Navigation


Tarih: 21 Ağustos 2008 Perşembe



CANIM SIKILIYOR! BOŞLUKTAYIM!
CANIM SIKILIYOR! BOŞLUKTAYIM!
 
Of! Of! Canım çok sıkılıyor! Boşluktayım! Hep monoton bir hayat… Günlerden gene Pazartesi… Boşuna mı demişler, Pazartesi sendromu diye. Haftanın başı olduğu için, daha çok kızıyorum. Neye başlıyoruz sanki? Başlamayı istedim mi? Hoş hafta sonlarını da hiç sevmem ya! Ne tatil! Ne tatil! Herkes evde… Kiminin okulu yokmuş, kiminin işi. Kimseyi çekmek zorunda değilim. Annem: '' Kızım, canım benim! Sen hafta içine de kızıyorsun'' dedi. Kızarım tabi, o da cabası. Hiç kimseyi görmek istemiyorum tamam mı? Her şeyden nefret ediyorum. Yemek yemek bile istemiyorum. Niye hazırlıyorlar durmadan. Ha bire de ağızlarına tıksınlar. Ya bulaşıklara ne demeli? Yıkamak şöyle dursun, bakamıyorum bile. Her şey benim sinirime dokunmakta ısrar ediyor. Artık annemi de çekemiyorum, babamı da. Kardeşlerim olmak zorunda mıydı? Tek olsaydım keşke! Belki sorunlarım azalırdı. Diyorum ya! Her şey benim aleyhime işliyor, üzerime geliyorlar, boğuluyorum sanki! Neden? Neden?

Biraz dışarı çıkayım bari. Belki rahatlarım, makûs talihim tersine döner. Ben de şans mı var? Buyrun! Caddeye bakın? Arabalar niye bu kadar çok, niye hızlılar? Bu kalabalık insan sürüsü de ne oluyor? Allah'ım çıldıracağım! Hiç bir şeye anlam veremiyorum. İlerleyeyim de çıkayım şu kısır döngüden... En azından caddeyi görmekten kurtulurum hiç olmazsa. Derken, ağaçlık bir bölgeye geldim. Of! Of! Bu ağaçların boyu neden bu kadar uzun? Zaten bana oldum olası dokunur. Ben kısayım ya. Hele siz uzayın bakalım ne olacak! Başınız göğe mi erecek? Şu çimenler de sararmak için bahane arıyor zaten, yeşilken bir şey anlamıştık ya hani? Ne olacak benim halim bilmiyorum? Daha uzaklara gitmeliyim...

Dur bakalım bir yerden sesler geliyor. O da ne? Olamaz köpekler geliyorlar, grup halindeler hem de karşıdalar. Sesler yakınlaşmaya başladı. Evet, görüyorum onları. Yanlış görmüyorum galiba, bana doğru geliyorlar. Eyvah! Olamaz! Çok kalabalıklar, ne de kocamanlar ve azgın görünüyorlar! Hemen kaçmalıyım! Görüyor musun? Etrafta da kimsecikler yok. Ben, hep şansızım demiyor muyum? Allah kahretsin! Ailem olacak insanlar nerde benim? İlk defa onları özlüyorum. Çabuk olmalıyım! Daha hızlı, daha hızlı koşmalıyım! Koşuyorum ama dizimde derman kalmadı. Bir Allah'ın kulu da yok. Eyvah! Çok yaklaştılar, kesin kuduzdurlar biliyorum. Beni parçalayacaklar, arkama bakamıyorum bile. Ahh!.. Ayağıma taş takıldı, bir bu eksikti. Sendeliyorum, düşeceğim. İmdat! Kurtarın beni! Kalkamıyorum. İmdat! Bayılıyorum galiba. Ahhh! (........)

''Nerdeyim ben? Bana ne oldu? Burası neresi? Köpekler nerde? Siz kimsiniz? Ben parçalanmamışım, yaşıyorum. Siz mi kurtardınız beni? Aileme haber verdiniz mi?'' Karşısında duran iri kıyımlı adam: '' Ne ailesi? Bizi beğenemedin mi? Bizden iyisini mi bulacaksın? Bunlar da senin kardeşlerin. Hah hah ha!..'' '' Hayırdır İnşaallah! Ne diyor bu adam? Hayır, olamaz, gözlerime inanamıyorum! Beni kaçırdılar mı acaba? Yankesicilere benziyorlar. Hayır! Olamaz! Bu bir rüya olmalı, daha doğrusu bir kâbus! Efendim! Beni, biriyle karıştırıyorsunuz galiba? '” “Bırak şamatayı, kes traşı. Amma kafa ütüledin ha! Kalk, bize yemek hazırla, hadi evi de bir güzel temizle avukat bozuntusu. Ayrıca ben, çok konuşandan da hoşlanmam. Sana soru sorduğumda bana, evet efendim diyeceksin tamam mı? Bir kelime fazla konuşursan, parçalarım seni.''

''Ama efendim! Ben yemek yapmasını değil, yemesini bile beceremem. Zavallı annem çırpınır, dururdu.'' ''Sen hala konuşuyor musun?'' ''Bir şey yok efendim!'' ''Kardeşlerini de yedirirsin, artıklarını da sen yersin. Hoş o da fazla ya!''

'' Efendim! Üşüyorum! Burası çok rutubetli ve havasız. Nefes alamıyorum, bir hücre gibi loş ve karanlık da diyecektim.'' '' İstersen sarayda oturtalım seni. Ne kadar nazlısın, babamızdan miras kaldı? Defol, şimdi şamarı yersin. Köftehor oğlu köfte.'' '' Allah'ım, nasıl bir durumdayım. Acaba o köpekler beni parça parça etseydi, daha mı iyi olurdu? Bu canilerin elinden nasıl kurtulacağım. Hiç değerini bilmediğim aileme kavuşabilecek miyim? Halim ne olacak? Bir çıkış yolu göster ya Rabbim! Neydim, ne hala geldim. Hayatımda ilk defa annemi, babamı, kardeşlerimi özlüyor ve gerekli buluyorum. Onların yanında olmak için,



neleri mi vermezdim. Dipsiz bir kuyuda gibiyim, ışığa kavuşacağıma da inanamıyorum. Ah! Ah! O yüzüne bakmadığım yemekleri, sevmediğim pazartesileri, uzun boylu ağaçlarımızı, gürültülü arabaları, kaybettiğim her şeyi ama her şeyi yeniden kazanabilecek miyim? Meğer ne çok şeyim varmış. Ne olduklarının farkında bile değilmişim. Ekmek elden, su gölden yaşıyormuşum. Üstelik boş yere etrafa da, kendime de dünyayı dar ediyormuşum. Peygamberimiz: ''Kıymeti bilinmeyen değer, elden alınır.'' buyuruyor. Aklım başıma geldi ama, ne çare? Şu katil ruhlu adamlardan bir kurtulabilsem, o eski günlerime bir kavuşabilsem başka bir şey istemiyorum.

Gök gürültüsü gibi kapı açıldı. Elinde kırbaç, tekme tokat girişiyor. ''Seni kaç defa uyaracağım? Seni adam etmesini bilirim ben. Bakalım elimden kim kurtaracak seni. Seni gidi şamar oğlanı seni.'' ''Dur, yapma ne olur, öldüreceksin beni. Ben sana ne yaptım? Merhamet et, sen de hiç vicdan yok mu? Dayanamıyorum lütfen! Kurtarın beni, imdat! Kimse duymuyor mu? Olamaz vücudumdan kan damlıyor görmüyor musun? Yeter artık, ne olur bırak beni! Ah! Ah! Tamamen vücudum uyuştu, darbeleri artık hissetmiyorum. Bittim ben, ölüyorum galiba. Vücudum gevşiyor, kendimden geçiyorum galiba! Bittim ben!. (............)

Gözlerime inanamıyorum! Karşımda ağlayan annem mi? Elimi avuçlayan babam, başıma buz torbası koyan da ablam mı? Gerçek mi bu? Ah! Bir gerçek olsa! Yoksa öldüm mü ben? Cennette miyim? Hayır, evimdeyim? Nasıl buldular beni. O canilerin elinden kim kurtardı? “Bana biri ne olduğunu anlatsın? Meraktan çıldıracağım!'” '' Korkma yavrum, korkma bir tanem! Allah, seni bize bağışladı. Üç gündür, baygın bir şekilde yatıyor, sayıklayıp duruyorsun. Seni tarlada bulduk. Komşular, köpeklerin sesini duyunca, bize haber verdiler. Çok şanslıymışsın, zamanında yetişmişler. Hep her şey aleyhime işliyor, derdin. Hiç bir şeyden mutlu olmazdın. Allah'a ne kadar şükretsen azdır.'' ''Evet. Anneciğim evet. Demek ben bir rüya görmüşüm. Hem de aklımı başıma getirtecek bir rüya. Bu da Allah'ın bir nimeti. Sana sonsuz şükürler, hamd-ü senalar olsun ya Rabbim. Ne mutlu yaşıyorum, Allah'ın, bana verdiği en büyük nimet olan ailemle birlikteyim. Bana artık her şey, ama her şey mutluluk veriyor. Siz de benden ders alın. Elinizde ki nimetlere nankörlük etmeyin. Şükrünü eda edin ve şükredilen nimetin arttırıldığını da unutmayın!

 
Sema Çetin
Bu yazı 655 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
murat tarkan Yazdı:
gerçekten yazinizi okudum çok hoş şeker mi şeker bir hikayecik olmuş Peygamberimiz: ''Kıymeti bilinmeyen değer, elden alınır.sözüde gerçekten bende bazen derin manalar uyandiriyor. iyiki okumuşum teşekkürler
 
Yorumlar
YAZARI: SEMA ÇETİN Yazdı:
Canım Merveciğim! Öncelikle bu yazdığım hikaye tamamen toplumsal olarak gözlemlediğim sorunlardan yola çıktığım yaşanmamış bir hikaye olduğunu belirtmek istiyorum. Seni hayata bağlayacak sebepler bul. Hayata değer bir yaşam, sevmeye değer bir aşk, dostluğa değer bir arkadaşlıktan asla vazgeçme. Ne eksik ne fazlasını ara ve seni üzenle asla uğraşma! Mutluluğun peşinden koşma mutluluk senin peşinden koşsun ve hayatta öyle mutlu ol ki gözlerinde akan bir damla yaş arayıp da bulamayanların sadakası olsun bir tanem.

 
Yorumlar
merve Yazdı:
bende aynen senin gibiyim herşeyden nefret ediyorum herkezden bu şehir hatta bu dünya bana dar gelio daralıyorum ölmek istiorum ama ne çare ölüm çare değil ki off allahım sen yardım et:,(
 
Yorumlar
Fatoş Yazdı:
Sizi kutlarım çok akıcı bir anlatım uslubunuz var. Sanki kendimi olayın içinde hissettim. İnanç ve şükür eksikliği çok güzel dile getirilmiş. Hikayelerininin devamını bekliyoruz.