| BEDİRİN ŞANLI ZAFERİ |
|
Müslümanların Mekke’yi terk etmeleri, Mekke eşrafını yıllardır karşı karşıya oldukları İslam daveti probleminden kurtarmıştı. Artık çevrelerinde, toplumsal sistemleri, ekonomileri, siyasetleri, inançlarını, geleneksel itibarlarını sorgulayan ve sarsan kimseler yoktu. Ancak bütün bunlar sadece görünüşteydi. Gerçekte bu sakin günlerin çok daha büyük problemlere gebe olacağını biliyor ve bunun tedirginliğini yaşıyorlardı. Zaten bu nedenle Resulullah’ın Mekke’den ayrılmasını önlemek istemişlerdi. Hicret edeceği zaman Resulullah’ı öldürmeyi planlamalarının başlıca nedeni, ilerde çıkacak muhtemel problemlerdi. Ama girişimlerinde başarılı olamamışlar ve Resulullah’ı ellerinden kaçırmışlardı. Bizzat kendilerinin açıkça ifade etmelerinden açıkça anlaşıldığı üzere, gelecekle ilgili korku ve tedirginliklerinin nedeni , Müslümanların Medine’de güçlenmeleri ve Mekke’ye gelip hakimiyeti ellerine almaları ihtimaliydi. Fakat bu korkular yetmiyormuş gibi, son zamanlarda korku ve tedirginliklerini sürekli arttıran bir başka durum daha açığa çıkmıştı. Şam ticaret yolunun güvenliği tehlikeye girmişti. Müslümanlar Şam ticaret yolunun kontrolünü ele geçirmek üzereydiler. Her an Mekke’nin Şam bölgesiyle olan ticari ilişkilerinin tamamen kesilmesi söz konusuydu. Bunun ise Mekke ekonomisi için telafisi imkansız bir zarar anlamına geleceği kesindi. Allah içlerine böle bir endişe yerleştirdi. Bu endişeyle mantıklı düşünme yeteneğini bile kaybettiler. Halbuki Mekke insanının yanında Medine’deki Müslümanların sayısı oldukça azdı. Bu kadar az insana karşı duyulan endişe aslında çok yersiz bir endişeydi. Ama Allah onların kalbini bu endişe ile tedirginleştirdi. Akıllara şu soru da geliyor; “mademki Müslümanların büyüyüp güçleneceklerini biliyordunuz ya da, böyle bir endişeniz vardı, ne diye onlara bu kadar eziyet edip onları yurtlarından çıkardınız? Ya da neden siz de onları tasdikleyerek onların yanında yer almadınız da karşılarında yer aldınız. “Size ancak düşük akıllılar inanır” diyorlardı ya Müslümanlara, aslında düşük akıllıların bizzat kendileri olduklarını bir kez daha kendi kendilerine kanıtlamışlardı. Ama akletmeyen bir kalp taşıdıkları için iman edip Müslümanların arasına karışıp izzet ve şeref kazanacaklarına, isyan edip korku ile yaşamayı tercih ettiler. KORKU VE UMUT Mekkeliler korku ve endişe dolu iki yıl geçirdiler, Müslümanların Medine’ye hicretiyle başlayan bu süre içerisinde bazı kervanları Müslümanların saldırısına maruz kalmış olsa bile, ciddi bir zararla karşılaşmadan işlerini yürüttüler. Ancak hicretin ikinci senesi düzenlenen bir ticaret kervanı ile korkuları büyüdü. Çünkü neredeyse ticaretle uğraşan bütün Mekkelilerin katılımıyla gerçekleşen 1000 develik büyük bir ticaret kervanını Şam’a göndermişlerdi. Ebu Sufyan’ın idaresi altında yaklaşık 40 kişilik bir süvari birliği tarafından korunuyordu. Kervan herhangi bir tehlikeyle karşılaşmadan Şam’a ulaşmış, satılacak mallar satılmış, alınacak mallar alınmış ve oldukça büyük bir miktar nakitle tekrar Mekke’ye dönmek üzere yola çıkılmıştı. Kervan Şam’a giderken bir tehlikeyle karşılaşmamıştı, ama dönüş yolunda Ebu Sufyan’ı bir korku sardı. Kervanın Müslümanların saldırısına uğramasından korkuyordu. Herhangi bir kervanları bile Müslümanların eline geçse, bu Mekke ekonomisi için büyük bir kayıp olurdu. Ama özellikle bu son kervanın Müslümanların eline geçmesi demek, Mekke için telafisi olmayan bir kayıp demek olurdu. Zira bu çok büyük bir sermayeye sahip bir kervandı. Kervanın mali değerinin çok büyük olması Ebu Sufyan’ın korkularını arttırıyordu. Medine bölgesine yaklaştıkça Ebu Sufyan’ın korku ve tedirginliği arttı. Yolda karşılaştığı kimselerden, Müslümanların durumuyla ilgili sorular sordurup bilgi toplamaya çalıştı. Müslümanların kervana saldırmak gibi bir girişimde olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Korkusuna haklılık kazandırır nitelikte bazı haberler aldı. Müslümanlar kervana saldırmayı düşünüyorlardı. Eğer bu düşüncelerini uygulamaya koyarlarsa, kervanı kolayca ele geçirirler. Koca kervanı sadece 40 kişiden oluşan bir muhafız gurubu koruyordu. Ebu Sufyan ne yapabileceğini düşündü. Yol değiştirerek tehlikeden korunabileceğini düşündü. Ancak işi şansa bırakmak istemedi. Durum hakkında bilgi vermesi ve yardım istemesi için Dumdum b. Amr el- Ğıfari’yi Mekke’ye gönderdi. Dumdum b. Amr Mekke’ye ulaşınca, böylesi durumlarda bir gelenek olduğu üzere çırılçıplak Kabe’nin yanında durup halka seslenmeye başladı. Kervanın Müslümanların saldırısına uğrayacağını, tez elden kervana yardımda bulunulması gerektiğini bildirdi. Mekke’de bir panik havası esti. Kervanları Müslümanların eline geçmek üzereydi. Belki de Dumdum b. Amr yoldayken kervan Müslümanların saldırısına uğramıştı bile. Bu ihtimal bir süre sonra kesin bilgiye dönüştü. Kervanın Müslümanların eline geçtiği, bunun hesabının sorulması gerektiği kulaktan kulağa yayılmaya başladı. Devamı gelecek sayıda Kaynak: Celalettin Vatandaş |
| Emine Güneş |
| Bu yazı 218 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi