Navigation


Tarih: 18 Kasım 2008 Salı



ÇOCUKLUĞUMUN RAMAZANLARI
ÇOCUKLUĞUMUN RAMAZANLARI
 

 



Bir diriliş ayı daha geldi inşallah. Ruhlarımızın paklanacağı,
nefislerimizin sükûn bulacağı, günahlarımızın yanarak kül olabileceği bir
ay… Ayların sultanı, şehr-i Ramazan… Nice fırsatlar sunuluyor bize yıl boyu…
Değerlendirebilene, künhüne varabilene ne mutlu! O mutlu insanlardan olmayı
diliyorum Rabbimden.
Hatırlıyorum. Belki dört, beş yaşlarındaydım. Bir gece yarısı yakaladığım o
dingin gece telaşını bir daha hiç bırakmadım. Sahura kalkıp ertesine
hazırlanmak için büyük bir huzur ve imanla yutulan o lokmalar, beni lahuti
bir âlemin eşiğine getirip bırakıyordu. Önce çocuk aklımın verdiği bir itham
ile anne ve babamın bizden (çocuklardan ) ayrı neden yemek yediğini, hem
neden gece geç saatlerde olduğunu sormuştum anneme. Sanki pek gizli bir şey
yapıyorlar da saklıyorlar gibisinden… Fakat annemin büyük bir sükûnetle
“Allah rızası için oruç tutuyoruz” demesiyle yavaş yavaş açıklığa kavuşmaya
başladı her şey… “o zaman ben de kalkacağım!” diye tutturduğumu biliyorum.
Annemin sevecen şefkat dolu bakışlarla bu isteğimi sessizce onaylaması ayrı
bir neşeydi!
Ertesi gün yiyip içip doyduktan sonra “hala oruçluyum!” diye tutturduğumu da
hatırlıyorum… Annemin hiç bozuntuya vermeden bu iddiamı kabul etmesi
kendime olan güvenimi ve oruç tutmaya karşı bir istek uyandırıyordu. Belki
her gece kaldırmıyordu sahura. Fakat sahur tıkırtılarını duyup da hemen
yanında bittiğim geceler asla, beni ve tabii diğer kardeşlerimi yatağa zorla
gönderdiğini hatırlamıyorum! Büyük bir sevinçle sahur sofrasında bize yer
açardı. Ciddi ciddi niyet getirtir, sonra da doyunca yememizi, içmemizi
isterdi.
Ertesi gün oruçlu olduğumu hatırlıyorsam sokağa çıkıp mahalle arkadaşlarıma
büyük bir gururla “oruçluyum!” derdim. Taa ki açlık ve susuzluktan elden
ayaktan düşene kadar da bir şey yememekte direnirdim. Sonra yine annem
imdadıma yetişir ve “çocuk orucu tuttuğun için öğlen bir şeyler
yiyebilirsin” deyip beni ikna ederdi yemeye. Sonra ertesi gün orucunda da
aynı şey olurdu. Birkaç gün sonra annem “şimdi bu iki günün çocuk orucu
birbirine dikeceğiz.” “ben nasıl yani?” dediğimde “tabii ki dua ile…”
demişti. Böylece çocuk orucumuzu ve annemizin dua ile oruçlarımızı diktiğine
inanmıştık.
Bir gün “neden biz yiyiyoruz da, büyükler akşama kadar yemiyor?” diye
sormuştum da annem o güleç yüzüyle “bizim kadar büyüyüp güçlenince sen de
akşama kadar tutacaksın!” demişti. Ve ben büyük olacağım o günü hep
sabırsızlıkla bekledim. Her gelen Ramazan beni daha çok oruç tutmaya
özendirdi. Büyüyüp de tam gün oruç tuttuğum güne geleyim diye dua bile
ediyordum. Anneme ısrarla “tuttuğumuz çocuk orucunun kabul olup olmadığını
sorardım. O ise büyük bir ikna gücüyle “evet,” derdi. “Allah için
niyetlendiğin her şey kabul olur!” deyip beni mutlu ederdi.
İlkokul üçüncü sınıftaydım büyük ihtimal. Yeterince büyüdüğüme kanaat
getirmiştim ve o yılın Ramazanında tam gün orucumu tutmuştum. Çook sıcak bir
yazdı yine. Dilim damağıma yapışmıştı. Elimi oynatacak güç kalmamıştı. Fakat
artık büyümüştüm! Annem gibi akşama kadar tutacaktım. Annemin çocuk orucunda
ısrar etmesine rağmen direndim. Sebat gösterdim. Ve yarı ölü vaziyette
orucumu açtım! O günün orucuna, eziyet ve zorluğuna rağmen annemin benim ne
kadar büyük bir sevap kazandığıma dair sözleriyle dayanmıştım. Rabbimin bana
ibadetlerini sevdirdiğini, sebatkâr bir mümin olmamı istediğini, o günden
sonraki tüm günleri, tam gün oruç tutmayı başardığımda anlamıştım. O yıldan
sonra da hiçbir yıl ara vermeden oruç tuttuğumu bilirim. Ve böyle bir ibadet
sevincini bana nasip ettiği için şükrediyorum.
Eminim sizlerin de buna benzer oruç maceralarınız, ibadete başlama
hikâyeleriniz vardır. Ve eminim hepimizin hikâyeleri de benzer hikâyelerdir.
Çünkü aynı kaynaktan besleniyoruz sonuçta. Kalbimde yer eden ibadet sevinci
ve hazzının yerleşmesinde hiç kuşkusuz anne ve babamızın şefkatle bize bu
ibadetleri sevdirmeleri, zorlamadan, sabrımızı, gücümüzü aşırtmadan, kendi
kararımızla başarmaya karar vermemizde serbest bırakmalarının etkisi çok
büyüktür.
Mahalle arkadaşları arasında adeta birer yarışmaya dönen çocukluk
oruçlarımızın, yeni yeni yeşeren imanımız üzerindeki etkisini şimdi daha iyi
anlıyorum.
Şimdi bizler birer ana-babayız. Çocuklarımıza imanın alt yapısını
kazandırmada Ramazanın o ulvi havasından faydalanmayı ihmal etmeyelim.
Severek, isteyerek, zorlamadan ibadetleri sevdirelim. En azından akılları
basıp kendi kararlarını verecekleri o kritik çağa kadar, onlarda bir ibadet
sevgisi oluşturalım. Çocuklarımızı sahurlardan mahrum etmeyelim. Yaşları
tutmasa bile tutmak istiyorlarsa onları karar vermede serbest bırakalım.
Kimi ana- babanın yaşı tutmadığı halde, tutmak isteyen çocuğunu bu ibadet
zevkinden mahrum etmesi çok yanlıştır. Çocuğunuz oruç tutmaya gücü olduğuna
inanıyorsa ve zorlanmıyorsa neden oruç tutamasınlar? En azından
tutabildikleri kadar tutsunlar. Bu çocuklardaki imanı ve iradeyi oluşturmada
çok önemli bir safhadır. Kendi çocukluğumdan biliyorum.
Şimdilerde bazı ana- babaların gereksiz ve hatta marazi bir merhametle
çocukları “yaşı küçük, sağlığı bozulur” endişesiyle oruç gibi imanın alt
yapısını kuran bir ibadetten mahrum ettiklerine bile rastlıyoruz. Bırakın
tutsunlar, nasılsa isteğe bağlı bir oruç bu. Ya açlıkla, susuzlukla imtihan
edilen coğrafyalarda olsaydık ne olurdu? Ya da şöyle de düşünebiliriz. Bu
kötü şartların bizim de başımıza gelmeyeceğini nereden garanti ediyoruz?
Bir iman ve irade kuvveti yeşerten oruçtan mahrumiyet insanı zaaflara
düşürür. Oysaki oruç tutan çocuk, daha iradeli, nefsine hâkim, açın, fakirin
halinden anlayan ve haline şükretmeyi bilen biri olur. Olur ki çetin bir
imtihanla karşılaşırsa daha dayanıklı olur. Eğitimciler bile “çocuklarınıza
her şeyi almayın. Biraz mahrumiyet onları daha güçlü yapar!” demiyorlar mı?
Her isteği yerine gelmiş, mahrumiyet bilmeyen çocuklar bencil yetişir.
Benmerkezci olur. Oysaki dünya hayatı bencil olunamayacak kadar fedakârlık
esası üzerinde devam eder. Ve ibadetler özellikle oruç gibi sınırlı açlık-
susuzluk bu fedakârlığı çok güzel yerleştirir. Biz böyle ibadetin lezzetine
vardık. Çocuklarımızı mahrum etmeye hakkımız var mı

 
Şükran Taşdelen
Bu yazı 129 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: