| BEDAVA TERZİ |
| Birkaç gündür Halime hanımın evi yolgeçen hanından farksızdı. Her gelen uğruyor, Halime hanıma yana yakıla isteklerini bildiriyor, kumaşlarını bırakıp gidiyorlardı. Halime hanım ise bir yandan şaşkınlık, bir yandan çaresizlikle buna nasıl “dur” diyebileceğini kara kara düşünüyordu.
Aslında sağlığı dikiş dikmeye müsait değildi. İki yıldan fazladır süren boyun ağrılarının nedeninin boyun fıtığı olduğu ortaya çıkmıştı. Uzun bir süredir bu rahatsızlığının tesiriyle dikiş dikemiyordu. Ancak maddi durumu iyi olmayan yeğeninin okul masraflarına yardım etmek için dikmeye karar vermişti. Ablasının kızı fakülte kazanmıştı fakat babasının okutacak durumu yoktu. Fakat yeğeninin hem okulda başarılı olması hem de artık çağın ihtiyacı gereği, üniversite okumadan, bir meslek sahibi olunamadığından, iş başa düşmüş, teyzeler ve dayılar olarak yeğenlerinin eğitim masraflarını yüklenmişlerdi. Başlangıçta pek zorlanmamışlardı. Çünkü o sırada Halime Hanım da öğretmenlik yapıyordu. Her dönem payına düşen miktarı yeğenine gönderiyordu. Ne yazık ki, iki yıl sonra öğretmenlik mesleğinden ihraç edilmişti. Sebebi ise artık coğrafyalarında rutin bir zulüm haline gelen başörtüsü yasağı idi. Ancak atılma sebebi resmi belgelerde “ideolojik sebeplerle, kurumun huzur ve sükûnunu bozmak “ olarak geçmişti. Halime hanım, bazı hemcinslerinin yaptığı gibi peruk takmayı veya başını açmayı, dini duyarlılığıyla bağdaştıramadığından en önemlisi de ahirette Rabbine vereceği hesabı da inceden inceye tefekkür ettiğinden atılmayı göze almıştı. Eşinden herhangi bir olumsuz tepki görmemişti. Fakat ailesi, kardeşleri ve yakın akrabaları onu, bu tercihinden dolayı dışlamışlardı. Hatta kendisini ahmaklıkla suçlayan bile olmuştu. O bütün bunları büyük bir sabırla sineye çekmiş ve evinde oturup dört çocuğunu gönül rahatlığı ile büyütmeye kendisini adamıştı. Ancak sorunlar, öyle çabucak biteceğe benzemiyordu. Kardeşleri, yeğenleri için verdiği sözü tutmasını ve her ay payına düşen harçlığı göndermesini talep ediyorlardı. İşinden ihrac olmuş olduğunu kabullenmiyorlardı. Sözünü tutmasını ve iki yıl daha yeğeninin okul masraflarına katkıda bulunmasını zorunlu tutuyorlardı. Bir yandan bunu nasıl talep edebildiklerine şaşıyor, bir yandan da sözünü tutamamanın ezikliğini yaşıyordu. Bir kaç kez de yeğeni, ağlamaklı bir sesle telefon açıp “teyze eğer sen göndermezsen dayım da üstünü tamamlamayacağını söylüyor. Eğer dönem harcımı yatırmazsam, okul hayatım bitecek.” Diye yalvarmıştı. Çarnaçar Halime Hanım yeğenini teskin edip, bir yolunu bulup kendisine para göndereceğine söz verdi. O günden sonraki günler hummalı bir telaşla geçen günlerdi. Yakın arkadaşlarına, komşularına, artık dikiş dikeceğinin müjdesini verdi. Onlar için müjde idi, çünkü kendisinin Kız Meslek Lisesi giyim bölümünden mezun oluşu, dikişinin güzel, muntazam ve tekniğe uygun olmasından dolayı, birçok kişiden takdir topluyordu. Kendisine ve çocuklarına diktiği etek buluz ve pantolonları hayranlık uyandırdığı gibi, kendilerine de dikmesi için baskı yapıyorlardı. Ancak o güne kadar ne zamanı ne imkânı ne de sabrı dikmesine fırsat vermişti. Bir yandan okul hayatı, bir yandan, kısa aralıklarla doğan çocuklarının bakımı, bir yandan gelen giden, eş dost ziyaretlerinin yoğunluğu bunu mümkün kılmamıştı. Çok fazla ihtiyaç da hissetmemişti. Yoksa basbayağı da ev geçindirilecek bir meslekti terzilik… —II - Artık yeğeni için büyük bir yükün altına girmişti. Kendi ihtiyaçları için olmasa da onun okul harçları için dikecekti. Bu yüzden yakın arkadaş çevresi bu habere çok sevinmişlerdi. Bundan böyle erkek terziye ölçü vermeyecek, her defasında başka bir sorunla çıkan elbise ve bluzlardan kurtulacaklardı.Kimi zaman bol ,kimi zaman daracık elbiseler, haram olup bozulmuş metrelerce kumaş israfından kurtulacaklardı.En güzeli de istedikleri gibi prova olup,kendi isteklerine göre diktirebilecekleri bir terzileri olacaktı!.Onlara göre harika bir olaydı bu!Ne de olsa arkadaşlık dostluk da vardı işin içinde .Eh! Zaten Halime Hanım da adı gibi halim selim, fedakâr, kalp kırmayan, naz tuz çeken biri idi. Yumuşak tabiatlı, sevecen, her açıdan fedakâr( en azından ona böyle iltifat ediyorlardı arkadaşları!) bir insan olan Halime hanım, önceleri büyük taleplerle karşılaşacağını zannederek, çarşı pazar dolaşarak hem kaliteli hem ucuzundan terzi malzemeleri alıp eve depoladı. Muhtemel bazı beden ve modellerden birkaç kalıp da çıkarıp hazırladı. Hatta kilo ile kumaş alıp çocuk elbiseleri dikmeye başladı. Cıvıl cıvıl renk ve modellerde çocuk elbiselerini, büyük bir özveri ile canla başla, gece gündüz uğraşarak dikmeye çalışıyor, bir yandan da küçük çocukları ile cedelleşerek bitirmeye çalışıyordu. Her bir parçayı dikerken de “acaba kaça satabilirim?” diye düşünmekten de kendini alamıyordu. Öyle zor şartlarda ve öyle yıpranarak dikiyordu ki ne fiyat biçeceğini bilemiyordu. En sonunda kimseye haksızlık yapmak istemediğinden, ama emeğinin de boşa gitmesini istemediğinden yakın arkadaşları ile istişare etmeye karar verdi. Onlara gösterdiği çocuk etekleri, bluz ve elbiselerini ne kadara satabileceğini sorduğunda hiç ummadığı fiyatları telkin ediyorlardı. Oysa tavsiye ettikleri fiyat, ancak dikiş malzemelerinin ederi kadardı! Buna göre hiç kar etmeden satmalıydı. Yoksa müşteri bulamazmış! Diktiklerini çok beğeniyorlardı. Fakat az bir kar ile satın almaya gelince yan çiziyorlardı. Niçin dikiş diktiğini bilen birkaç yakın dostunun yardımıyla, birkaç parçayı satabilmişti. Fakat elinde epeyce çocuk elbiseleri kalmıştı. Konu komşuya gösterip onlara pazarlamak istediğinde, kimi modelini beğenmedi, kimi renk ve desenlerini. Ama sonuçta ucuza, kendi istedikleri fiyata verirse alabileceklerini söylüyorlardı. Halime hanım hayal kırıklığına uğramıştı. Dikişi diğer terzilerden farklı değildi, kötü de dikmiyordu. Ama bir türlü satamıyordu. Bu arada ay çok çabuk bitiyor, harçlık gönderme zamanı geliyordu. Eşiyle durumu konuşup onun yardımını talep edecekti. Çünkü göndereceği miktar kadar satış yapamamıştı. Eşi dikiş dikmesine baştan beri sıcak bakmıyordu. Çocukların bakım ve eğitimlerini ihmal edeceğini ileri sürmüştü. Üstelik stresli ve yıpratıcı bir meslek olan terziliği yürütemeyeceğini söylemişti. Halime hanım ise ikinci mesleği olan terziliği yapmanın hiçbir kötü yanı olmadığını, biraz yardımını esirgemezse bunun üstesinden gelebileceğini söyleyerek onu ikna edebilmişti. Fakat günler ilerleyip dikiş dikmenin stresi, yorgunluğu ile ürettiklerini satamamanın( hiç olmazsa hak ettiği fiyattan ) verdiği can sıkıntısı, gerçekten sinirleri üzerinde baskı yapmıştı. Şimdi eşine hak vermeye başlamıştı işte! Zaten çocuklar da rahat çalışmasına imkân vermiyorlardı. Bir taraftan onların ihtiyaçlarını gidermeye, yemeklerini, temizliklerini yapmaya koşturuyor, bir taraftan dikişleri yetiştirmeye çabalıyordu. Bazen çocuklar uyuduktan sonra, geç vakitlere kadar, komşularını rahatsız etme pahasına, makine tıngırtısı ile zamanını geçiriyordu. —III- Geçen birkaç ay zarfında, büyük bir iştiyak ve hevesle başladığı dikişten artık hazzetmemeye başladı. İstediği gibi gelir getirmiyordu. Strese girmesi ve yıpranması da cabası idi! Eşi, zar zor biriktirebildiğinin üzerini tamamlayarak yeğenine harçlığını gönderiyordu. Belki düzenli olarak harçlığı gönderiyordu, ama dikiş dikme macerası o oranda düzenli ve doyurucu olmuyordu. Elindeki parçaları çok ucuza, yarı fiyatına ancak satabiliyordu. Bunun emeğinin karşılığı olmadığını biliyordu. Fakat elinden fazla bir şey gelmiyordu. Şehirde terziler, çok fazla idi ve birbirleri ile rekabet ediyorlardı. Bu yüzden giysi fiyatları gerçekten çok ucuzdu. Konu komşuları bile, hazır giyime avuç dolusu para vermektense, kilo ile kumaş satanlardan kumaş alıp terziye vermeyi daha karlı görüyorlardı. Bu arada olan Halime hanıma oluyordu. Bin bir güçlük ve sıkıntı ile dikiş dikmeye devam ediyor,ama fazla getirisi olmuyordu.Belki de yıllar önce yaptığı duası kabul olmuştu.O zamanlar akrabalarının bitmez tükenmez istekleri yüzünden dikiş dikmekten neredeyse nefret etmişti!Ve Rabbine “Allah’ım dikiş dikerek hayatımı kazanmamı nasip etme!”diye dua etmişti.Acaba dikişten fazla kazanamamasının sebebi bu duası olabilir miydi?Bilemiyordu.Yine de yeğeninin okuması için bir süre daha bu sıkıntıyla dikiş dikmeye devam edecekti.İlk başlardaki talep yoğunluğu da gittikçe azaldı ve tek tük dikiş getiren oluyordu.Zaten istediğin zaman getirmezler ,istemediğin zaman ise sökün ederlerdi!. Bu arada Halime Hanım, hayır hasenat yapmayı da ihmal etmiyordu. Mahallelerinde, komşularından fakir olanlara karşılıksız olarak dikiyor, onları da memnun etmeye çabalıyordu.”Niye böyle yapıyorsun?” diyene de “Bu da emeğimin infakı olsun!”diyordu. Ne yazık ki Halime hanımın bu iyi niyetini suiistimal edecekler ortaya çıkmakta gecikmediler. Eee! Bedava dikiyorken para vermeyi kim ister ki? Kendisi hakkının ne denli önemli olduğunu bilip gereğine dikkat ettiğinden, herkesin, en azından yakın çevresinin de buna dikkat edeceğini varsayıyordu. Kendisine dikiş getirenler ucuza dikmesini salık veriyorlardı. Böyle yapmazsa müşteri bulamamakla uyarıyorlardı. Çarnaçar! Ucuza dikmeye devam ederken aylar da geçivermişti! Nasıl geçtiğini bir kendisi bir de Rabbi biliyordu! Bir yarı dönem bitmişti Yeğenine yardım etmenin huzurunu duyumsuyor, fakat böyle yıpranarak nereye kadar dayanabileceğini bilemiyordu. Eşine büyük bir minnettarlık duyuyor ve onu takdir ediyordu. Gerçekten O da bir yandan borçları için canla başla çalışıp ödemeye çalışıyor, bir yandan da harç parasının üstünü tamamlıyordu. Ona ne kadar teşekkür etse azdı! Halime hanım, büyük bir özveri göstererek kendisinden yardımını esirgemeyen eşine duacıydı. O olmazsa bunu da yapamayacaktı! Bazı zamanlar yemeği geç yetiştiriyor, bazı zaman ise hafif bir şeylerle geçiştiriyorlardı. Zor ve zahmetli yemekler yapmayalı çok olmuştu doğrusu! Bütün bunları müşterilerinden saklıyor, onlara bu sıkıntılarını yansıtmamaya çabalıyordu.Büyük dikkat göstererek diktiklerini hatasız ve müşteri memnuniyetini kazanarak bitirmeye gayret ediyordu.Bunu başarıyordu da!Ama ne pahasına olduğunu kimse bilmiyordu!.Migren ağrıları sık sık uyanır olmuş,birkaç gün iş yapamaz hale getiriyordu kendisini.Boynu tutuluyor,günlerce ağrısını çekiyordu.Aldığı işleri zamanında yetiştirmesine mani oluyordu bu durum. Kabul etmeliydi ki artık böyle devam edemeyecekti. Zaten eşi de durumunu görüyor ve bu stresten kurtulmanın tek yolunun, dikiş dikmekten vazgeçmesi olduğunu söylüyordu.bu arada pek iş de gelmiyordu.Yani ücretli olarak!Yoksa konu komşu fırsatını yakalar yakalamaz kapısını çalıyor ve pijama ,bluz, elbise biçmesini rica ediyorlardı.Kendiside bunlara hayır diyemediğinden çaresiz biçip ellerine veriyordu.Bu da onun zaafıydı!Kimseye hayır diyemiyordu.Bu kez de kendilerinin dikmeyi beceremediklerini söyleyip,bir sürü dikişi ,angaryayı Halime hanıma yıkıp gidiyorlardı.Tabii hiçbir ücret ödemeden!!! Ara sıra Halime hanıma da bazı vesveseler gelmiyor değildi.”Acaba iyi niyetim istismar mı ediliyor? Yoksa beni kullanıyorlar mı?” diye tereddüt ediyordu. Sonra bunların, nefsinin bir oyunu ve şeytanın vesvesesi olduğunu düşünerek, kafasından çıkarmaya çalışıyordu bu düşünceleri! Bu olamazdı! Olmamalıydı! Kendisi Allah’tan korkan, imanlı bir hanımdı. Elinden geldiğince Salih amel biriktirmeye çabalar, Rabbinin rızasını kazanmaya çalışırdı. Kimseyi incitmediği gibi kimseyi sömürmek de aklının ucundan geçmezdi. Çevresindeki birçok arkadaşı da en az kendisi kadar şuurlu, kul hakkından haberdar kişiler idi. Zaten kendisini istismar edenler, işin cılkını çıkaranlar, şuurlu, imanlı arkadaş ve dostları değildi. Hatta çok sevdiği samimi olduğu arkadaşları çok yoğun olduğu için, bir de kendileriyle uğraşmaması için kendi dikişlerini bile getirmiyorlardı. Sırf daha fazla yorulmasın diye ona kıyamıyorlardı. Ama mahalleli ve konu komşu… Gerçi onları da, komşuluk hakkı diyerek memnun etmeye çalışıyordu. Fakat onları memnun etmek mümkün müydü? Demek ki değildi. Her ne kadar “onları memnun edeyim benden bir beklentileri olmasın” dese de, beklenti ve istekleri bitmiyordu. Bu gidişle de biteceğe benzemiyordu! —IV- Bu minval üzere iki yıl geçmişti… Yeğeni fakülteyi bitirmiş, işsizler ordusuna katılmıştı. Halime hanıma da yorgunluk, stres ve migren ağrıları kar kalmıştı! Fakat manevi bir doyum da hissetmiyor değildi. Yeğeninin okumasına emeği geçmiş olmanın huzuru yeterdi. Artık dikiş dikmesini gerektirecek bir durum olmadığından, yanına yöresine, konu komşuya dost, ahbaba haber saldı. Bundan sonra dikemeyecekti. Kendisini mazur görüp, Israr etmemelerini rica etti. Böylece uzun bir süre, dikiş stres ve yorgunluğundan kurtuldu. Baş ağrıları azaldı. Çocuklarına daha çok zaman ayırıp, eğitimleri ile ilgilenebiliyordu. İki büyük çocuğuna Kur’an-ı Kerimi öğretmişti. Küçüklere ise alfabe öğretiyordu. Makinesini toplayıp kapatmıştı. Dikiş malzemelerini en kuytu yerlere tıkmıştı. Kendisine bile bir parça dikmek istemiyordu! Ve… Esefle şunun farkına varmıştı ki, kimse emeğinin karşılığını almaya layık görmüyordu onu. Ya ucuza kapatmaya, ya da bedavaya getirmeye çalışıyorlardı! Bunun da adı komşuluk hakkı oluyordu. Yine de Halime Hanım kimseye kırıcı bir laf etmiyor, kalplerini kırmıyor, ama nazikçe isteklerini reddediyordu. Artık eşinin dikiş dikmesine razı olmadığını, eğer dikerse hakkını helal etmeyeceğini söylediğini anlatıyor, taleplerinin yolunu tıkıyordu. Yalan da değildi hani. Eşi, artık paraya ihtiyaçları olmadığını, iyi, kötü geçindiklerini, borçlarını kapattıklarını, yeğeninin de mezun olduğunu söyleyerek dikiş dikmesine razı olmuyordu. Arada bir reddedemediklerine dikebilirdi ama bunu da istemiyordu. Ve… Halime hanım uzun bir süre kafa dinledi. Kendisine ve çocuklarına bile dikmiyor, hazır giyime yönelmişti. Allah’a şükür eşi de bunu karşılayabiliyordu… —V- İnsanların nazını tuzunu, kahrını çekmenin başını ağrıtmaya değmediğini düşündüğünden artık dikiş dikme macerasını sonlandırmıştı sonlandırmasına da, her evin eksiği gediği, yırtığı pırtığı çıktığı gibi, Halime hanımın da yırtığı söküğü çıkıyordu doğal olarak. Arada bir açtığı makinesinde çarşaftı, yastıktı, söküktü dikiyordu. Bu arada biraz da kilo aldığından, hazır giyim kendine uymuyordu. Çaresiz kendi dikip, kendi giyecekti yine! Arada bir kapısını çalıp, onu yoklayan komşuları dikiş diktiğini görünce, fırsattan istifade kendi eksik, gediklerini de sıkıştırıverdiler araya. Ona çarşaf kenarı, buna ev içi pijama, berikiye yastık kılıfı derken, iş yine çığırından çıkmaya başladı. Bu defa kendini ezdirmemeye kararlıydı. Ne demişti Resulullah? “Kimseye haksızlık yapma, hakkını da yedirme!.”Halime hanım, infak babından, hayır dikişleri dikiyordu arada bir .Fakat her istekte boyun ağrılarını ve migrenini hatırlatıyordu ücretli olarak dikiş talep edenlere. Samimi arkadaşları da onun, dikiş gibi zor ve zahmetli bir işle uğraşmasındansa, ilim talep etmesini ve zamanını ilim almaya vermesini öğütlüyorlardı. Kendisinin de isteği buydu zaten. Fakat bu kilolarını ne yapacaktı? Eski kıyafetleri dar geliyordu. Bir kısmını, artık giymiyorum diye, fakir fukaraya dağıtmıştı. Yeni elbiselere ihtiyacı vardı ve hazır giyimde bulamıyordu. Mahallelerinde açılan kumaş banka gidip birkaç güzel kumaş aldı. Büyük bir heyecanla dikmeye hazırlandı. Daha birinci eteğini dikiyorken, komşuları onun dikiş diktiğinden haberdar oldular! Hemen istekte bulunmakta gecikmediler tabii. Fakat dikmeye niyeti yoktu Halime hanımın.”İnfak dikmek dışında artık dışarıya dikmiyorum .”diyordu. Bir süre ses çıkmadı kimseden. Halime hanım da “kimsenin benden bir beklentisi yok nasılsa” diyerek rahatladı. Ne yazık ki bu rahatlık uzun sürmedi. Komşular, arkadaşlar, dost, ahbap bir yolunu bulup tekrar dikiş talepleri ile evine damladılar! Bir kaç reddetmeden sonra baktı ki küskünlükler oluyor, kalplerini kırmamak için bir kaçını kabul etti. Her defasında “bu son “diyordu kendi kendine. Ama onu memnun edeyim şunu memnun edeyim derken sonu gelmiyordu isteklerin! “belki beni düşünürler de artık bir talepte bulunmazlar” diye çok bekledi Halime hanım! Ardı arkası kesilmiyordu isteklerin ve artık hakkını vermekten de kimse bahsetmiyordu! İnsanların bu vurdumduymazlığı ve bitmez tükenmez istek ve beklentileri Halime hanımı usandırmıştı. Anlamıştı ki, kimse kendisini düşünmüyordu! Herkes kendi menfaatine göre ne ele geçirdiyse hesabıyla yaklaşıyordu. Kul hakkı imiş, komşuluk hakkı imiş, bunları gerçek veçhesiyle düşünmüyorlardı bile! Halime hanım artık Rabbine sığınıp, kendini bu yükten kurtarması için dua ediyordu. Kimseden bir beklentisi yoktu. Artık emeğinin karşılığını bile istemeye utanıyordu. Geçenlerde samimi bir arkadaşıyla, bir doğduda görüştüler. Arkadaşı “ne var ne yok” muhabbetinden sonra” hala dikiş dikiyor musun?” diye sorunca, “maalesef, ama çoğunlukla kendime ve çocuklarıma “ diye cevap verdi.”Ya dışarıya? Dikmiyor musun?” deyince Halime hanım esefle ,”dışarıya da dikiyorum tabii. Ama bana emeğimin karşılığını vermeyi layık görmeyenlere, ben emeğimi onlara hibe ederek dikiyorum!” diye tok bir sesle cevap verdi. Kendisi vicdanen çook rahattı! Gerisini başkaları düşünsündü!!! |
| Şeyda Hekimoğlu |
| Bu yazı 638 kez okundu. |
| Yorumlar |
| şeyda hekimoğlu Yazdı: teşkkürler Ayşe hanım.derdi olan dertliyi anlar misaliyiz. kendinizi insanların bitmez tükenmez istek ve beklentileriyle heba etmeyin. hayır demeyi benim gibi öğrenin. size çok şey kazandıracaktır bu. |
| Yorumlar |
| ayşe Yazdı: Evet aynen bende yaşadım bunları 14 yıl terzilik yaptıktan sonra bu tür sorunlar yüzünden bırakmıştım 4 yıl önce eşim emekli oldu 3 tane evladım var birisi üniverste ikisi lisede tekrar çalışmayı düşünüyordum ama birden yaram depreşti |
| Yorumlar |
| erdal_kilic@36hotmail.com Yazdı: tebrik ederim duygusuz insanlar 1 sanaatkarı daha menfaatlerinizin uğruna heba ettiniz sözüm üzerine alınanadır hani derler ya bir insanı 40 yıl sırtında taşı . birz yoruldum inde dinleneyim deyip aşağı indirdinmi vay senin haline sen meğer ne kadar kötü biriymişsin derler. yazık etmişsiniz o güzelim göz nurunuza yazık. nerde şimdi o insanlar. |
| Yorumlar |
| eylem Yazdı: öncelikle selamlar,bende dikiş dikmeyi çok seviyorum.15,16 yaşlarımdaydım 7,8 sene emek verdim sonra evlendim ve bıraktım. 8 senelik evliyim 2 kızım var maşallah büyüdüler sayılır 8 ve 5 yaşındalar artık birşeyler yapmak istedim ne yapabilirim diye düşünürken bildigim ve sevdigim dikişim var dedim en çok severek yaptıgım işim benim ve önce bir makina aldım [sanayi] sonra kurs`a gittim çevremdeki insanlar yani komşularım okuldan arkadaşlar tamir işide getiriyorlar dışardakinden biraz düşük fiyata yapıyorum hem onlar memnun ,oluyo hem ben halime ablacığım kendini çok yormuş ve çok iyiniyet göstermiş.çok ucuza degilde birazdaga makul fiyata emeginin karşılıgını alsaymış el emegi hiçe sayılmamalı sen deger vereceksinki deger versinler. üzmeyin kendinize hak yerini bulur |
Tefekkür Dergisi