Navigation


Tarih: 07 Ekim 2008 Salı



Cumartesi yasağı 2
Cumartesi yasağı 2
 



 



Hamd; Âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, din gününün maliki
Allah'ındır! Sadece sana kulluk eder ve sadece senden yardım dileriz!
Hidayet eyle bizi doğru yola! Kendilerine nimet verdiğin, saadete erenlerin
yoluna. Gazap olunanların ve sapıkların yoluna değil!
Salât ve selam Resulullah (s.a.v.) efendimize, âline ashabına ve yolunu
takip edenlerin üzerine olsun.
Geçen sayımızda cumartesi avı yasağını delen İsrail oğullarının akıbetinin
nasıl olduğunu ve günümüz Müslümanlarının onlarla benzer özellikler taşıyıp,
taşımadığını anlamaya çalışmıştık. Bu sayımızda da kaldığımız yerden
Allah’ın izniyle devam etmeye çalışacağız.
" Hani içlerinden bir grup (Bu fena işi, yani cumartesi avı yasağını
delenleri alıkoymaz ve bundan alıkoyanları da) " Allah'ın kendilerini
(dünyada) helak edeceği ya da (ahirette) çetin bir azapla azablandıracağı
bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediği zaman onlar; (O öğüt verenler):
Rabbinize mazeret (beyan etmek) için umulur ki sakınırlar" demişlerdi."
"Ne zaman ki, onlar kendilerine yapılan öğütleri unuttular, biz de onları,
kötülükten alıkoymakta sebat edenleri kurtuluşa erdirdik. Zulmedenleri de
yapa geldikleri fıskları (Allah'ın emrinden çıkmaları) yüzünden şiddetli
bir azapla yakaladık."
(Araf 164 -165)
Cumartesi avı yasağını delen kavim üç grup insandan oluşuyordu.
1. Grup yasağı delenler
2. Grup yasağı kendileri delmeyip ancak, yasağı delenlere nasihatin fayda
vermeyeceğini ve bu yüzden nasihatin gereksiz olduğunu düşünüp, nasihat
edenlere bu işten vazgeçmelerini telkin edenler.
3. Grup nasihat edenler.
1. Gruptakilerin suçlu olduğu ayan beyan ortada. 2. gruptakiler ise, bu
suça asla ortak olmamış ve 1. gruptaki insanları sevmemişler de. Onları
sevmeyiş nedenleri, günaha açıkça girebilmeleriydi. Elmalılı tefsirinde
anlatılanlara göre ikinci gruptakiler, birinci gruptakilere uzunca bir süre
nasihat etmiş, nasihat’in onlara fayda vermediğini görmüş ve onlardan
(aslında Allah’tan ) ümitlerini kesmişlerdi. Neticede nasihati hem kendileri
bırakmıştı, hem de nasihatçilere bunlara nasihatin faydasızlığını beyan
ederek kendilerini boşuna yormamaları gerektiğini dillendirmişlerdi.
2. Grup insanların emr-i bil maruf, nehyi anil münker (nasihat)de
bulunmamaları da en az birinci gruptakilerin suçu kadar önemliydi. Hz. Yunus
peygamber de benzer hataya düşmüştü de, Allah onu balığın karnında
cezalandırmıştı. Yalnız Hz. Yunus (s.a)yaptığı hatanın farkına vararak tevbe
etmiş, tevbesi de Rabbi Zülcelâl-i vel ikram tarafından kabul edilmişti.
Bunlarsa tevbe etmiyorlar, çünkü olaya tek yönlü bakıp bu günahta kendi
sorumluluklarının olmadığını düşünüyorlardı. Her koyun kendi bacağından
asılır misali. Neticede bunlara nasihat fayda vermiyordu.
Lâkin ne olursa olsun nasihat ister fayda versin, ister vermesin her
mü'minin görevidir. Bu görev ve sorumluluk birinci derecede kişinin
kendisini ilgilendirir, başkasını değil. Ha cumartesi avı yasağı delinmiş,
ha da nasihatten yüz çevrilmiş ikisi de suçtu, bunu ikinci gruptakiler
anlamamışlardı. İkinci gruptakilerin bir başka suçu da Allah'tan ümit
kesmeleriydi. Allah’tan ümit kesmemek "Allah’ım senin her şeye gücün yeter"
(el-kadir) demekti. Bunun tersi asla düşünülemez bile. Hiç Allah’tan ümit
kesilir mi? Yok kesilmez diyenlerin seslerini duyar gibi oluyorum.
Acaba bu örnekler ümmet-i Muhammed’e ne için gösterildi? Tabii ki benzer
imtihanlarla ümmet-i Muhammed'in de sınanacağı ve aynı hatalara düşme
tehlikesinin bizim için de geçerli olacağından dolayı. İkinci gruptakilerle
günümüz Müslümanlarının arasında fazlaca bir fark kalmamış dersem, çok ileri
gitmiş olmam herhalde. Çünkü bizim aramızda da kişisel bir takım ibadetlerin
(namaz, oruç, tesbihat...) yapılmasının yeterli olacağını düşünenler var,
böyle düşünenlerin sayıları da oldukça fazla. Hâlbuki emr-i bil maruf nehyi
anil münker yani nasihat yani iyiliği emretmek kötülükten alıkoymak, namaz
gibi oruç gibi aynen her müslümanın görevidir.
Günümüzde de "anlatıyorum, anlatıyorum bir türlü anlamıyorlar benden günah
gitti" , "bunlar anlamazlar, ha anlatmışsın ha anlatmamışsın, bunlarla
uğraşılmaz", "bu zalim, zorba ve günahkârlara asla öğüt fayda vermez." gibi
benzer cümle örnekleriyle sıkça karşılaşıyoruz. Ortaya çıkan şu ki, bizde de
ikinci gruptakilerin özellikleri yaygınlaşmış, bir an önce silkelenip, tevbe
edip son hızla gücümüzün yettiği kadar, gücümüz yetmiyorsa gücü yetenleri
devreye sokarak emr-i bil maruf, nehyi anil münker yapmalıyız.
Yoksa… Yoksa ne mi olur? Bizim kanımız İsrailoğlularının kanından kırmızı
değil herhalde! Onların başına gelenler bizimde başımıza gelir, Allah
korusun!
Sırada 3. grup, yani nasihatçilere var. 2. Gruptakiler; " Allah'ın
(dünyada) helak edeceği, (Ahirette) şiddetli bir azapla azab edeceği bir
kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediği zaman onlar: (o öğüt verenler) "
Rabbinize mazeret (beyan etmek) için, olur ki öğüt alırlar." demişlerdi.
3.gruptakiler ne güzel bir yol takip etmişler. Ne olursa olsun nasihat
etmenin kendi görevleri olduğunu hiç unutmamışlar. Karşı taraf bu öğüdü
ister tutsun, ister tutmasın bu onları, sorumluluklarını yerine getirmekten
alıkoymadı. Onlar için biricik Rablerinin emrini yerine getirmek imani bir
sorumluluktu ve bu yüzden bu emir onlar için çok önemliydi.
Emir neydi?
Emir, insanlara iyiliği emretmek, kötülükten vazgeçirmeye çalışmaktı.
Onlar (3. gruptakiler) buna sonuna kadar büyük bir azim, sebat ve
kararlılıkla devam ettiler ve bunlar Allah'tan da ümit kesmemişlerdi. Son
sözleri şuydu: " umulur ki öğüt alırlar."
Bizim aramızda da bu üçüncü gurup inananlardan elbette vardır!
Lakin sayıları oldukça az. Aslında aynı azmi, sebatı ve kararlılığı ben
Müslümanım diyen herkesin sürdürmesi gerekmektedir
"Ne zaman ki onlar kendilerine yapılan nasihatleri unuttular, bizde onları
kötülükten alıkoymakta sebat edenleri kurtardık. Zulmedenleri de yapa
geldikleri fıskları (Allah'ın emrinden çıkmaları) yüzünden şiddetli bir
azapla yakaladık." (Araf 165)
Öyle görünüyor inananlar arasında her dönemde buna benzer yaklaşımlar
olmuştur. Rabbimiz bu gibi yaklaşımların hangisinin doğru hangisinin yanlış
olduğunu bize bildirmiş ki adımlarımızı doğru atalım.
Allah'u Teala zulmedenleri fıskları yüzünden şiddetli bir yakalayışla
yakaladı. Kötülükten alı koyanları ve bu işi azimle devam ettirenleri ise
kurtardı.
Değerli Tefekkür okuyucuları bizler bu 3 gruptan hangisindeyiz. Birinci
grupta mı? İkinci grupta mı? Üçüncü grupta mıyız? Öz eleştirilerimizi yapıp
1. ya da 2. gruptaysak hatalarımıza tevbe edip tevbelerimizin de Rabbimiz
tarafından kabul olunacağını ümit ederek 3.gruptakilere benzemeye
çalışmalıyız. Şayet 3.gruptan olabilmişsek, işimize Allah'tan yardımcımız
olmasını ve nasihatlerimizin etkili olması için dua ederek, şeytanın
kandırmasına karşılık uyanık olmayı dileyerek, Rabbimizin emirlerini yerine
getirmeye devam etmeliyiz.


SADAKALLAHÜLAZİM

 
Ayse Üzümcü
Bu yazı 181 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: