Navigation


Tarih: 21 Ağustos 2008 Perşembe



DOĞUM GÜNÜ KÂBUSU
DOĞUM GÜNÜ KÂBUSU
 

İnsanın başına ne gelirse dilinden gelirmiş, çok doğruymuş! Bir gaf işlemişim ki nasıl kurtulacağım meçhul! Oğlumun doğum gününe daha bir ay var. Her gün, istisnasız her gün “anne doğum günüm yakın değil mi?” diye soruyor. Benim de şalterlerim attı atacak! Bir an önce şu baş belası doğum günü felaketini atlatsam da rahat etsem diye düşünüyordum.



İlk ve son(!)deyip duruyordum ama kim duyuyor beniiii? Bizim veletler, sıraya girmişler. Küçükten sonra hangisinin doğum günü kutlanacak, onun planını yapmakla meşguller. Yok, bu defa çok kararlıyım. İnanmadığım, üstelik yapmakla vicdan azabı çekeceğim bir şeyi bir kez daha yaptıramayacaklar bana!



Nihayet meşum doğum günü kâbusu başladı. O gün Arapça kursum vardı. Bir yandan pasta siparişi veriyor, bir yandan da evde börek yapma telaşına düşmüştüm. Ayakaltında dolaşan şu çocuklar olmazsa daha rahat çalışacaktım. Amma ne gezer! Bin bir güçlükle uğraşıp börekleri fırına attım. 



Bir yandan da söylenmekten kendimi alamıyordum. “Hıh, doğum günüymüş. Doğduk da dünyayı kurtardık sanki! Şimdiye kadar doğum günü kutlamadık da hayatımızda bir eksiklik oldu mu? Yook… Şimdi bir duyan olsa “siz de mi azizim?”derse ne cevap vereceğim onlara? Rezil olmak işten bile değil. Müslüman’a yakışır mı bu? Cıık, cıık.



Neyse efenim, bir defa söz verme gafletinde bulunduk. Artık olan oldu. Bir daha faka basmamaya gayret gösterecektim şüphesiz. Ne o öyle çocuk elinde oyuncak gibi. Yakışır mıydı bana? Hele bu günü de sağ selamet geçirelim. Ne yapacağımı biliyorum ben!



Anaokulu öğretmeniyle saat iki gibi sözleşmişiz. Arapça dersine yetişir miyim onu da bilmiyorum. Bir de arkadaştan fırça yemek de var. Artık katlanacaktım. Ne de olsa her şeyi başıma ben bela ettim. Müstahaktım buna. Bir daha yorgunluğa yenilmek mi? Asla!



Gelelim doğum günü tantanamıza. Ömrü hayatımda böyle bir gün daha yaşamayacağıma bahse girerim. En azından bunun için canla başla çalışacaktım ya, o da iyi.



Börekleri apar topar bir tepsiye dizdim. Streç folyo ile kapladım. Derken efenim bir poşete yerleştirdim. Kızım bir yandan “anne yağmur yağmaya başladı!” diye bağırıyor. (iyi ya işte. Arap kızları camdan bakarlar artık!) bir yandan hazırlanıp çıkmak için acele ederken gelen telefona yetişiyorum. (bari çok tutmasa arayan kişi. Bir de ona ayıracak vaktim yok!)



Kibarca, sohbeti uzatacak arkadaşa “fazla vaktim yok hayatım. Eve sağ salim dönersem seni ararım” deyip kapattım.



            Yağmur altında okula doğru koştururken “ah, ah! Ben bunu da yapacak adam mıydım? Diye söyleniyordum. Anneannemin bir sözü kulaklarımda çınladı o an. “Zamane çocukları ne olacak! Biz onları terbiye edeceğimize, onlar bizi terbiye ediyorlar!” O zamanlar, hayat tecrübesi az olan biri olaraktan, ne demek istediğini anlamamıştım. Ama bugün, çook iyi anlamıştım onu! Hele bugün bir geçsin, ben bilirim nasıl terbiye edeceğimi!



            Tam okulun sokağına sapmıştık ki, meyve suyu almadığımı fark ettim. Neyse sokakta yeni açılmış, bir marketler zincirinin son halkası ile karşılaşmam büyük bir şans oldu. Hâlbuki bundan önce mantar gibi biten bu marketlere çok kızıyordum! Çocukluğumuzun “bakkal amcalarını” bitirdiler diye. Şimdi ise bana yardımcı oluyorlardı. Ne iyi! Çarçabuk beş paket büyük boy meyve suyunu aldım. Aynı hızlı tempoyla okula seğirttim. Bana yetişmeye çalışan kızımı neredeyse unutuyordum. “Anne beni bekle!” Eee, hadi kızım bir de seni bekleyemem.”



            Sonunda okuldaydık. Allah’tan teneffüs zamanı değildi de bahçeyi çabucak geçtik. İkinci kattaki ana sınıfına girdiğimizde bir solukluk dinlenmeye zaman yoktu.



Neyse ki, pastaneden yaş günü pastasını getirip bırakmışlardı. İyi, iyi hiç olmazsa bunun stresini yaşamadım.



Sınıfa girdiğimde çocuğum neşeyle bağırarak kollarıma atladı. “Canım benim!”Ben de sarıldım ona. Ama bundan sonra ne yapacağımı bilmeden hoca hanıma bakıyordum. Tecrübesizliğim yüzümden okunuyordu kesin! Öğretmen bir sandalye uzattı. Oturdum ve sabahtan beridir oturmadığımı fark ettim. Biraz daha uzatsaymışım oturmayı! Ondan sonra bir hareket, bir acayip fasıl ki anlatamam! Bir yandan dans müziğini çalan öğretmenin çocukları piste çağırıp dans ettirmesi, bir yandan bana sınıfının tüm özelliklerini anlatmaya can atan oğlum… Ama ben bir an önce pastayı kesip Arapça kursuna gitmek istiyordum! Yirmi iki tane yumurcağın ortasında kalakalmıştım. Hayatında hiç doğum günü yaşamamış olan biriydim nihayetinde! Hoca hanımla bir iki kelam etmeye nasılsa zaman oldu. Çocuklar, biraz tepindikten sonra “cakkıddı kız” eşliğinde pastayı artık kesebileceğimi söyledi öğretmen. Oh be! Sona yaklaştık nihayet! 



“Anne mum yok mu?” hayda bir bu eksikti! Zarif bir manevrayla mum üzerine yoğunlaşan ilgiyi dağıttım. “Ee, kem, küm… Mum olmasa da olur canım! Bakın pastamız ne kadar güzel di mi?” Çocuklar hemen etrafımıza toplaştılar. Belli ki artık pastayı götürmek istiyorlardı! Ben de bir an önce bu isteklerini yerine getirip, hiç olmamam gereken bu yerden hemen kaçmalıydım. Aaa, olur mu şimdi. Hem de çocuğunun doğum gününde demeyin sakın! Bir daha doğum günü lafını duymak is-te-mi-yo-rum!



Allah var! Kızımın yardımları olmasaydı, pastayı kesip dağıtmada tam bir fiyasko yaşayabilirdim! Yaş pastayı muntazam dilimlere ayırıp tabaklara koymam büyük bir maharet istiyordu doğrusu! Meyve sularını bardaklara doldurmam, amma da çok zaman almıştı ha! Bir yandan arkadaşlarının verdiği hediyeleri açmak için sabırsızlanan oğlumu sakinleştirmeye çalışmam da cabası. Tabi haklı olarak merak ediyor hediyeleri… Sırf hediye alma sevincini yaşamak için beni bu olur olmaz streslere sokan kendisi değil miydi? Artık biraz sabretmeyi de öğrenmesi lazım değil mi ama!



Selametle çocuklar pastalarını yiyip, tekrar tepinmeye başlayınca ben de artık müsaade istedim. Hep bir ağızdan teşekkür eden çocuklara gülümsedim. Hiç olmazsa onlar mutlu olmuşlardı. Bu hengâmeyi çekmedikleri için de ne kadar şanslı olduklarını bilmiyorlardı.  Tabi, bir de anne babalarına ne sıkıntılar yaşattıklarından habersizlerdi de, ondan bu kadar eğleniyorlardı keratalar!



Eve doğru giderken “yok, yok bu böyle olmaz. Diğer çocuklarımın da böyle bir günü tekrar başıma getirmemesi için, onları ikna etmenin bir yolunu mutlaka bulmalıydım! Artık nasıl olacağını bilmiyorum ama bulacaktım bir kurtuluş çaresi… Bir kez daha bu felaketi yaşamayı kaldıramazdım! Çocuklar eğlenecek diye ben böyle ruhi dengemi kaybedemem!” 



 Akşam uzun bir nasihat faslından sonra “Üzgünüm çocuklar, artık doğum günü için benden izin filan alamazsınız! Şimdiye kadarki yıllarımız nasıl geçmişse, bundan sonrası da böyle geçecek. Hem doğum günü kutlamak önemli değil, güzel bir hayatı nasıl yaşayacağımız önemli! Doğum günü kutlamadan da yaşanabildiğini, şimdiye kadarki düzenimiz ispatlamıyor mu? Canınız pasta isterse her zaman yaparım size, ama bu doğum günü pastası olmasıııın!” dedim ve bitirdim!



Şimdilik sesleri çıkmıyor çocukların. Seneye ne olur Allah bilir! Ama beni doğum günü kutlamama kararımdan vazgeçiremeyecekler! İşte buraya yazıyorum!

 
Şeyda Hekimoğlu
Bu yazı 130 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum:



Yorumlar
Şeyda Hekimoğlu Yazdı:
s.a sorunuza kısaca bir cevap verecek olursam,doğum günü kutlamaları esas itibariyle hristiyan kültürü kökenlidir. Hz. İsanın doğumuna dayandırılan kutlamalar zaman içerisinde yeni yeni kutlamaları ortaya çıkarmıştır. bugün sevdikleri kişilerin sevildiğinin ispatı olarak hrıstiyanlardan alınan bir uygulama olmaktadır ve müslümanlar için hayatın içinde pek havada kalmaktadır. düşünün ki Son kutlu Peygamberinbile abartılı bir şekilde doğum günü kutlanmamaktadır. İslamda böyle bir uygulama tarih boyunca yapılmamıştır. son dönem kültür emperyalizminin sonucu olarak insanlarımız içinde yayılmakta ancak dini bütün müslümanlar bunu tasvip etmemektedirler.ve son bir şey daha önemli olan doğum günü kutlamak değildir, bahşedilen hayatı Rabbin rızasına uygun yaşanmasıdır. umarım bu kısa cevap yeterli olmuştur saygıdeğer okuyucumuz.
 
Yorumlar
ismail ağır Yazdı:
allah razı olsun be abla
ellerine ağzına sağlık
tebrik ederim sizi de

bir şeyi çok merak ettim
yazarsınız dedim ama yazmamışsınız
nereden çıkmış bu doğum günü kutlamaları
inanın bana çok lazım
başıma böyle bir şey geldiğinden değil
bu melanetin nereden çıktığını bilmek istiyorum

iagir91@hotmail.com postama en azından yazarsanız çok memnun olurum

tekrar allah razı olsun
selametle
 
Yorumlar
vanlı Yazdı:
doğum günü zırvalıları hayatımızı ne çok doldurmuş! halbuki hayatın içini doldurmak doğduğun günü kutlamaktan önemlidir.size katılıyorum gereksiz bir ayrıntı.