| BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM |
|
Bizleri yaratan, muhatap alan, rızıklandıran Allah’a hamdü senalar olsun. Salat ve selam peygamberimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.)’ya onun temiz ailesine, arkadaşlarına, onun yolunda yaşamış ve yaşayacakların üzerine olsun. Saygıdeğer Tefekkür okuyucuları, elinizdeki bu sayımızla Allahın izni ile 2. yılımıza girmiş bulunuyoruz. Allah’ımıza sonsuz sayıda şükürler olsun. İstiyoruz ki, Rabbimize şükrümüzü, en güzel şekilde kalitemizi yükseltip, sayımızı arttırıp, daha çok insana ulaşarak sunalım. Rabbimiz gerektiği gibi şükredenlerden kıl bizi!..(amin) Ağustos sayısı için seçtiğimiz ayet, Ahzab suresi 36.cı ayeti kerime; “Allah ve Resulu bir şeye hükmettiği zaman, gerek mü’min bir erkek, gerek mü’min bir kadın için işlerinde muhayyerlik yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, muhakkak ki o apaçık bir şekilde isyan etmiş olur.” Peygamber (S.A.V)’in müslüman toplumunda eskiden kalma sınıf farkını ortadan kaldırıp,insanların tarak dişi gibi birbirine eşitliğini, kimsenin kimseye takvadan başka üstünlüğünün olmadığını tebliğ ettiği sırada Cahş kızı Zeynep ( Peygamberin halasının kızı ) hakkında nazil olduğu rivayet edilmiştir. Kendilerine “Mevali” (hüriyetine kavuşmuş köleler) denilen zümre “Efendiler” tabakasından aşağı telakki ediliyordu. Peygamberimizin azatlısı ve evlatlığı olan Harise’nin oğlu Zeyd de bu düşük tabakadandı. Peygamberimiz, Zeyd’i Haşim oğullarından şerefli bir yakını olan Zeynep ile evlendirmiştir. Bu sınıf farkları zihinlere öyle derin yerleşmişti ki onu müslüman milletin rehber edindiği ve bütün beşeriyetin yolundan gittiği Allah Resülünün gözler önüne serdiği icraatdan başkası söküp atamazdı. (1) Ne var ki Hz.. Zeynep (R.A.) Zeyd’e ilk istendiğinde bu evliliğin gerçekleşemeyeceğini Resülullah’a bizzat bildirmiştir. Öne sürdüğü gerekçe ise; kendisinin asalet ve şeref yönünden ondan üstün oluşunu düşünmesi idi. Lakin bunun üzerine “hiç bir mü’min ve mü’mine için kendi işlerinde muhayyerlik yoktur..” mealindeki ayeti kerimeler indi. Zeynep (R.A)’a Peygamberimize: “Zeyd’i benim için uygun gördünüz mü?” diye sordu. Peygamber (S.A.V) : “evet” dedi. Zeynep: “ O halde ben Allah’ın Resülüne karşı isyan etmek istemem, kendimi ona nikahladım.” dedi. Evlilik gibi önemli bir konuda bile, inananların bir çırpıda Resulullah’a teslim olduğunu görüyoruz. Teslimiyetin zirvesini yaşayan sahabe, kendilerince en önemlisinden en önemsizine varıncaya dek her hususta Allah ve Resülüne hemencecik, zorsunmadan, vakit geçirmeden tabi oluyorlardı. Kur’an ve sahih sünnet ellerimizin arasında olmasına rağmen bir çok işimizde Kur’an ve sünneti göz ardı edebiliyoruz. Bu göz ardı edişin sebepleri elbetteki bir değil yüzlerce... Kimimiz Allah ve Resülünü çok sevdiğimizi söylememize rağmen onların nelerden hoşlanıp, hoşlanmadıklarını bilmiyor, kimimiz Kur’an ve sünnetin içeriğini yeterince bilmediği için zaman zaman çuvalıyor, kimimiz ise ilm-i bilgi olmadığı için Allah korusun farkında olmayarak isyana girebiliyor. Değerli Tefekkür okuyucuları, bu ayetten de anlaşıldığı üzere ilim öğrenmek bizim düşündüğümüzün çok fevkinde ve zorunludur. İnsanlar bilmeden herhangi bir tv. kumandasını bile kullanamazken nasıl olur da insanın ceset boyutundan ziyade, ebedi tarafıyla ilgilenen ve onun manevi boyutunu tedavi eden bir dini yaşayabilir? İşin ilk basamağı: “bilme”, ikinci basamağı ise: Rabbin adıyla başladığı bu bilme ameliyesine “iman”denir. “İman”ın sözlük manalarından biri de; kopmamacasına bir düğümle bağlanmaktır. O halde Allah’a ve Resülüne kopmamacasına bir düğümle bağlanan inananlar, nasıl olur da insanlar arası münasebetlerinden tutun da, ferdi özel işlerine varıncaya dek kendi başlarına, muhayyer bırakıldıklarını düşünebilirler. Ayeti kerime kendi heva ve hevesini ön plana çıkaranı “isyan etmiş” diye nitelendiriyor. “İsyan edenler” güruhundan olmamamız için ilim öğrenmeye olağan üstü gayret sarfetmeliyiz, yine bir o kadar gayret de öğrendiklerimizi hayata dökmemiz için gerekiyor. Bir yakınım, öğrendiklerini tam anlamıyla yaşantısına dökemediğinden ve bu yüzden çok huzursuz olduğundan , uykularının kaçtığından bahsetmişti. Burada vicdanın kıvrandığını, rahatsız olduğunu, acı çektiğini görüyoruz. Vicdan sızlamaya başlamışsa inşallah adımlar hakka doğru gidiyordur. İnsan bilmediği bir şey için acı çekemez. Ancak bilip, öğrendikten sonra yapması gerekenleri bilir, yapamadıkları için ızdırap çeker. Yaratıcımız; “bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu?” buyuruyor. Pek tabikide bir olmaz. Rabbimizin sözü hakk’tır. “Gerek mü’min bir erkek ve gerek mü’min bir kadın için işlerinde muhayyerlik yoktur.” Mü’mine bu konuda seçme hakkı yoktur. Allah ve Resulu, hangi konuda neye hüküm vermişse mutlaka uyulmalıdır. Niçin mi; “kim Allah ve Resulune isyan ederse muhakkak ki o apaçık bir şekilde sapmış olur.” İsterseniz aşağıdaki ayetlere bakarak muhayyer olmadığımız bir kaç konuyu hep birlikte hatırlayalım: • Onlar ırzlarını korurlar. (müminun 5 ) • Onlar boş şeylerden yüz çevirirler. (müninun 3) • Onlar anne ve babalarına öf bile demezler. (isra 23) • Onlar cahillerle tartışmazlar. ( furkan 63 ) • Onlar yetimin hakkını yemezler. ( nisa 2) • Onlar ancak müminleri dost edinir. (maide 54) • Onlar asla zanda bulunmazlar. (casiye 24) • Onlar kınayanın kınamasından korkmazlar. ( maide 54) • Onlar yalnızca Allah’a güvenip dayanırlar. (tevbe 2) Saygıdeğer kardeşlerim,yalnızca birkaçını saydığımız hükümler hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce hemen teslim olabiliyormuyuz Rabbimizin hükümlerine? Mesela, Resulullah’ın evlilikte seçim yapılırken dindar olandan yana tercih yapılması hususunda bizleri uyardığı hepimizin malumudur. Fakat yeterince teslim olamamış olan bizler dindar olanı, daha zengine, daha güzele, daha soylu olana çeşitli bahanelelerle tercih etmeyerek durum kaytarmaya yeltenmiyor muyuz? Bu durumla karşılaşan gençlerimiz tercihe şayan olmadıklarını görünce, iyi birer mü’min olma yolunda kullanacakları zamanı, enerjiyi, potansiyeli Allah ve Resulüne göre hiç bir üstünlük sayılmayan zenginlik, güzellik gibi değersiz şeylerin uğrunda heba etmektedirler. Hatalarımızı görmemezlikten gelerek bir de günümüz gençliğinden yana yakıla dert yanmaya kalkarız. “Nerede hata yaptık” diye de çook düşünürüz. Sizce hata nerede!?? SADAKALLAHHULAZİM. |
| Ayse Üzümcü |
| Bu yazı 172 kez okundu. |
| Yorumlar |
| ömer Yazdı: tebrikler güzel yazılar |
Tefekkür Dergisi