Navigation


Tarih: 18 Kasım 2008 Salı



BİZ DEĞERLİYİZ
BİZ DEĞERLİYİZ
 

Osmanlı imparatorluğunun çöküş döneminde, çöküşün önlenmesi için, zamanın Osmanlı batıcılarından Abdullah Cevdet “Osmanlı’yı nasıl Avrupalı yapacağız? Müslüman halkın ilerleyebilmesi için ne yapılmalı?” sorularına Avrupalı fikir adamlarından cevaplar aramaktaymış. Bu iş için Cenevre’de bir anket bile düzenletmiştir. Ve bir Fransız edebiyatçı da Cevdet’e, söz konusu “Kur’ân’ı kapayın, kadınları açın” tavsiyesinde bulunmuş.



         Zaman değişse de kafalar değişmiyor. Bu ülkede bir başörtüsü yasağı yaşanıyorsa, bu da sözüm ona Abdullah Cevdet gibi düşünürlerin var olmasındandır. Ama onların bu ince düşüncesi sizi ye’se itmesin. Bütün olumsuzluklara rağmen, bilinçaltı hala Müslüman bir topluluğuz. Dışarıdan deforme olmuş gibi görünsek de, bu toplumun dili bazı İslami değerlere genel olarak “hayır” diyemiyor.



         Ama görüyoruz ki, İslam’ı alt etmek için açılan savaşta toplum en hassas yanından yıpratılmaya, eritilmeye çalışılıyor. Ve açılan bu savaşta biz kadınlar kullanılıyoruz. Hani TV ekranlarında yapılan araba lastikleri reklâmında kadınların kullanılması gibi. Abarttığımı düşünebilirsiniz. O reklâmlardaki kadınlardan farkımız başörtülü oluşumuz.



         Evet, konumuz yine başörtüsü. Ama bu defa başörtüsü konusunu faklı bir yönünden değerlendirmek istedim. İstedim ki bir kadın olarak İslam’da üstlendiğimiz önemli pozisyonun farkında olalım. Düşünün; İslam sadece kadının başörtüsünden mi ibaret? Kuran’ın yaklaşık 6666 ayetinden kaç tanesi başörtüsü farziyetinden bahsediyor ki, “Kur’ân’ı kapayın, kadınları açın” tavsiyesinde bulunuluyor? Kur’an da tesettürün bir cüz’ü(parçası)  olan başörtüsü neden bu kadar sembolleştirildi diye düşündünüz mü? Aslında başörtüsünün sembolleştirilmesinde en büyük pay başörtüsü düşmanlarınındı. Başörtüsüne bu kadar siyasi ve sosyal değer atfetme İslam düşmanlarının tabii ki çok işine yarıyordu. Çünkü onların İslami yaşam tarzıyla mücadele ve modern yaşayışı empoze etme çabalarına böylelikle meşruiyet alanı açılıyordu. Yoksa İslam’ın etkinliğinin apaçık göstergesi olan namazı orucu veya haccı engelleyerek böyle bir mücadeleyi yürütemeyeceklerinin farkındaydılar. Onlar İslami tesettürün bir cüz’ü olan başörtüsünü İslami yaşam tarzının bir sembolü olarak görüp, o sembol üzerinden İslam’ın toplumdaki etkinliğini yok etme hedefini güderler.



          Neden İslam’ın alt edilmesi biz başörtülülerde düğümleniyor? Nedenlerini yukarıda da anlatmaya çalıştığımız maddeleri iki başlık altında toparlayalım. Beraber düşünelim;



1-Geleceğin neslini oluşturacak olanlar genel olarak kadınlardır.



         Onlara göre sorun; İslami hassasiyeti olan bu annelerin yarınlarda tam olarak İslami bilinçte olmasa da en kötü ihtimal  “bilinçaltı Müslüman bir potansiyel” yetiştirmesi gerçeği. Gel gör ki, o kötü ihtimali bile ortadan kaldırmak istiyorlar. Batıl, ihtimalleri bile ortadan kaldıracak kadar tedbirli düşünürken, kendi tedbirsizliklerimiz aklıma gelmiyor değil.



Bir diğer neden ise;



2- Toplumun ifsadında (bozulmasında) ve ıslahında kadınların rolü çok büyüktür. Demek ki bir toplumun bozulmasında kadının etkisi fazlaca…



          Tarihte nice topluluklar vardır ki, kadınlar öne sürülüp bir araç olarak kullanılarak bozulma yoluna girmiş, yok edilmiştir.



Eeee işin püf noktası yine biz kadınlarda.  Kur’ân’ı kapayın, kadınları açın”  diyen zihniyet de bu püf noktanın farkında. İkisi bir arada olmuyor. Ya Kur’an açık olacak, ya da kadın. Hedef İslam’ın bir yaşam tarzı olarak benimsenmesine engel olmak ise, tabii ki onlara göre kadının açılması gerekiyor.



           O yüzdendir ki, kadının başörtüsü konusu hak ve batıl gruplar arasında hep bir mücadele konusu olmuştur. Dolayısı ile her iki taraf da bu konuda hep ısrarlı olmuştur. Ve görülen o ki,  yönetimin hâkimiyeti hangi tarafta ise kadının açılıp kapanması da ona göre olmuştur. Bu mücadele sırasında, Allah’ın emri farz olan başörtüsü, bir sorunmuş gibi gösterilerek adına “başörtüsü problemi” denmiştir. Problemler çözülmeye çalışılırken, başörtülüler ile başı açıklar hep karşı karşıya getirilmiş, bu da toplumda başka sorunlara sebep olmuştur. Ve bizim gibi hep bir engellemelerle karşılaşan mağdureler de, bir üvey evlat muamelesi görmüştür.



           Birer üvey evlat olarak kapanan kapılara, yapılan baskılara, haksız bakışlara sabredebiliriz. Ama İslam’ın alt edilmesi için kendimizin kullanılmasına suskun kalmak, razı olmak zulüm olur.



           Bütün bu düşüncelerimin beni aynı zamanda tedirginliklere sürüklediğini sizlerle paylaşmak istiyorum. Evet tedirginim. Ben rolümün bilincinde olamazsam, İslam’ın benimle değer kaybedebilmesi tedirginliği… Bizi hangi yanımızdan yıpratacağını çok iyi bilen batıla karşı, biz Müslüman kadınların çoğunun sahip oldukları pozisyonlarını muhafaza edemeyişlerinin tedirginliği…



            Bu tedirginliğin yanı sıra, değerimizi düşünelim. İslam’da ne kadar etkili bir role sahip olduğumuzu düşünelim. Sadece tesettürümüzün bilincinde olarak yaşamanın bile İslam’a ne gibi artılar getirebileceğinin farkında olalım. Bu da bize ciddi sorumluluklar yüklüyor. “İslam kadına değer vermiştir” sözünü şimdi daha iyi kavrayabiliyor muyuz? Değerliyiz, çünkü hayatın her alanında aldığımız sorumlulukların yanında, İslami değerlerin korunmasının büyük bir payı da bizim sorumluluğumuzda. Tabii üzerimize aldığımız sorumlulukları hakkıyla yerine getirdiğimiz müddetçe değerliyiz.

 
Nurcan Haydaranlı
Bu yazı 151 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: