| DOĞRULARIN İMTİHANI |
Çağımız tam anlamıyla karmaşık ve çözümlenemeyecek davranış tarzları ve ahlak çeşitliliğiyle gittikçe insanı bunaltan bir hale geldi. Ahlaksızlığın genel geçer bir kaide olarak prim yaptığı uğursuz günlerdeyiz bir diğer anlatımla… Bukalemun tabiatlı insanlar, herhangi bir ölçüye gelmeyen yaşamları ile kaosa çevirmiş durumdalar dünyamızı. Tüm bu keşmekeşlik içinde mümin insanın tavırları, yönelişleri, duruşu, safını belirlemesi ve buna uygun ahlakı yaşayarak göstermesi insani bir vazife olarak omuzlarında duruyor. İnsanlık örnekliğe muhtaç… En büyük öğretmenimiz ve örneğimiz olan aziz Resulümüzün yeniden hayatlarımıza dâhil olması, ancak ahlakıyla teçhiz olmamızla mümkün olacaktır.İşte bu çivisi çıkmış dünyada Resulün ardından yola revan müminlerin vasıflarından olan doğruluk büyük önem arz ediyor. Kişinin kendine karşı dürüst olamadığı bu ruhi depremlerde, inanan insanın doğruluğunda sebat etmesi farzdır. Ahlaki vasıflar içinde mümine en yakışan özelliktir doğru olma hali… Doğruluğu biz, dürüstlük, sıdk, sadakat, istikamet, hak, hidayet anlamında itikadi ve ahlaki bir İslami kavram olarak biliyoruz. İman eden ve inancını her halükarda yaşamaya azmeden mümin kişi, Hz. Peygamberin bu güzel ahlakını örnek alır. Çünkü Resul Emindir, sadıktır, istikamet sahibidir. O’na uyduğunu söyleyenin bu iddiasını ispatlaması gerekir. Aksi takdirde yalancılardan olması kaçınılmazdır. Doğru olabilmek için doğru yolun ne olduğunu bilmek lazımdır. Yüce Rabbimiz bize doğru yolu ve vasıflarını hemen ilk surede bildiriyor ki, doğru yol, Sırat-ı Müstakimdir. İşte bu yol sapıkların ve dalalette olanların yolundan açıkça ayrılmıştır. İman ettiğini söyleyenin de sırat-ı müstakime yönelmesi ve istikametini bozmaması gereklidir. Doğruların yolu, Allah’ın gösterdiği, güzergâhını Allah’ın çizdiği, ilkelerini Allah’ın belirlediği yoldur. İşte kim bu yola girerse nimet verilenlerden oluyor ki, en büyük nimet de imana erme yani hidayet olma nimetidir. Peygamberlerin, Salihlerin, şehitlerin, âlimlerin yoluna giren, onlara verilen nimetle nimetlendiriliyorlar. Yüce Allah’a kulluk etmek, doğru yolun ta kendisidir. Başka yollar ancak Allah’tan uzaklaştıran sapık yollardır, şeytan ve avanesinin tercih ettiği yollardır. Dolayısıyla kişi Rabbine yöneldiği zaman Allah(c.c) onu kendi sırat-ı müstakimine yönelttiği gibi, şeytanın iğvasından da korumaktadır. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” Hud- 112 ayet-i celilesi, müminleri muhatap alıyor. Dosdoğru olduğumuz zaman yaşantımızın gidişatı da doğruluyor. “İman edenler doğruluk ile yücelirler.” (hadis-i şerif) Doğruluk ise en iyi ancak takva halinde gerçekleşir. Bu açıdan insanın doğrulardan arkadaşlar edinmesi, doğrularla beraber olması ve hak yolunda doğrudan yana olması insanı takvaya eriştirir. İşte ayet, “Doğrularla beraber olun!” Tevbe- 119Doğru olan müminlerin yani sadıkların özelliklerine bakalım bir de… Sabır, itaat, infak etmek, istiğfar, ihlâs, hayâ, emanete riayet etmek, sebat etmede kararlılık… İman ediyoruz diyenlerin bu vasıfların kendilerinde olup olmadığına, ahlak olarak yerleşip yerleşmediğini kontrol etmeleri gerekir. Çünkü doğruluğun tam karşısında batıl, yalancılık, dalalet ve sapıklık bulunur. Mümin insan iki uç arasında sarkaç gibi gidip gelenlerden olmamalıdır. Yani bazen doğru bazen de yalancı pozisyonuna düşmemelidir. Muttaki insan asla yalan söylemez! Resulullah’a sormuşlar; bir müslüman hata yapabilir mi diye. “evet…” demiştir o mübarek insan. “müslüman insan olma hasebiyle hata yapabilir, günaha düşebilir, hatta zinaya bile düşebilir. Ama asla yalan söylemez!” buyurmuştur! Yalancılık hiçbir şekilde müslümana yakışmaz! Çünkü en basitinden yalancılık, Allah’a iftirada bulunmak, isyan ve emirleriyle alay etmek anlamına gelir ki, bu çirkin vasıf ancak müşrik ve münafıklarda bulunan özelliklerdendir. Münafık ve müşrikler yalan söyleyerek yalan yere yemin ederler, sahtekârca küfürlerini gizlemeye çalışırlar. Oysa “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” yani söz ve davranış birlikteliği taşımadıklarından kısa sürede kendilerini açığa çıkarırlar. İbadetlerinde özensiz, isteksiz olmaları ve zorsunarak yapmaları içinde bulundukları ikilemi deşifre eder. Yine bir ayette Rabbimiz “Yalan sözden kaçının!” Hacc- 60 buyurmaktadır… Bu açıdan müminler; Söz söylerken doğruyu söyler,Gereksiz yere konuşmazlar, Kötü söz söylemezler,Ya hayır konuşurlar ya da susarlar, En güzel sözü (Kur’anı) duyup ona uyarlar. İşte bundan dolayı vahyin anlaşılması ve eyleme geçirilmesi açısından da doğru olmak önemlidir. İslam fikre Tevhid, hayata istikamet vermiştir. Doğruluk ilkesini gereğince yaşamayanlar mümin olamazlar. İşte hadis; “Doğruluk insanı iyiliğe yöneltir, hayırlı işlerde Cennete kılavuzluk eder. Bir kimse doğruluğu prensip edinirse “sıddık” olur. Yalancılık ise insanı kötülüğe ve fücura götürür. Bir kimse yalancılığı prensip edinirse Allah katında kezzab (yalancılardan) yazılır.” (Tecrid-i Sarih tercümesi) Doğruluk hali düşüncede, sözde, niyette, iradede, azimde, vefada ve amelde doğruluk olarak tezahür eder. Bütün bunların kaynağı da Kur’an ve Sünnettedir. Düşünce ve eylem birliği doğruluğun esasıdır. Bu da düşüncede ve inançta tam anlamıyla İslam’a teslim olmayı gerektirir. Yoksa tam teslimiyet olmadıkça davranışların doğru olması mümkün değildir. İslam ahlakının en önemli belirteci olan doğruluk kalmayınca insani tüm ilişkiler sunileşmekte, sahteleşmekte her şey adeta bir kandırmacaya dönüşmektedir. Hatta şu çarpıklığa bakın ki, insanları ikna etmek için her türlü yalan söz, yalan yere yemin edilmekte, böylece güya insanlar arasında güven sağlanmaya çalışılıyor. Oysaki yalanın hiçbir şekliyle güven sağlanamaz. İnsanlar, fert ve toplum olarak Allah’tan ve O’nun düzeninden uzaklaşınca, ilişkiler heva- heves temeline oturur. Burada da kimin kime gücü yeterse, ya da kim daha çok ikna ederse kazanmaktadır. Yalanların ortaya çıkması çok da önemli değildir. Önemli olan ölçü istenen vurgunun yapılması veya menfaatlerin sağlanmasıdır. Öyle ki neredeyse yalancılık temelli meslekler bile türetilmiştir. Sigortacılık mesela… Kimi kime karşı sigortaladıklarını sanıyorlar acaba? Nihayet bir insan, bir insanı hangi yönden ne kadar koruyabilir ki? Yapılıp edilenler bir iddiadan öteye geçmemekte ama insanlar bir şekilde ikna ediliyorlar. Bir nevi kandırılıyorlar ama ikna edilenler, ilahi değil insani bir sigortanın verdiği sahte bir güveni yaşıyorlar ne yazık ki… Çağdaş yaşamın aldatıcı ikiyüzlülüğü ve yalancılığı öylesine çöreklenmiş ki zamanımız insanına, iman tazelemeden ve tam bir teslimiyetle ilahi yola yönelmeye niyetlenmedikçe kurtulamaz insan... Her açıdan doğru ve güvenilir olmak sağlam bir iman ve takva ile mümkündür. Biz işte kendimizi bu anlamda ölmeden önce hesaba çekmeliyiz. Dosdoğru olabiliyor muyuz? Yoksa her ortaya çıkan olay ile yamulup duruyor muyuz? İnsanların dosdoğru örneklere ihtiyaç duyduğu bu zamanda müslümanlar olarak ne kadar doğruyuz? Biz şu an dosdoğru olup olmamakla imtihan ediliyoruz. Farkında mıyız? Bu mesele hakkında daha çok şey yazılabilir. Ama biz son söz olarak Resul-ü Ekrem’den bir hadis alarak sonlandıralım; Bir sahabe Resulullah’a(s.a.v) geliyor ve “Ya Resulullah; bana İslam’ı öyle bir anlat ve tanıt ki senden başka birine sorma ihtiyacı duymayayım.”deyince, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurur; “Allah’a inandım de ve sonra da dosdoğru ol!” (Müslim) |
| Şükran Taşdelen |
| Bu yazı 133 kez okundu. |
| Yorumlar |
| eser Yazdı: bu hayirli günde Allah(c.c) tüm islam alemini hatta insan alemini hidayete erdirsin -Miraç kandiliniz mübarek olsun-hayirlara vesile olsun diyorum -sizleri imanla kucakliyor sevgilerimi iletiyorum -Allah (c.c)imanin zirvesine ulastirsin sizleri -dualarinizi eksik etmeyin teyze -Allah'a emanet, |
| Yorumlar |
| SEMA ÇETİN Yazdı: CÜMLELER DOGRUDUR SEN DOĞRU İSEN, DOĞRULUK BULUNMAZ SEN EĞRİ İSEN. YUNUS EMRE |
| Yorumlar |
| er ruha Yazdı: yakışır, yakışır, mümine ancak doğruluk yakışır.doğrulardan, doğrulanlardan,ve doğrultanlardan olalım inş! |
Çağımız tam anlamıyla karmaşık ve çözümlenemeyecek davranış tarzları ve ahlak çeşitliliğiyle gittikçe insanı bunaltan bir hale geldi. Ahlaksızlığın genel geçer bir kaide olarak prim yaptığı uğursuz günlerdeyiz bir diğer anlatımla… Bukalemun tabiatlı insanlar, herhangi bir ölçüye gelmeyen yaşamları ile kaosa çevirmiş durumdalar dünyamızı. Tüm bu keşmekeşlik içinde mümin insanın tavırları, yönelişleri, duruşu, safını belirlemesi ve buna uygun ahlakı yaşayarak göstermesi insani bir vazife olarak omuzlarında duruyor. İnsanlık örnekliğe muhtaç… En büyük öğretmenimiz ve örneğimiz olan aziz Resulümüzün yeniden hayatlarımıza dâhil olması, ancak ahlakıyla teçhiz olmamızla mümkün olacaktır.
Doğruluk hali düşüncede, sözde, niyette, iradede, azimde, vefada ve amelde doğruluk olarak tezahür eder. Bütün bunların kaynağı da Kur’an ve Sünnettedir. Düşünce ve eylem birliği doğruluğun esasıdır. Bu da düşüncede ve inançta tam anlamıyla İslam’a teslim olmayı gerektirir. Yoksa tam teslimiyet olmadıkça davranışların doğru olması mümkün değildir.
Tefekkür Dergisi