| CUMARTESİ YASAĞI |
|
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Hamd alemlerin Rabbi (terbiye edeni), görüp gözeteni, her işi bir kanuna bağlayan ve tüm yaratılmışları en güzel şekilde yaratan Allah'ın Hakkı'dır, O'nundur. Salat ve selam, ümmetine çok düşkün, onların şirkten tevhide gelmeleri, ve aralarında adaletin tesisi için elinden geleni sonuna kadar yapan biricik peygamberimiz, önderimiz, seçkin kılınmış Muhammed Mustafa (S.A.V.)'ya pak ve münevver ailesine, arkadaşlarına, gelmiş gelecek O'na ümmet olma kaygısı ve umudu içerisinde olanların üzerine olsun. "Onlara deniz kıyısındaki kasabayı sor. Hani onlar Cumartesi gününde haddi aşmışlardı. Çünkü Cumartesi günü balıklar akın akın çıkarak yanlarına geliyor, Cumartesi tatili yapmadıkları gün ise gelmiyordu. İşte Biz, itaat'ten çıkmakta olduklarından dolayı kendilerini böylece imtihan ediyorduk." "Hani içlerinden bir grup ( bu fena işi, yani Cumartesi avı yasağını çiğneyenleri alıkoymaz ve alıkoyanları da) "Allah'ın kendilerini (dünyada) helak edeceği ya da (ahirette) çetin bir ceza ile cezalandıracağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dediği zaman, onlar: (o öğüt verenler) "Rabb'inize mazeret (beyan etmek) için, umulur ki sakınırlar." demişlerdi." "Ne zaman ki, onlar kendilerine yapılan öğütleri unuttular, Biz de onları, kötülükten alıkoymakta sebat edenleri kurtuluşa erdirdik. Zulmedenleri de yapa geldikleri fıskları (Allah'ın emrinden çıkmaları) yüzünden şiddetli bir azapla yakaladık. " (Araf 163-164-165) Değerli Tefekkür okuyucuları, bu kez de sizlerle Allah-u Teala'nın Kur'an'da vaaz ettiği, onunla bize öğüt verdiği, adımlarımızı sağlam basmamızı istediği, kendisinden asla umut kesilmemesi gerektiğini anlattığı, İsrailoğullarının deldiği "Cumartesi avı yasağı"nı gündemimize alarak paylaşmak istiyorum. Ayetler peygamber (S.A.V.) efendimize sor emriyle iniyor. Aslında bu mesel peygamber (S.A.V.) efendimiz dönemi yahudileri tarafından da biliniyordu. Kendilerine sorulup cevap alınarak bu vakıa sonunda başlarına gelenler hatırlatılıyordu. Bu hatırlatma hem o günün İsrailoğullarına hem bu günün İsrailoğullarına hem de Resulullah (S.A.V.) den beri tüm zaman müslümanları için öncelikli olarak bir öğüt ve bir ibret ve aynı zamanda insan hayatı için tastamam bir eğitim programı olmuştur. İlk okuduğum zamandan beri her okuyuşumda farklı boyutlar yakaladığım muhteşem üç ayet. Bu ayetleri iyice anlayabilmemiz için isterseniz "Cumartesi avı yasağı" nedir? kaynaklara bakarak bilgilenelim; "Olayın insanları bir sahil kasabasında yaşayan Yahudi cemaatinden bir topluluktu. Bunlar peygamberlerinden haftanın bir gününün kendileri için istirahat kılınmasını ve maişet (geçim )meşgalesi ile o gün uğraşmamalarını istemişlerdi. Ve bunun üzerine Cumartesi günü onlar için ibadet günü kılınmıştı. Sonra deneme safhası başlamıştı. Allah onları terbiye olabilmeleri için imtihan ediyordu. İradelerini çeşitli istek ve arzulara karşı takviye etmek murad etmişti. Bu istek ve arzularla çatıştığı zaman Allah'a verdikleri ahdi nasıl yerine getireceklerini denemek istemişti. Bu seferde İsrailoğullarından bir grup daha önceki sapıklık ve fasıklıklarını tekrarlamaları yüzünden Allah'ın üzerlerine yazdığı tecrübe karşısında direnemediler... Gerçekten de Cumartesi günü, deniz sahilinde balıklar canlı canlı gezinirken gözlerine ilişiyordu, tutulması kolaydı, avlanmaları gayet basitti. Ne var ki kendi elleriyle istedikleri Cumartesi günü balık avlanmayı yasaklama arzusundan dolayı, önlerine gelmiş olan bu kolay avı kaçırıyor ve kaybediyorlardı. Fakat Cumartesi günü geçince balık avlanmanın helal olduğu günler gelince, denizde hiçbir balık bulamıyorlardı. Cumartesi günü gördükleri balıklardan hiçbirisi yoktu şimdi" (1) Burada dikkatimizi ilk çeken Allah'ın kendilerine yüklemediği bir yükü bu insanların isteyerek yüklenmesi hususuydu. Evet Allah yüklemedi kendileri bunu yüklenmek istediler. Çünkü böyle bir günün kendilerini Allah'a daha çok yaklaştıracağını, böylelikle daha iyi birer mü'min olacaklarına inanıyorlardı. Fakat kaçırdıkları çok önemli bir nokta vardı ki o da "iman" dı. Bir müslüman ancak imanını güçlendirerek iyi bir mü'min olabilirdi. Zaten hali hazırda Allah'ın yazdıkları (farzları, yasakları, helalleri, haramları ) bir müslümanın iyi bir mü'min olabilmesi içindi. Fazladan bir yük yüklenmek işi zorlaştırmaktan öte gidemedi. İyi bir mü'min, Allah'ın razı olduğu bir kul olabilmek için, Allah'a gerektiği gibi itaatle zaten mümkündü. Ama cumartesi avı yasağını delen İsrailoğuları imanlarını var olanlarla güçlendirmeyi haşa eksik gördüler ve bu eksikliğin giderilmesi için böyle bir yasağın kendilerinin imanını artıracağını düşündüler. Hasta olan iman tedavi edileceği, yaraları sarılacağın, kan kaybetmesinin önüne geçileceği yerde, yeni bir yükün altına girmişti. Sağlam bir imana sahip olanların bile, bazı zamanlarda zorlandıkları hataya düştükleri bilinen bir gerçektir.Lakin iman sağlam olunca, hataya düşülse bile tevbe hemen arkasındadır bu hatanın. ( Hz. Adem'in, Hz. Yunus'un ve bahçe sahiplerinin tevbelerini hatırlayalım.) Zayıf bir imanla İsrailoğluları bir yükün daha altına girince, Allah onların içindekilerini açığa çıkarmak için (aslında her imtihan kulun iç yüzünün dışa-açığa çıkarılmasıdır. ) böylece imtihan etti. İçlerinde bir grup vardı ki, taptaze dipdiri elle yakalanacak derecedeki kolay ava dayanamadı. Belki de kendilerini haklı bile görebiliyorlardı. Çünkü diğer günlerde hiç balık yoktu. Geçen sayımızda sözümü bir hadisi şerifle noktalamıştım ya, işte o hadisi hatırlamanın tam zamanı :" bir kul yapması gerektigi halde yapmadıkları, yapmaması gerektiği halde yaptıkları için mazeret uydurmadıkça helak olmaz". İsrailoğularından yasağı delenlerin ellerinde bir mazeretleri vardı. Bu da cumartesi dışında denizde bir tek balığın bile olmamasıydı. Ama açıktan açığa da delinemezdi bu yasak, ne yapılmalıydı acaba? Evet tarihleri boyunca döneklikleri ile bilinen yüzsüz ve pervasız İsrailoğuları bununda çaresini bulmuşlardı. Çare "hile" ydi. Ağlarını denize bir gün öncesinden atıp cumartesi gün bitiminde çekiyorlardı. Böylelikle cumartesi günü yasağını ihlal etmediklerini düşünüyorlardı. İsrailoğularının bu hilesi onlara ancak şiddetli bir azab kazandırdı. Yukarıda anlatılanlarla günümüz insanı arasında ne kadar da çok benzerlik olduğunu fark edebiliyor musunuz? Bazen biz müslümanlar da Allah yolunda ki mücadelemizi Allah'ın gösterdiği gibi değil de, putlaştırdığımız aklımızın gösterdiği gibi sürdürüyor ve bunun adını da Allah için mücadele koyuyoruz Herhangi bir yerde bir mücadele verilecekse, bu mutlaka Allah'ın yazdıklarıyla olmalıdır. Yazılmayan, Allah'ın göstermediği tarzdaki mücadeleler Sünnetullah'a aykırıdır,işimizi kolaylaştırmaz bilakis zorlaştırır. Hele bazı kereler helaller- haramlar tam olarak karıştırılıyor, tavizler veriliyor, bir taviz arkasından başka bir tavizi getiriyor. Namazlar kılınamayabiliyor, oruçlar tutulmayabiliyor. Eee bir kereden bir şey olmaz, ya da başka çarem yok deyip faizle işlemler yaptırılabiliyor. Allah yolundaki mücadelede rüşvet bile birden bire devreye sokulabiliyor. Bazen marketlerde bir kaç kuruş daha ucuz olduğu için herhangi bir yahudi ürününü rahatlıkla alabilenler,öbür kola daha asitli ya da daha şekerli diye tercih edenler, filanca marka yahudi deterjanı daha kaliteli eee ondan da almak lazım lakin beyazlar iyice grileşti. diyenler olabiliyor. Biz müslümanları yer yüzünden silmek, yok etmek için uğraşan yahudiler ne yazik ki kendi mücadeleleri için gerekli olan finansmanı da biz Müslümanlardan elde ediyorlar. Biz de hep o iyi bu kötü, bu kaliteli, o kalitesiz, söylemleriyle bizi helak'e götürecek mazeretlerin peşine düşüp kendimizi kandırıyoruz. Bu sayılanların adı "cumartesi avı yasağı" değil de nedir? Bizim, ümmeti Muhammed’in, "cumartesi avı yasakları" nelerdir? Bu imtihanları "cumartesi avı yasağı" olarak görüp fark edebiliyor muyuz? Sevgili Tefekkür dostları yoksa bizlerde israil oğullarının ahlakıyla mı ahlaklanıyoruz? Söyleyin Allah aşkınıza; Ey Allah'ın kulları nereye gidiyoruz??? SADAKALLAHÜLAZİM Devamı gelecek sayıda... |
| Ayse Üzümcü |
| Bu yazı 434 kez okundu. |
| Yorumlar |
| Sinan Bakır Yazdı: Çok ince bi noktaya değinmişsiniz. Olaylar hakkındaki yorumlarınız çok güzel. Teşekkürler. |
Tefekkür Dergisi