Ömür hanemizden bize verilen sayılı günler bir bir tüketilirken, biten ömrün semeresini devşirmek için tekrar bahşedilen bir ab-ı hayattır Ramazan. Yeni bir soluktur sonsuza duyulan özlemle çarpan kalplere. Ruhen dirilişin baharı gibidir. Ve belki de hiç hak etmediğimiz halde tekrar lütfedildi bize. Bir kez daha ilahi merhametin müjdesini almış olduk. Yeterince vakıf isek kıymetine, elimizden geldiğince faydalanır, yükümüzü hafifletir ve din gününe hazırlanmış oluruz. Kimi bu imkânı kaybetti artık faydalanamayacak. Kimi hala farkında değilse de bir fırsat daha sunulmuş oldu Rabbimizin katından. Her haliyle ilahi nefha yüklü sayılı günler. Her dakikası farklı hikmetlere vasıl olunan büyük bir imkân. Günahlara karşı teyakkuz hali en çok Ramazanın diriltici havasında vuku bulur. İbadetlere iştiyak yine Ramazanla başlar. Ya da var olan iştiyak daha bir bileylenir. Pür dikkat manevi âlem ile ilişki halidir Ramazan. Benliği aşıp, ruhun güç kazandığı, geçici dünyanın hengâmesinden sonsuz âlemlerin dinginliğine ermenin provasıdır. Elbette ki bu yoğun maneviyat ortamı, her hali ile değerlendirilmeyi hak ediyor. Bunun kime faydası olacağı da açıktır. Kuşkusuz Rabbini unutmuş, hayatın gerçek amacını yitirmiş beyhudeliğe talim etmiş kayıp insan, kendini bulmanın arifesini yaşar Ramazanla. Eğer Ramazan gibi ulviyetin doruğunda bir eğitim alıp kendini geliştirirse, maneviyat duyargaları insanı kopmayan kulpuna yapışmasını sağlayacaktır. İnsanı akıl, irade, bilinç gibi özel yeteneklerle donatan Âlemlerin Rabbi, kendini bulmayı da en çok bu özellikler üzerinden sağlıyor. Her ne kadar kendini kaybetmiş, günahların geçici lezzetinde nefsaniyete bulaşmış olursa olsun, insan her an sahip olduğu bu özellikleri keşfederek asıl kaynağına ulaşabilir ve ab-ı hayata kavuşabilir. Eğer Rabbimizin bir aylık açlık ve susuzlukla bizim için neyi murad ettiği üzerinde tefekkür edersek tabii. Gündüzleri aç, susuz kalmakla nefsin aldatıcı yolları, şeytanla koalisyon imkânları tamamen kapatılıyor. Şeytan insana duhul edecek tek bir gedik bulamıyor. Bu pir-ü paklık içinde insana düşünme, fikretme kapıları açılıyor. "Allah için aç susuz kaldığım şu anda kalbimde Allah'tan başka kimler var? O'nun emirlerini yerine getirmeye çalışırken acaba O'nu memnun edebiliyor muyum? Hayatımın istikameti Rabbimin dilediği bir tarzda mı, yoksa nefsime mi uygun? Bu halimle ben kendimi aldatmış olmuyor muyum? Görünüşüm ibadetimin şekli Müslüman'ca. Acaba kalbim de Müslüman mı? İyi bir örnek olabiliyor muyum? Ödev ve görevlerimi Rabbimin istediği tarzda yerine getiriyor muyum, yoksa yarım yamalak mı yapıyorum? Ben gerçekten Âlemlerin Rabbine yöneldim mi yoksa sadece bir ayla mı sınırlı bu yöneliş? Ramazan sonrası da Müslümanlığımın, hayattaki vazifelerimin farkında olacak mıyım? İbadetlerim Ramazan sonrası da devam edecek mi? Yoksa "bir aylık kulluk yeter" Diye mi düşüneceğim? Yıllar birbirine benzer bir şekilde geçip giderken Ramazan neden bu kadar farklı hislerle ve maneviyatla geçiyor? Allah'a yaklaşıyor muyum yoksa uzaklaşıyor muyum? Ben neden yaşıyor ve neden öleceğim?" Elzem sorular bunlar. Rabbimiz bu soruları nefsine sorabilen müminlerden eylesin! Fakat yaşadığımız hayata ve Müslümanların davranış şekillerine baktığımızda bu soruların belki akla geldiği fakat üzerinde durulmadığını, ya da hiç mi hiç nefse sorulmadığını anlıyoruz! Ne yazık! Nefsimize ne büyük kötülük yaptığımızı ne zaman anlayacağız? Ramazan gibi büyük bir imkânı yakalamışken bunu heba etmek ancak gaflet içinde yoğrulan nefislere mahsus sanırım! Oysaki hayat bir imtihan arenası ve insan bu imtihandan geçmek zorunda. İmtihan üzerine hayat ve ölüm üzerine en güzel, Ramazan ayında düşüncelere gark olur insan. Yeter ki düşünmekten korkmasın! Düşüncesizliğin aldatıcı rehavetine kapılmasın! Zira bu aldanış ebedi mutluluğu kaybettirecektir insana. Güzel bir eğitim safhasıdır Ramazan-ı şerif. Maddi eğitimin tüm kuşatmışlığına, nefsin aldanışlarına inat, manevi eğitimin ruhun neşv-ü nema bulmasıdır. Nice ölmüş ruhlar Ramazanda dirilir! Nice kokuşmuş, hiçbir değere sahip olmayan, insana yakışmayan düşünce dehlizlerinden Ramazanla fıtratın tabii düzlüğüne çıkılır. Şeytan bir kez daha kaybeder, Rabbini bulma iştiyakıyla ibadetlere yönelen insanın eliyle. Nefsini benlikten arındırıp, ümmet şuuruna kavuşmanın imkânıdır Ramazan. Milyarlarca insanın tek yürek olarak vurması, Rabbe yönelmesidir ki, hayali bile insanı coşturuyor! Bu bilinçle Rahmanın kapıları dualarla aşındırılıyor! Ölmüş ruhlara kan pompalanıyor, ümmet diriliyor! Hayat anlam buluyor, dava anlam buluyor, iman adına direniş anlam buluyor, işkence bile anlamına kavuşuyor. Her ne varsa ki anlamını kaybeden o anlamını buluyor! Buna mukabil şeytan, nefisle koalisyon kurmaktan umudunu kesmek zorunda kalıyor. Kıskıvrak yakalanıp bağlanıyor. "Ramazanda tüm şeytanlar bağlıdır!" Hadis-i şerif. Tüm şer güçler, imanın hâkimiyetiyle hayra tebdil oluyor! İşte bütün bir hayatın top yekûn değişebilme imkânı, Ramazanı ihya edebilme idrakiyle vaki oluyor. Demek ki sadece aç kalmak değilmiş Ramazan. Susuz kalmak hiç değil. Ebedi bir doygunluğa, olgunluğa ve mutluluğa kapı imiş Ramazan. Tüm yaratılan varlıklar yaradılış gayelerini istisnasız yerine getirirken, akıllı insanın kendini bulup yaradılışının farkına varmasıdır belki. Hayatın amacı, insanın hedefi, sevgileri, korkuları, zaaflarıyla bilinçli bir açlık ve susuzluk talimiyle, Rabbe yönelişin ve Rabbin ilahi merhametine gark oluşun sürecidir Ramazan. Eşref-i mahlûkat olmanın ispatına ermektir! Kulun, kulluk makamını ve Rabbinin "Rab" makamını idrak etmesidir! Ancak Âlemlerin Rabbi emrederse aç- susuz kalınır! Nefse en zor gelen ibadetler, ancak Allah emretmişse yerine getirilebilinir! İnsan, nefsinin zoruna gitse bile, Allah'ın "hayır" dilediği her şeyi, nefse ve şeytana rağmen Allah için yerine getirebilir. Şimdi elzem bir soru daha: biz bu diriliş, olgunluk ve imanın hâkimiyetini sağlayacak olan Ramazan eğitimini tam manasıyla kavrıyor muyuz? Kavrıyorsak bu nasıl hayatımıza aksediyor? Yoksa bize kalan sadece açlık ve susuzluk mu? Allah muhafaza buyursun! Ramazan-ı şerifiniz hayırlı olsun!
|