Bir diriliş ayı daha geldi inşallah. Ruhlarımızın paklanacağı, nefislerimizin sükûn bulacağı, günahlarımızın yanarak kül olabileceği bir ay
Ayların sultanı, şehr-i Ramazan
Nice fırsatlar sunuluyor bize yıl boyu
Değerlendirebilene, künhüne varabilene ne mutlu! O mutlu insanlardan olmayı diliyorum Rabbimden. Hatırlıyorum. Belki dört, beş yaşlarındaydım. Bir gece yarısı yakaladığım o dingin gece telaşını bir daha hiç bırakmadım. Sahura kalkıp ertesine hazırlanmak için büyük bir huzur ve imanla yutulan o lokmalar, beni lahuti bir âlemin eşiğine getirip bırakıyordu. Önce çocuk aklımın verdiği bir itham ile anne ve babamın bizden (çocuklardan ) ayrı neden yemek yediğini, hem neden gece geç saatlerde olduğunu sormuştum anneme. Sanki pek gizli bir şey yapıyorlar da saklıyorlar gibisinden
Fakat annemin büyük bir sükûnetle Allah rızası için oruç tutuyoruz demesiyle yavaş yavaş açıklığa kavuşmaya başladı her şey
o zaman ben de kalkacağım! diye tutturduğumu biliyorum. Annemin sevecen şefkat dolu bakışlarla bu isteğimi sessizce onaylaması ayrı bir neşeydi! Ertesi gün yiyip içip doyduktan sonra hala oruçluyum! diye tutturduğumu da hatırlıyorum
Annemin hiç bozuntuya vermeden bu iddiamı kabul etmesi kendime olan güvenimi ve oruç tutmaya karşı bir istek uyandırıyordu. Belki her gece kaldırmıyordu sahura. Fakat sahur tıkırtılarını duyup da hemen yanında bittiğim geceler asla, beni ve tabii diğer kardeşlerimi yatağa zorla gönderdiğini hatırlamıyorum! Büyük bir sevinçle sahur sofrasında bize yer açardı. Ciddi ciddi niyet getirtir, sonra da doyunca yememizi, içmemizi isterdi. Ertesi gün oruçlu olduğumu hatırlıyorsam sokağa çıkıp mahalle arkadaşlarıma büyük bir gururla oruçluyum! derdim. Taa ki açlık ve susuzluktan elden ayaktan düşene kadar da bir şey yememekte direnirdim. Sonra yine annem imdadıma yetişir ve çocuk orucu tuttuğun için öğlen bir şeyler yiyebilirsin deyip beni ikna ederdi yemeye. Sonra ertesi gün orucunda da aynı şey olurdu. Birkaç gün sonra annem şimdi bu iki günün çocuk orucu birbirine dikeceğiz. ben nasıl yani? dediğimde tabii ki dua ile
demişti. Böylece çocuk orucumuzu ve annemizin dua ile oruçlarımızı diktiğine inanmıştık. Bir gün neden biz yiyiyoruz da, büyükler akşama kadar yemiyor? diye sormuştum da annem o güleç yüzüyle bizim kadar büyüyüp güçlenince sen de akşama kadar tutacaksın! demişti. Ve ben büyük olacağım o günü hep sabırsızlıkla bekledim. Her gelen Ramazan beni daha çok oruç tutmaya özendirdi. Büyüyüp de tam gün oruç tuttuğum güne geleyim diye dua bile ediyordum. Anneme ısrarla tuttuğumuz çocuk orucunun kabul olup olmadığını sorardım. O ise büyük bir ikna gücüyle evet, derdi. Allah için niyetlendiğin her şey kabul olur! deyip beni mutlu ederdi. İlkokul üçüncü sınıftaydım büyük ihtimal. Yeterince büyüdüğüme kanaat getirmiştim ve o yılın Ramazanında tam gün orucumu tutmuştum. Çook sıcak bir yazdı yine. Dilim damağıma yapışmıştı. Elimi oynatacak güç kalmamıştı. Fakat artık büyümüştüm! Annem gibi akşama kadar tutacaktım. Annemin çocuk orucunda ısrar etmesine rağmen direndim. Sebat gösterdim. Ve yarı ölü vaziyette orucumu açtım! O günün orucuna, eziyet ve zorluğuna rağmen annemin benim ne kadar büyük bir sevap kazandığıma dair sözleriyle dayanmıştım. Rabbimin bana ibadetlerini sevdirdiğini, sebatkâr bir mümin olmamı istediğini, o günden sonraki tüm günleri, tam gün oruç tutmayı başardığımda anlamıştım. O yıldan sonra da hiçbir yıl ara vermeden oruç tuttuğumu bilirim. Ve böyle bir ibadet sevincini bana nasip ettiği için şükrediyorum. Eminim sizlerin de buna benzer oruç maceralarınız, ibadete başlama hikâyeleriniz vardır. Ve eminim hepimizin hikâyeleri de benzer hikâyelerdir. Çünkü aynı kaynaktan besleniyoruz sonuçta. Kalbimde yer eden ibadet sevinci ve hazzının yerleşmesinde hiç kuşkusuz anne ve babamızın şefkatle bize bu ibadetleri sevdirmeleri, zorlamadan, sabrımızı, gücümüzü aşırtmadan, kendi kararımızla başarmaya karar vermemizde serbest bırakmalarının etkisi çok büyüktür. Mahalle arkadaşları arasında adeta birer yarışmaya dönen çocukluk oruçlarımızın, yeni yeni yeşeren imanımız üzerindeki etkisini şimdi daha iyi anlıyorum. Şimdi bizler birer ana-babayız. Çocuklarımıza imanın alt yapısını kazandırmada Ramazanın o ulvi havasından faydalanmayı ihmal etmeyelim. Severek, isteyerek, zorlamadan ibadetleri sevdirelim. En azından akılları basıp kendi kararlarını verecekleri o kritik çağa kadar, onlarda bir ibadet sevgisi oluşturalım. Çocuklarımızı sahurlardan mahrum etmeyelim. Yaşları tutmasa bile tutmak istiyorlarsa onları karar vermede serbest bırakalım. Kimi ana- babanın yaşı tutmadığı halde, tutmak isteyen çocuğunu bu ibadet zevkinden mahrum etmesi çok yanlıştır. Çocuğunuz oruç tutmaya gücü olduğuna inanıyorsa ve zorlanmıyorsa neden oruç tutamasınlar? En azından tutabildikleri kadar tutsunlar. Bu çocuklardaki imanı ve iradeyi oluşturmada çok önemli bir safhadır. Kendi çocukluğumdan biliyorum. Şimdilerde bazı ana- babaların gereksiz ve hatta marazi bir merhametle çocukları yaşı küçük, sağlığı bozulur endişesiyle oruç gibi imanın alt yapısını kuran bir ibadetten mahrum ettiklerine bile rastlıyoruz. Bırakın tutsunlar, nasılsa isteğe bağlı bir oruç bu. Ya açlıkla, susuzlukla imtihan edilen coğrafyalarda olsaydık ne olurdu? Ya da şöyle de düşünebiliriz. Bu kötü şartların bizim de başımıza gelmeyeceğini nereden garanti ediyoruz? Bir iman ve irade kuvveti yeşerten oruçtan mahrumiyet insanı zaaflara düşürür. Oysaki oruç tutan çocuk, daha iradeli, nefsine hâkim, açın, fakirin halinden anlayan ve haline şükretmeyi bilen biri olur. Olur ki çetin bir imtihanla karşılaşırsa daha dayanıklı olur. Eğitimciler bile çocuklarınıza her şeyi almayın. Biraz mahrumiyet onları daha güçlü yapar! demiyorlar mı? Her isteği yerine gelmiş, mahrumiyet bilmeyen çocuklar bencil yetişir. Benmerkezci olur. Oysaki dünya hayatı bencil olunamayacak kadar fedakârlık esası üzerinde devam eder. Ve ibadetler özellikle oruç gibi sınırlı açlık- susuzluk bu fedakârlığı çok güzel yerleştirir. Biz böyle ibadetin lezzetine vardık. Çocuklarımızı mahrum etmeye hakkımız var mı |