
Hamd; Âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, din gününün maliki Allah'ındır! Sadece sana kulluk eder ve sadece senden yardım dileriz! Hidayet eyle bizi doğru yola! Kendilerine nimet verdiğin, saadete erenlerin yoluna. Gazap olunanların ve sapıkların yoluna değil! Salât ve selam Resulullah (s.a.v.) efendimize, âline ashabına ve yolunu takip edenlerin üzerine olsun. Geçen sayımızda cumartesi avı yasağını delen İsrail oğullarının akıbetinin nasıl olduğunu ve günümüz Müslümanlarının onlarla benzer özellikler taşıyıp, taşımadığını anlamaya çalışmıştık. Bu sayımızda da kaldığımız yerden Allahın izniyle devam etmeye çalışacağız. " Hani içlerinden bir grup (Bu fena işi, yani cumartesi avı yasağını delenleri alıkoymaz ve bundan alıkoyanları da) " Allah'ın kendilerini (dünyada) helak edeceği ya da (ahirette) çetin bir azapla azablandıracağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediği zaman onlar; (O öğüt verenler): Rabbinize mazeret (beyan etmek) için umulur ki sakınırlar" demişlerdi." "Ne zaman ki, onlar kendilerine yapılan öğütleri unuttular, biz de onları, kötülükten alıkoymakta sebat edenleri kurtuluşa erdirdik. Zulmedenleri de yapa geldikleri fıskları (Allah'ın emrinden çıkmaları) yüzünden şiddetli bir azapla yakaladık." (Araf 164 -165) Cumartesi avı yasağını delen kavim üç grup insandan oluşuyordu. 1. Grup yasağı delenler 2. Grup yasağı kendileri delmeyip ancak, yasağı delenlere nasihatin fayda vermeyeceğini ve bu yüzden nasihatin gereksiz olduğunu düşünüp, nasihat edenlere bu işten vazgeçmelerini telkin edenler. 3. Grup nasihat edenler. 1. Gruptakilerin suçlu olduğu ayan beyan ortada. 2. gruptakiler ise, bu suça asla ortak olmamış ve 1. gruptaki insanları sevmemişler de. Onları sevmeyiş nedenleri, günaha açıkça girebilmeleriydi. Elmalılı tefsirinde anlatılanlara göre ikinci gruptakiler, birinci gruptakilere uzunca bir süre nasihat etmiş, nasihatin onlara fayda vermediğini görmüş ve onlardan (aslında Allahtan ) ümitlerini kesmişlerdi. Neticede nasihati hem kendileri bırakmıştı, hem de nasihatçilere bunlara nasihatin faydasızlığını beyan ederek kendilerini boşuna yormamaları gerektiğini dillendirmişlerdi. 2. Grup insanların emr-i bil maruf, nehyi anil münker (nasihat)de bulunmamaları da en az birinci gruptakilerin suçu kadar önemliydi. Hz. Yunus peygamber de benzer hataya düşmüştü de, Allah onu balığın karnında cezalandırmıştı. Yalnız Hz. Yunus (s.a)yaptığı hatanın farkına vararak tevbe etmiş, tevbesi de Rabbi Zülcelâl-i vel ikram tarafından kabul edilmişti. Bunlarsa tevbe etmiyorlar, çünkü olaya tek yönlü bakıp bu günahta kendi sorumluluklarının olmadığını düşünüyorlardı. Her koyun kendi bacağından asılır misali. Neticede bunlara nasihat fayda vermiyordu. Lâkin ne olursa olsun nasihat ister fayda versin, ister vermesin her mü'minin görevidir. Bu görev ve sorumluluk birinci derecede kişinin kendisini ilgilendirir, başkasını değil. Ha cumartesi avı yasağı delinmiş, ha da nasihatten yüz çevrilmiş ikisi de suçtu, bunu ikinci gruptakiler anlamamışlardı. İkinci gruptakilerin bir başka suçu da Allah'tan ümit kesmeleriydi. Allahtan ümit kesmemek "Allahım senin her şeye gücün yeter" (el-kadir) demekti. Bunun tersi asla düşünülemez bile. Hiç Allahtan ümit kesilir mi? Yok kesilmez diyenlerin seslerini duyar gibi oluyorum. Acaba bu örnekler ümmet-i Muhammede ne için gösterildi? Tabii ki benzer imtihanlarla ümmet-i Muhammed'in de sınanacağı ve aynı hatalara düşme tehlikesinin bizim için de geçerli olacağından dolayı. İkinci gruptakilerle günümüz Müslümanlarının arasında fazlaca bir fark kalmamış dersem, çok ileri gitmiş olmam herhalde. Çünkü bizim aramızda da kişisel bir takım ibadetlerin (namaz, oruç, tesbihat...) yapılmasının yeterli olacağını düşünenler var, böyle düşünenlerin sayıları da oldukça fazla. Hâlbuki emr-i bil maruf nehyi anil münker yani nasihat yani iyiliği emretmek kötülükten alıkoymak, namaz gibi oruç gibi aynen her müslümanın görevidir. Günümüzde de "anlatıyorum, anlatıyorum bir türlü anlamıyorlar benden günah gitti" , "bunlar anlamazlar, ha anlatmışsın ha anlatmamışsın, bunlarla uğraşılmaz", "bu zalim, zorba ve günahkârlara asla öğüt fayda vermez." gibi benzer cümle örnekleriyle sıkça karşılaşıyoruz. Ortaya çıkan şu ki, bizde de ikinci gruptakilerin özellikleri yaygınlaşmış, bir an önce silkelenip, tevbe edip son hızla gücümüzün yettiği kadar, gücümüz yetmiyorsa gücü yetenleri devreye sokarak emr-i bil maruf, nehyi anil münker yapmalıyız. Yoksa
Yoksa ne mi olur? Bizim kanımız İsrailoğlularının kanından kırmızı değil herhalde! Onların başına gelenler bizimde başımıza gelir, Allah korusun! Sırada 3. grup, yani nasihatçilere var. 2. Gruptakiler; " Allah'ın (dünyada) helak edeceği, (Ahirette) şiddetli bir azapla azab edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediği zaman onlar: (o öğüt verenler) " Rabbinize mazeret (beyan etmek) için, olur ki öğüt alırlar." demişlerdi. 3.gruptakiler ne güzel bir yol takip etmişler. Ne olursa olsun nasihat etmenin kendi görevleri olduğunu hiç unutmamışlar. Karşı taraf bu öğüdü ister tutsun, ister tutmasın bu onları, sorumluluklarını yerine getirmekten alıkoymadı. Onlar için biricik Rablerinin emrini yerine getirmek imani bir sorumluluktu ve bu yüzden bu emir onlar için çok önemliydi. Emir neydi? Emir, insanlara iyiliği emretmek, kötülükten vazgeçirmeye çalışmaktı. Onlar (3. gruptakiler) buna sonuna kadar büyük bir azim, sebat ve kararlılıkla devam ettiler ve bunlar Allah'tan da ümit kesmemişlerdi. Son sözleri şuydu: " umulur ki öğüt alırlar." Bizim aramızda da bu üçüncü gurup inananlardan elbette vardır! Lakin sayıları oldukça az. Aslında aynı azmi, sebatı ve kararlılığı ben Müslümanım diyen herkesin sürdürmesi gerekmektedir "Ne zaman ki onlar kendilerine yapılan nasihatleri unuttular, bizde onları kötülükten alıkoymakta sebat edenleri kurtardık. Zulmedenleri de yapa geldikleri fıskları (Allah'ın emrinden çıkmaları) yüzünden şiddetli bir azapla yakaladık." (Araf 165) Öyle görünüyor inananlar arasında her dönemde buna benzer yaklaşımlar olmuştur. Rabbimiz bu gibi yaklaşımların hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu bize bildirmiş ki adımlarımızı doğru atalım. Allah'u Teala zulmedenleri fıskları yüzünden şiddetli bir yakalayışla yakaladı. Kötülükten alı koyanları ve bu işi azimle devam ettirenleri ise kurtardı. Değerli Tefekkür okuyucuları bizler bu 3 gruptan hangisindeyiz. Birinci grupta mı? İkinci grupta mı? Üçüncü grupta mıyız? Öz eleştirilerimizi yapıp 1. ya da 2. gruptaysak hatalarımıza tevbe edip tevbelerimizin de Rabbimiz tarafından kabul olunacağını ümit ederek 3.gruptakilere benzemeye çalışmalıyız. Şayet 3.gruptan olabilmişsek, işimize Allah'tan yardımcımız olmasını ve nasihatlerimizin etkili olması için dua ederek, şeytanın kandırmasına karşılık uyanık olmayı dileyerek, Rabbimizin emirlerini yerine getirmeye devam etmeliyiz.
SADAKALLAHÜLAZİM |