Navigation


Tarih: 07 Ekim 2008 Salı



Bir Efsane Olarak Peygamber ve Ashabı!
Bir Efsane Olarak Peygamber ve Ashabı!
 
Hemen hemen her toplumun efsaneleri vardır. Efsanevi karakterleri… İranlıların Rüstem’i, Kürdlerin Kawa’sı, Türklerin Alper Tunga’sı, Kürşad’ı… Bu efsane karakterlerin yaşamışlıkları çoğu zaman gerçektir ama anlatılan yaşam öyküleri destan ve kurgulardan ibarettir. Bunu herkes bilir ama o hikâyeleri dinlemekten de kendilerini alıkoyamazlar. Bu bir kültürdür. İnsanlar kimi zaman neşelenmek, kimi zaman hüzünlenmek, kimi zaman da coşmak için efsanelere başvururlar. Onlar biriciktir, insanüstüdür, aynı anda bilmem kaç kişiyi devirirler, geçilmez geçitleri geçer, aşılmaz dağları aşar, onca badirenin ardından yine de tek parça kalmayı başarırlar. Bu yüzden insanlara hayatlarında örneklik teşkil edemezler. Anlık duygusal etkilemelerden öteye geçemezler.
İşte tam bu kertede bizim kendilerine büyük bir haksızlık ederek efsaneleştirdiğimiz Peygamber ve ashaba dikkat çekmek gerek. Neden haksızlık ettiğimizi açıklayayım. Efendim, ortada bir Resul var ki gönderiliş gayesi bize kulluğu öğretmek. Ve bir insan! Bir de Allah’ın kendilerinden razı olduğunu açıkça belirttiği Ashab ki onlara güzellikte tabi olursak bizden de razı olacağını bildiriyor Rabbimiz. Ve onlar da insan! Şimdi bazıları kızabilir, “insan” olmalarına yaptığımız vurguya. Bırakalım onlara, Allah’ın Resul’ü cevap versin: “Ben de sizin gibi kuru et yiyen bir kadının çocuğuyum. Ama bana vahyediliyor.” Evet, O’nun bizden farkı vahiy alması ve aldığı bu vahyi en güzel bir örneklikle (usvetun hasene) bize aktarmasıydı. Ama buradaki “örneklik” sıradan bir örneklik değil “bağlayıcı” bir örnekliktir. “Resul size her ne getirdiyse onu alın ve her neyden nehyettiyse de ondan sakının” (Haşr 7)
Zaten insan ancak insanı örnek alır. Eğer Resul bir melek olsaydı onu örnek almamız diye bir şey söz konusu olamazdı. “Melek değildir” derken de O’nun “ismet” (günahsızlık) sıfatını ihmal ettiğimiz anlaşılmasın. Tam tersine eğer “bağlayıcı bir örneklik” olacaksa günahsız olması elzemdir. Burada dikkati çektiğimiz mevzu Resul’ün “insanüstü”  bir varlık olmadığıdır. Müşrikler, Resul’ün yiyip içmesini, çarşı pazarda gezmesini eleştirmiş “Bize elçi olarak melekler gönderilmeli yahut Rabbimizi görmeli değil miydik?”Furkan–21 gibi saçma bir talep ortaya atmıştır. Bu ise O’na tabi olmalarını imkânsızlaştırıp, O’nu sadece “kutsal bir değer” kılacaktı. Oysa Allah, Resul’ünden bahsederken “arkadaşınız” der bir ayette.
Hal böyleyken bizim, “öveceğiz” diye Peygamberi aşırı yüceltmelerimiz ona ittibamızı engellemektedir. Çünkü kendisine öyle özellikler atfediyoruz ki Resul dünyamızdan çıkıp başka bir dünyaya geçiyor. Sonra da O’nun verdiği mücadelenin bir benzerini vermemiz gerektiği söylenince “ama o Peygamberdi” diyerek kullukta kaçamak yapıyoruz. Evet, o peygamber’di zaten Peygamber olduğu için onun yaptığını yapmalıyız:
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir” Al-i İmran–31 Bir de Ashab var ki onun da başına aynı şeyi getirdik. Acı çekmeyen, sarsılmayan, günah işlemeyen, öfkelenmeyen, kimseden korkmayan v.s. bir ashab anlayışı oluşturduk. Reyting rekorları kıran televizyon programlarında acıklı acıklı anlatıldı bize, biz de dinledik ağlaya ağlaya… Ama onları örnek almamız gerektiğini hiç düşünemedik. Zaten anlatan da öyle bir amaç gütmüyordu. Mesela Hz. Hamza’dan bahsederken, onun cesaretinden ve şahadetinden bahsederken şu hadis hiç söylenmedi: “Şehitlerin efendi amcam Hamza’dır. Bir de zalim yöneticiye “sen zalimsin” deyip de öldürülendir”. Çünkü onlar uluydu, yüceydi, bizim ne haddimizeydi! Onların eşleri, çocukları, bağları bahçeleri yoktu. Uhud’da sarsılan Ashab’dı. Tebük savaşından geri kalan da… Mekke’deki ailesi için Medine İslam Devleti’nin savaş bilgilerini düşmanların eline geçirten de… Peygamber’in ölümünün ardından şoka girip onu ölümsüz zanneden de…
“Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikte tabi olanlar (var ya); Allah onlardan razı, onlar da O'ndan razı olmuşlardır” Tevbe–100 Burada ashabın hatalarını ortaya koymak üzere özel bir çabamız yok! Ama onların tıpkı bizim gibi etten ve kemikten, duygudan ve fikirden oluştuğunu ortaya koyalım ki onları örnek alabilelim. Elbette ki ashab İslam adına çok müthiş tavırlar sergilemiştir. Biz de bu müthiş tavırları sergilemek üzere onlara bakmalıyız. Dikkat edersek ayet de “güzellikte tabi olanlar” ifadesini kullanıyor bir tabiiyet ama esası güzellik olan bir tabiiyet.
İşte Peygamber ve ashabını, Rüstem’den, Kawa’dan, Alper Tunga’dan ayıran, ağlatılar ve şiirlere mahkûm edilemeyecek örneklikleri. Onlara ve kendimize yapabileceğimiz en büyük zulüm ise onları aşırı yücelterek, örnek alınamaz efsanelere dönüştürmektir. Rabbim, bizleri Peygamberi ve ashabı; şefkatini öfkesinden, hoşgörüsünü horgörüsünden, misvakını kılıcından ayırmadan, bir bütün halinde örnek almaya çalışanlardan eylesin(âmin).
 
Cevher Kara
Bu yazı 89 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
MAKSUT Yazdı:
PEYGAMBERİN MESAJINDAN AYDINLANIP YOL YÜRÜYENLERE SELAM....YÜRÜNECEK BİR YOL VARSA ODA RESULUN YOLUDUR..VE YÜRÜYECEGİZ YOLLAR ZÜLÜM VE DİKENLİ OLSADA....