık otları bürümüş, ümmeti taa derinden oluk, oluk kanatıyor. Müslüman ümmet, gözyaşı dökmekten, katliamlardan, zulüm çarklarının en hunharcasına uğramaktan bayramı bayram diye yaşayamıyor. Öyle dertlerle muzdarip ki, handiyse, kimse kardeşinin halinden haberdar olamayacak! Lakin son derece gelişmiş teknolojik araçlar sayesinde, yaşanan dramları, zulümleri saklamak mümkün olmuyor müstekbirlerce artık. Ellerinde bu imkân olsa mutlaka kullanırlardı. Fakat zulüm ebed müddet kalıcı değildir. Bir yerlerden ifşa olacak, gün yüzüne çıkacaktır. Bugün istisnasız savaş ve kaos yaşanan ülkeler İslam ülkeleridir. Bayram hediyesi diye batılı ülkelerce başlarına bomba yağdırılan ülkeler de İslam ülkeleridir! Bir istatistiğe göre, dünya üzerinde şu anda 69 savaş var ve bunun 49u İslam ülkelerinde vukuu buluyor! Ümmetin paramparça edilen coğrafyalarıdır buralar... İslam kardeşliğinin en duyarlı bir şekilde yaşanması gereken bayramlarda, savaş olan yerlerde bayram yaşanamıyor, olmayan yerlerde ise din kardeşinin başına indirilen bombalar yüzünden, yastan, acıdan perişan halklar, bayramlarını gönül hoşluğu ile ifa edemiyor! Gönderilen yardımlarına bile ambargo konuluyorsa, nasıl bayramın gelişine sevinecek, nasıl bayramlaşacak kardeşiyle! Bir beden olarak düşünürsek Ümmeti, bedenin bir yerine bir diken batsa, diğer azalar acı ve ızdırab içinde kıvranmaz mı? Günler, geceler ızdıraba ortaklaşa katlanarak geçmez mi? Geçer. Değil mi ki Resullullah böyle tasvir etmiştir Ümmeti. Kaldı ki bugün bu bedenin her tarafı kan revan içinde, yara bere içinde iltihaplanmış, hatta kimi yerlerinde kangren oluşmuş bir halde! Evet, acıya ortak tüm azalar (ümmetin parçaları) .Lakin derdine derman, yaralarına merhem olacak İslami kardeşlikten uzak bir halde ümmet. Birlik ve beraberlik içinde bütünü (ümmeti) korumayı ve yaşatmayı bünyesinde barındıran böyle müstesna günleri Rabbim bizlere nasib etmiş. Fakat biz (Müslümanlar) ne kadar farkındayız? Ne kadar gereğinin yapılmasına niyetimiz, vaktimiz, emeğimiz geçiyor? Bunları sorgulamaya başladığımız an, cevaplarına da ulaşırız. Cevaplara ulaşmakla da iş bitmiyor. İlla da amele, Salih amele dökerek yaşamalıyız kardeşliğimizi. Bayram (iyd) , Allaha kulluk içinde geçmiş bir ömürden sonra Cennette ulaşılan mutlu sondur aslında. Allah (c.c) bu dünyada iken bile, bayramlar ile bunun provasını yaptırıyor bize. İşte böyle bir son (mutlu son ) sizleri bekliyor ey! Salih kullarım! der gibi Dünyada yaşadığınız katliamlar, sürgünler, dışlanmışlıklar, mahrumiyetler, eziyet ve zulümler, döktüğünüz kanlar, verdiğiniz canlar, benim uğrumda ise bunların sonunda size Cennette bayram var!der gibi. Ama katışıksız (şirksiz) bir mümince yaşantı bunun başlıca şartıdır. Mümin kardeşliği ise bu hayatın olmazsa olmazıdır. En az kendisi kadar hatta kendi nefsine kardeşini tercih edecek kadar büyük fedakârlık ve öz veri gerektiren kardeşlik, İslam Ümmetini birlik beraberlik içinde oluşturmanın şartıdır. Hadiste buyrulmuyor mu?Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız, iman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Kardeşlik, beraberlik, huzur ve safa ruhu, iman etmiş olmanın sonucudur. Biz ne kadar imanımızın gereklerini yaşarsak yani Salih amel işlersek, o kadar imanımız pekişir ve tabii bayrama erişmiş olmayı hak etmiş oluruz. Ve bayramlar yalnız yaşanmıyor değil mi? Birileri ile paylaşmalı mutlaka. Aynı imanla, gönül bağıyla , aynı serencamı yaşayan kimseler ancak birbirleriyle bayramlaşırlar.! Ümmet, şu anda bu satırların yazarı gibi kardeşsizlik, sahipsizlik, birlik ve bütünlükten yoksun, kalbi paramparça, ruhu örselenmiş, kimsesizliği derinden yaşayan ve kıskanılası o ilk asr-ı saadetin bayramlarına hasret! Suya hasret insan, nasıl suyu arzular? İşte öyle hasret! Ne zaman ki Ümmet uyanır, zillet elbisesinden soyunur, izzet elbisesini giyerse, ne zaman ki, ahir olan, dünyadan daha sevimli gelirse, ne zaman ki, Allah için onurlu bir ölüm, zilletli yaşama tercih edilirse, ne zaman ki, kardeşini kendi nefsine tercih edecek kadar kardeşini severse, o zaman işte o zaman Bayramları gerçekten bayram olarak yaşarız hep beraber. Uhuvvet ve safa ruhu yaygınlaşırsa hem dünyayı, hem ahiretimizi mamur ederiz. Yoksa ne yazık ki yeni elbiseler giyerek, tatlıları, tuzluları götürerek, vur patlasın, çal oynasın eğlencelerle bayram gelmez! Gelmiyor da! Bu defa ki bayram provası, inşallah daha bileylenmiş bir şuurla, daha ciddiye alınmış sorumluluk duygusuyla, Ümmet-i Muhammed olmanın en yüce onur ve gururuyla gelir ve yaşanır! İşte o zaman, birbirimize bayramın mübarek olsun!diyerek sarılabiliriz. Asıl bayramımıza (Cennete girmeye ) kavuşmamız dileğiyle Allaha emanet olun! |
| Şeyda Hekimoğlu |
| Bu yazı 105 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi