Navigation


Tarih: 19 Mayıs 2012 Cumartesi



BEKLENEN MİSAFİR
BEKLENEN MİSAFİR
 

            BEKLENEN MİSAFİR resimleri - tefekkur-dergisi.com



 



 Allah Resulü, hicretini yol arkadaşı (h.z.)Ebu Bekir  ile gerçekleştirir. Yatağında yatırdığı amcası oğlu (h.z) Ali ise suikaste kurban gideceğini bile, bile girer Resulullah’ın yatağına.” Ya Rabbi ne büyük bir teslimiyet!”Herhalde biz aynı durumda olsaydık liderimizi bir sürü sorgulamadan geçirirdik. Sorgulamanın sonucunda da ya isyan eder geri adım atardık, ya da bize haksızlık edildiğini söyleyip, verilen bu karara içerleyerek rıza  gösterirdik. Hz. Ali bu işe hiç itiraz etmemiş, müşriklerin olayı fark ettiği zaman ona yapacakları işkenceyi bile umursamamıştır.Müşriklerin Resulullah’ın yerini nereye doğru hicret ettiğini sormaları ve buna karşılık cevap alamamaları onları iyice kudurtmuş ama buna da aldırmamıştı.Yeter ki dava adamı yaşasın!..



  Hazret-i Ebu Bekir için ise Resulullah ile hicret etmek sürpriz olmuştu. Sevincinden gözyaşı dökmüştü. Allah Resulü’nün  hicret arkadaşı olmak büyük şerefti. Bir de hicret esnasında iki kuşaklı lakabını alan (Hz.) Esma’nın tutumu ve cesaretini dile getirmek gerekir ki, babasının gittiği yeri soran azılı düşmanın karşısına dikilip “bilmiyorum” dediğinde yediği o kuvvetli tokat karşısında gösterdiği kararlı davranış, gerçekten de örnek alınacak bir tutumdur. Mağarada gizlenen babasına ve Allah Resul’üne hiç üşenmeden her gün yemek taşıması, o vahşi çölün içinden geçmesi ne kadar fedakâr, ne kadar cesur biri olduğunu ispatlıyor. Hele aç kalmaktan korkan dedesini ikna etmek için para kesesini çakıl taşlarıyla doldurup dedesinin endişesini yenmesini sağlaması ne kadar zeki olduğunu ispatlar.



            Allah Resul’ü evinden çıkmıştı. Kutlu yolculuk başlamıştı. Allah Resul’ünün hicret için yola çıktığı haberi Medine’ye ulaşmıştı. Medine’de heyecanlı bir bekleyiş başlamış, müminler hazırlıklarını tamamlamıştı. Artık sabırsızlık ve sevinçle o mübarek ve kutlu misafirler bekleniyordu. Normal şartlarda yolculuk yapanlar Mekke’den Medine’ye 5 günde ulaşırdı. Ama Resulullah takip edilmemek için farklı bir yoldan yapıyordu yolculuğunu. Bu nedenle yolculuk uzamıştı. Medine halkını bir telaş almış, endişe ve hüzün içinde ama ümitle beklemeye başlamışlardı. Acaba Allah Resul’ünün başına bir şey mi gelmişti? Belki de...? Aman Allah’ım bunu düşünmek bile çok üzücü çok acı bir şeydi. Her gün üşenmeden Medine’deki hurma ağaçlarına ve evlerin tepelerine  çıkıp O’nun yolunu gözlüyorlardı. Ve her seferinde elleri boş, üzüntüyle geri dönüyorlardı. Gelmiyordu, gelmiyordu bir türlü gelemiyordu o kutlu yolcu! Acaba Mekke’nin azılı müşrikleri O’nu yakalamışlar mıydı? Bunu düşünmek bile çok acı verici! Tam on iki gün olmuştu. Haber yoktu… Sabah serininde evlerin damlarına, yüksek tepelere çıkıp acaba bir gölge, bir toz, bir işaret görebilir miyiz diye Öğlenin o  kavurucu sıcağına kadar bekliyorlardı. Sıcak iyice bastırınca da evlerine geri dönüyorlardı Medineli Ensar ve Mekkeli muhacirler… İçleri buruk, gözleri yaşlı… Ya gelmezse, ya gelemezse… Bunları düşünmek bile yetiyordu umutlarının kırılmasına. İşte böyle bir gündü… Yine beklemeye başladılar Müminler. Belki bu gün gelir Allah Resul’ü… Beklediler, beklediler, beklediler…



Gelen giden yoktu. Herkes evine çekildi sıcaktan korunmak için. Aradan çok az bir zaman geçti ki bir Yahudi evinin damından  bağırmaya başladı. “Geliyorrr, geliyoorr, beklenen o kutlu yolcu geliyor!” Doğru görmüştü. Sevinçle Yahudinin gösterdiği yöne koşmaya başladılar. Geliyordu Allah Resul’ü… Tam umutların bittiği anda yeniden yeşertti umutları. Allah Resul’ü Medine’yi medeniyet yapmak için, İslam devletini kurmak için geliyordu. Müminlerin sevinçleri doruktaydı. Zılgıtlar çalındı, deflere vuruldu, beyitler söylendi… Kimileri halay çekmeye başladı. Allah’ım bu ne güzel bir yolcu, bu ne güzel bir misafirdi… Sevinç çığlıkları giderek yükselmeye başladı. Kuba’da adeta bir bayram yaşanıyordu. O kadar endişeli bir bekleyişten sonra bu sevinç gösterisi olmalıydı tabi ki… Sevinçlerini dile getirmenin yollarını arıyorlardı. Ne yapsak da sevincimizi gösterebilsek diye düşünen Mekkelilerin imdadına kadınlar ve çocuklar yetişti defler eşliğinde. O meşhur sözleri söylemeye başladırlar.” Teleal bedru aleyna min seniyetil veda…”“Veda yokuşunda doğdu dolunay



 Allah’a şükretmek üzerimize farz oldu         Ey bize gönderilen Peygamber!



                                         Boyun eğmemiz gereken bir emir ile geldin bize.”



            Kuba’da bekleyen bütün Müslüman erkekler, Resulullah’a doğru koşmaya başladılar. Herkes birbirinden önce Resulullah’ı görmek için yarış halindeydi adeta. Bir grup genç herkesten önce vardılar Allah Resul’ünün yanına. Hava çok sıcak olduğu için bir ağacın altında mola vermişlerdi. Allah Resul’ü ile Hz. Ebu Bekir. Kuba beklediği kutlu misafiri ağırlayabilmenin sevinci ve heyecanı içinde karşıladı. Artık hicret tamamlanmıştı. Ağlayın  ey Mekkeliler ağlayın! Sizler medeniyeti  kaybettiniz! Sizler Allah Resul’ünü kaybettiniz! O şeref size ait değil. Artık siz bu acıyla yaşayacaksınız. Siz artık bu pişmanlıkla yaşayacaksınız.

                                                                                                                   
 
Emine Güneş
Bu yazı 597 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: