Navigation


Tarih: 19 Mayıs 2012 Cumartesi



Cennet Annelerin Ayaklarının Altından Kayıyor
Cennet Annelerin Ayaklarının Altından Kayıyor
 


Faruk Mağat

Bu yazımda kadınların çalışma hayatındaki durumu ve bunun aile üzerindeki yansımaları üzerine zihin jimnastiği yapacağım inşallah.

Malumunuz, kadının çalışması önünde ne yasal olarak ne de İslami açıdan bir engel bulunmamaktadır. Bazı cühelanın iddia ettiği gibi İslam kadını evine hapsetmemekte, onu sosyal hayatın içine davet etmektedir. Ancak bu davet illa da iş hayatına girmek olarak algılanmamalıdır.

Evet, bazı zihniyetler kadını evinin, hatta evindeki en mahrem odanın içine hapsetmeye çalışmaktadır. Kadının kocasını memnun etmekten, onun malını mülkünü israf etmeden yine onun sofrası ve yatağı için hazırlıklarla vakit geçirmekten başka bir gayesi olmamalıdır güya. Elbette bir de çocuklar var, kadın gerekirse kendi sağlığını düşünmeden bol bol çocuk yapmalı ve bu çocukları da kocasına saygılı kendi kişiliğini geliştirmesine fırsat verilmeden babası leb demeden leblebiyi anlayacak kıvamda tutmalıdır. Cenneti de bu vesileyle onun ayaklarının altına teselli olarak verdin miydi, daha ne ister kadın dediğin!..

Elbette biz yine vakayı teorisinden bakarak değerlendirmek durumundayız; yoksa uygulamalarda her zaman yanlış anlamalar ve istismarlar olacaktır. Nitekim Peygamberimiz hayatta iken bile uygulamalarından dolayı uyarılan sahabeler mevcut idi.

Kadının iş hayatında ‘kariyer yapması’ artı ve eksileriyle birlikte değerlendirilmesi gereken bir mevzudur. Ve unutulmamalıdır ki bazen artı gibi görünen bir özellik daha dikkatli ve perspektifli bakıldığında pekâlâ eksi sonuç doğurabilmektedir. Örneğin belli bir pazar payına sahip bir ürünün fiyatını artırmak firma sahiplerine daha fazla kâr getirir gibi görünen bir artı özellikken, uzun vadede rekabet gücünü kaybettiği için firmanın iflasına bile mal olabilmektedir.

Kadının çalışmasının getirdiği görünen artılar şunlardır:

1-Bekârsa babasına, evliyse kocasına destek olmakta ekonomik olarak refaha kavuşulmaktadır.

2- Kendi hayatını kimseye muhtaç olmadan kazanabildiği için, bekârsa koca seçiminde, evliyse kötü bir kocanın zulmünden kurtulmasında önemli katkı sağlamaktadır. Hele günümüzde erkeklerin çoğunluğunun çalışan bayanlarla evlenmeyi tercih ettiği (geçinebilmek için zorunda kaldığı) göz önünde tutulursa sağlanan artı değer göz ardı edilemez.

3-Bu vesileyle zorunlu olarak kendini geliştirmekte, tahsil görmekte ve topluma daha faydalı, daha sosyal bir birey olabilmektedir.

Kariyer yapmanın zararları da var elbette:

1-Kocasına yeterince ve kaliteli vakit ayıramamakta ve eş olma görevini yerine getirmekte aksaklıklar yaşamaktadır. Güya erkekler bu konuda beklentilerini en aza indirmeyi göze aldıklarını dillendirseler de pratikler hiç de öyle olmadığını göstermektedir; akşamları işten eve dönüşlerde genellikle erkekler dinlenmeye çekilirken kadınlar ise mutfağın yolunu tutmakta ve varsa çocukların sorunlarıyla ilgilenmektedir. Burada erkekler açısından bakıldığında, onların düşüncesiz ve tembel olmalarından çok, farklı yaradılışlarından ve olaylara kadın gibi incelikli yaklaşamamalarından söz etmek daha doğru olur sanırım.

2-Çocuklar anne şefkatinden yeterince nasiplenememekte, genellikle stresli bir anne görmektedirler. Onları gezdirecek, akrabalarını tanıtacak ve toplum içinde nasıl oturup/kalkmasını sağlayacak en temel etken olan anneleri vaktinin büyük bir çoğunluğunu para kazanmaya ve kalanının bir kısmını ise dinlenmeye ayırmaktadır.

3-Genelde ailelerin akraba ve komşu ziyaretlerini kadın organize eder. Erkek gün boyu çalışmaktan bu türden ziyaretleri veya misafir ağırlamayı pek aklına getirmez. Kadın da çalışırsa üstelik kocasından fazla olarak evdeki işleri de yapmak zorunda kalırsa eğer, ne evlerine birilerinin gelmesini ister, ne de ziyaretler ona cazip gelir. Hatta bir-iki haftalık izin dönemlerinde bile elini yemeğe, bulaşığa ve temizliğe sürmeyeceği tatiller daha cazip gelmektedir. Nasıl olsa karı koca çalışmaktadırlar. Netice olarak komşuluk ve mahalle ilişkileri sıla-i rahim gibi kavramlar sözlüklerden atılmak üzeredir.

4-Her ne kadar ‘hayat müşterektir’ denilerek kadın iş hayatına atılsa da erkek bu ortaklığın ev içindeki kısmına pek dâhil olmamakta ve bu da akşam yatağa erkekten daha yorgun bir kadın olarak yansımaktadır. Bunun erkekte olası bir ‘dışarı’ arayışı ile sonuçlanması mukadder değilse de en azından ihtimal dâhilindedir; bunun sebebi de kadının çalışmasıdır.

Buraya kadar yazılanlar yüzeysel olarak bakıldığında görülebilen tespitlerdir. Hatta çoğu eşlerin kendileri bile bu sonuçlara ulaşabiliyorlardır ancak hayat şartları denilen dayatmanın baskısıyla katlanmaya çalışıyorlardır; en azından durum düzeltilinceye kadar...

Başka bir zaviyeden:

Buradan itibaren yazacaklarım bazı okuyuculara masal gibi gelebilir; hayalperest biri olarak da itham edilebilirim ancak unutmamak gerekir ki tarih boyunca hayal edilmesi bile mümkün görünmeyen gelişmeler yaşanmıştır.

Önce birkaç istatistiğe bakmamız gerekiyor. Ben sizleri rakamlara boğmamak için Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerini yuvarlayarak özetleyeceğim.

Türkiye’nin nüfusu 70 milyon.

İşgücü yaklaşık 24 milyon

Mevcut çalışan yaklaşık 20 milyon

İşsiz sayısı ise 3,7 milyon civarında

Çalışanlar içinde erkeklerin oranı % 73

Kadınların oranı ise % 27

Aynı oran işsizlerde de birbirine yakın. Yalnız mevcut ekonomik kriz sonrasında kadınların daha kolay iş bulma ihtimalinden yola çıkarak normalde iş aramayan bayanların da iş başvurularında bulunması nedeniyle kadın işsizler oranında artış söz konusudur.

Küçük bir hesaplamayla 5,4 milyon kadının çalıştığını belirleyebiliriz. İşsizlerin içindeki erkeklerin sayısını da hesaplamak zor olmasa gerek; yaklaşık olarak 2,7 milyon. Dikkat ettiyseniz çalışan kadınların sayısı işsiz erkeklerin sayısının tam iki katıdır. Yani kadınların sadece yarısı yukarıda sayılan zararları bertaraf etmek için yuvalarına dönseler, işsizlik problemi çözülmüş olacak değil mi?..

Hayır, ben kadınların işlerinden olmalarını istemiyorum aksine iki işte birden çalışmalarına gönlüm razı değil. Allah aşkına Cennet annelerin ayağının altından kayıyor görmüyor musunuz!.. Üstelik bu mesele sadece kadın meselesi de değil, aynı zamanda işsizlik, erkek ve dolayısıyla da aile meselesidir. Üstelik sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın sorunudur. Bir ülke zenginleştikçe işsizlik problemini çözemiyor maalesef. Çözemez de; siz kadınlara zaten ancak yetiştirebildikleri işlerine ek olarak başka işler vereceksiniz doğal olarak da erkeklerin bir kısmını işsiz bırakacaksınız, peki ne olacak?..

İşçilik ucuzlayacak tabi ki. Zaten bütün plan da bu değil mi ya...

Bir yerde işçi fazla, iş azsa işçilik ucuzlar tersi durumda ise ücretler artar. Örneğin bazı şehirlerde, ilçelerde asgari ücretin yarısı fiyata çalışan insanların olduğu, yine bazı sanayi bölgelerinde ise asgari ücretin üzerinde ücretler ödendiği bilinmektedir. Bazı ülkelerde 100 Doların altında işçi çalıştırılırken, aynı işe batılı ülkelerde verilen ücret onlarca kat artmaktadır. Sözün özü, vahşi kapitalizmin savunucuları kadınları iş hayatına çekip işçi sayısını işten fazla hale getirerek, ücretleri alabildiğine düşürmüşlerdir. Düşünsenize iki fabrika işçisi genç iki maaşla bile yoksulluk sınırının altında bir hayatı göze alabileceklerse evlenebiliyorlar. Bir maaş kiraya diğeri mutfağa; kıt kanaat.

Biraz karıştırdım mı yoksa? Şöyle bir özet yapalım o zaman; Türkiye için, kimilerine göre dengeleri bozacak, bana göre ise dengeleri yerine oturtacak bir hayali proje oluşturalım. Hem bu şekilde üstte saydığımız kadınların çalışmasının artı yönlerini de unutmadığımız anlaşılmış olsun.

Çalışan 5,5 milyon kadının 3 milyonunun evli olduklarını varsayalım; aslında daha fazladır ama neyse. İşsiz erkeklerin de 2,7 milyon olduğunu hatırlayalım. Sadece evli olan kadınlar bile yuvalarına dönseler, bütün işsizler işe yerleşse bile 300 bin işçi eksiği oluşacaktır. Yani işsizlik rakamları eksiye dönecektir. Bu ne demektir biliyor musunuz; işçinin değerli olduğu emeğin kıymete bindiği bir döneme giriyoruz demektir. İşverenler işçi bulmak için rekabet edecek demektir. Ücretler artacak sosyal haklar iade edilecek demektir.

Geriye kadının güvencesi kaldı. Bunu da devlet şöyle halledebilir:

Bir kızın okumasında ve iş bulmasında devlet engel koymamalı tersine destek olmalıdır. Ancak evlilik aşamasında kadın işinden ayrılmalıdır. Olur ki kocası ölür veya bir boşanma söz konusu olursa kadının işi veya dengi bir iş anında iade edilmeli, bunun güvencesini devlet vermelidir. Kadının tahsil durumuna göre özel standartlarda emeklilik uygulaması da getirilebilir.

Bazılarının bir tek maaşla geçinmek çok zor dediğini duyar gibi oluyorum. Merak etmeyin işsizlik oranları eksilere düşsün yukarıda verdiğim iki işçi gencin ücretini sadece erkek elde edecektir. Bu bir arz talep meselesidir çünkü.

Kadına haksızlık gibi algılanmasından çekindiğim bu projenin, aslında kadınla yuvasını, çocuklarını ve kocasını yeniden bir araya getirdiğini görmemiz gerek. Kadın, fıtratı gereği evin içi ile, erkek de dış dünya ile muhataptır. İlla da sosyal hayata katılmak denilirse, vakıflar dernekler aracılığıyla topluma faydalı işler yapıla bilinir pekâlâ, yapılmalıdır hatta.

Belki bir değişiklik yapılacaksa, işi bırakma sebebi olarak evlilik yerine çocuk sahibi olmayı koyabiliriz. Yani bir kadın çocuk sahibi olana kadar çalışabilir, sonra çocuğuna-çocuklarına zaman ayırır.

Ben çok düşündüm ve bu işsizlik, çalışanların komik fiyatları çalışmaları ve emeklerinin değersizmiş gibi görülmelerinin başka çözümünü bulamadım. Başka projesi olan varsa beri gelsin!

Vesselam…

 
Okuyucu Köşesi
Bu yazı 404 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
Ebru Yazdı:
Kesinlikle size katılıyorum tamamen benim düşüncelerimi yazıya dökmüşsünüz. daha doğru bir tesbit yapılamazdı heraldeç en çok da "Geriye kadının güvencesi kaldı. Bunu da devlet şöyle halledebilir:....." cümlesi ile başlayıp devamı gelen satır hoşuma gitti. Allah sizden razı olsun keşke bu hayali proje hayata geçse bizler de rahat ederiz. Ben çalışan bir bayan olarak bunları yazıyorum.