| BİRAZDAN RÜZGÂR ESECEK |
Bizleri sevgi ve merhametiyle kuşatan Allahımıza hamdü senalar olsun. Bu sevgi merhametin tecellisi, âlemlere rahmet peygamberimize, ailelerine, arkadaşlarına ve tüm zamanların inananlarına salât ve selam olsun. (Âmin) Değerli tefekkür dostları, yaklaşık dokuz ay önce bizleri öncelikle bir insan ve mümin kılacak donanımla donanıp, hayata tam teçhizatlı olarak salıveren Ramazan ayına özlemlerimiz gün geçtikçe artıyor. Bu özlemin nedeni Ramazan ayında Allah’ın izniyle kazandığımız hayata dair “azıklar” olsa gerek.Bildiğiniz gibi “azıkların en hayırlısı takvadır”. Şükürler olsun ki, bizi Ramazan ayına ulaştıracak üç aylara girmiş bulunuyoruz. Aklını, iradesini, gönlünü güçlendirmeyi ve aklın selim sahibi olmayı dileyenler için üç ayları bir güç kaynağına benzetebiliriz. Güç kaynağından beslenebilmenin yolu uygun bir şekilde şarj olabilmekten geçer. Üç ayların hedefi insandır. Beşer olarak yaratılan insanı ve beraberinde yaşadığı toplumu gerçek anlamda insani meziyetlerle donanımına uygun ortam ve zemin hazırlar. Uygun zemin ve uygun ortamı, Allah’ın üzerimizdeki rahmet eliyle birleştirmemiz gerekmektedir. Haydi! Allah’ın uzattığı rahmet (vahiy) ipine kuvvetlice tutunalım ki, rüzgârımız kesilmesin. “ Ve Allah’a ve O’nun elçisine tabi olun ve birbirinizle didişmeyin! Sonra direncinizi yitirirsiniz, rüzgârınız da kesilir. Kesinlikle direnin, unutmayın ki, Allah direnenlerle beraberdir.” (Enfal/46) Allah’a ve elçisine kesinlikle uyun, zira Allah Rahman’dır. Bizim tasavvurunu bile kuramayacağımız, engin bir merhamet ve sevginin kaynağıdır. Rahmetinin tecellisi olarak ellerimizden (vahy) tutuyor. Elini Allah’ın tuttuğu kimse ne bahtlı kimsedir. Elinden tutan bitimsiz aşkın ve sınırsız bir gücün sahibidir. Her şeyin ve her olayın önünü ve arkasını bilen, Hikmet sahibi Hâkim’dir. Hükmünde tam isabet edendir. Sevinin, mutlu olun! Eğer istersek, sadece ve sadece istersek emin olun ki, senin de, benim de elimi kesinlikle tutacaktır. Ve bak şimdi Enfal suresi 46. ayetle gücün ve başarının yolunu göstererek elimizi tutuyor. Uzatalım ellerimizi zira tutan Allah Azze ve Celle! Yalnız, elinden tutulan olmanın anahtarı Allah’a ve Resulüne itaat etmektir. Hoşumuza gitsin ya da gitmesin! Bu anahtarla kapıyı açanlar artık içeridesiniz. Sizler artık sulh, esenlik ve barışın çekim alanına girdiniz. Size artık Allah’ın izniyle kimse zarar veremez. Hatta kendiniz bile! “ Ve birbirinizle didişmeyin” Diyor, elimizden tutan mutlak irade! Ne de çok severiz didişmeyi, amirimizle, memurumuzla, hocamızla, öğrencimizle, komşularımızla, akrabalarımızla, ebeveynlerimizle, çocuklarımızla ve hatta bizim kendimizle! Bazen ekranlarda bazı siyasi partilerin kongrelerinin nasıl olaylı geçtiğini, sandalyelerin havada uçuştuğunu görür “yahu bunlar kendi aralarında bile anlaşamıyorlar, toplumu nasıl yöneteceklerdir.” Diye sorarak trajik komik hallerine güleriz. Onlara güleriz de kendi halimizi görmezden gelmeye devam ederiz. Çoğu zaman kendimizi temize çıkarma, kendimizin ya da düşüncelerimizin doğruluğunu kanıtlama adına yapılır, hemen her defasında “ben” putunun doğmasına vesile olur böyle didişmeler. Artık asıl üzerinde durulması gereken konuları, yapmamız gereken işleri, sorumluluklarımızı hatırlamalıyız. Hatırlasak bile o kadar üzülmüş ve kafamız o kadar dağılmıştır ki, en olmaması gereken şey gerçekleşiverir. Ellerimiz Rahmanın ellerinde akıp karanlığın girdabına girer. Artık hiçbir şey için gerekli gücümüz kalmamıştır. “Kesinlikle direnin (sabredin)” Didişmek için, egoların ön plana çıkmaması için toplumun ve kendimizin rüzgârının kesilmemesi için sabır (direniş) şart. Bu direnişin Allah’a göre olması için de direniş ve mücadele etmeliyiz. * Sahip olduğumuz tek hurmayı bile paylaşmayı istersek, * Kardeşimizin nefsini kendi nefsimize tercih edecek yüreğe sahip olabilirsek, * İşçimizin hakkını tam olarak ve zamanında vererek iş hakkına sahip olursak, |
| Ayse Üzümcü |
| Bu yazı 294 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi