| DÜNYANIN GÖZÜNÜ DİKTİĞİ CENNET |
Bütün insanlığın ilk evinin bulunduğu topraklar Ortadoğu… Güneşin topraklarında doğduğu, ama karanlıkların boğduğu Ortadoğu. Hain planlardan kurtulamayan, yangınların sönmediği, acıların acı büyüttüğü şehirler; Irak, Afganistan, Lübnan, Filistin… Hepsi ümmetin birer parçası ve birbirinin iman kardeşi. Ve hepsi dünyanın gözünü diktiği, üzerinden hesaplar yapıldığı İslam coğrafyası ülkeleri. Felluce, Bağdat, Kudüs kimlerin elinde? İşbirlikçiler, Afganların ülkesini Afganlara, Iraklıların ülkesini Iraklılara bırakmamak için ellerinden gelen zulmü yapıyorlar. Tutukladıkları insanları sonradan sanki çatışmadayken öldürülmüş gibi göstererek yargısız infaz yapıyorlar. “Esir almayın, öldürün” emriyle hareket eden zalimlerin onları yaşarken bile görmeye tahammülleri yok sanki .
Eeee kapitalistçe yaşayan işbirlikçi bu zalimler, Ortadoğu topraklarını, lükse dayalı tüketim alışkanlıklarını sürdürebilecekleri bir kaynak olarak görüyorlar. Bu da kısa zamanlı yapılan sömürülerle değil, çok uzun sürecek olan savaş planları ve yeni sömürü alanları ile olacak. Anlayacağımız Kapitalist işbirlikçiler ayakta kalabilmek ve sefahatlarını sürdürebilmek için Ortadoğu’da sömürü ve zulümlerine devam etmek zorundalar.
Büyük hesapların yapılıp, büyük oyunların oynandığı bu diyarların ortak ve vazgeçilmez özelliği halklarının Müslüman olmaları. İşin en acı yanı akıtılan kanların Müslüman kanı olması. Cesetlerinin tevhid bayrağına sarılıyor olması, onları ayakta tutan ve direnişlerine direnç katan bir umut.
İşbirlikçilerin, postal izlerinin hiç silinmediği bu diyarlarda, silahları dua olan bu insanlar direnişi doruğunda yaşıyorlar. Bunun en belirgin örneği bir taşın bir tanka denk olduğu Filistin’de yaşanıyor. Bu toprakların en sadık evladı…
Siyonist güçler ve taraftarları en ufak bir bahane ile bu topraklar üzerinde yaşayan insanlara saldırma hakkına sahip görüyorlar kendilerini. Düşünebiliyor musunuz? Ortadoğu dışındaki diğer dünya ülkelerinde bu kadar baskı, zulüm yaşanmıyor. Bu kadar bebek, yaşlı, kadın, genç öldürülmüyor. Ve bu kadar dünya insanı, suskun, ses çıkarmıyor.
Peki ya bizim duruşumuz? NATO’ya üye ülkeler arasında halkı Müslüman olan tek ülke Türkiye iken ve bizler Avrupa Birliğinin kapısını da ısrarla çalarken, kimdeniz? Hangi saftayız? Gibi sorular sormaya cesaret bulamıyoruz. Çünkü ne doğuya ne batıya yaranamadığımızı bizler de biliyoruz. İhanetle suçlanan Mısır’dan farklıyız. Ama bir ortak yanımız; onların yaşayıp geçirdiği süreci biz de yaşıyoruz. Türkiye’de hükümet sadece, resmi veya gayri -resmi alanlarda İsrail ve diğer emperyalist güçlere yönelik eleştirileri ve kınama mesajlarını sözlü olarak gerçekleştirip, pratikte fazla bir şey yapamazken, Mısır gibi tam işbirlikçi yönetimler, zalimlere tam bir teslimiyet göstermektedirler.
Bazı güçler bizleri başörtüsü sorunu ile oyalarken, “kendi derdimize yanalım, avunalım” masalı ile Ortadoğu’da yaşanan sorunlardan ne kadar koptuğumuzun farkında bile değiliz. Biz toplum olarak kitlesel sevinçleri (maçlar, yarışmalar…) doruğunda yaşarken, kitlesel ölümlerin yaşandığı, isimsiz mezarların kazıldığı Ortadoğu’ya ne kadar yakınız ki? Kapitalizmin havasını soluyan bizim gibi toplumlar, hızlı yaşayıp az düşünürken, Ortadoğu’nun Müslüman halkları ne için öldürüleceklerini bilerek ve düşünerek yaşıyorlar. Günü kurtarma derdinde olan bizlere aslında ne konuşmak ve yorum yapmak, ne de yazmak düşer ya! Neyse…
Kendi durumumuzu ve netleşemeyen kimliğimizi düşünürken aklıma Akabe Biatı geliyor. Hani boykotun arttıkça arttığı o günlerde, Hz. Muhammed destek bulduğu eşini ve amcasını kaybetmişti. Hüznün yaşandığı o yıllarda, Hz. Muhammed uzaklardan gelen kardeşlerinin sadakatini görmüştü. Onlar peygambere biat etmeye, gönülden bağlanacaklarına, onu ve diğer Müslümanları canları pahasına koruyacaklarına söz vermişlerdi. “Size çekilen kılıç bize çekilmiştir. Size açılan savaş bizim savaşımızdır” diye Muhammed ve taraftarlarının yanında sonuna kadar kalacaklarına söz vermişlerdi. Biat için gelenler, bölgedeki bütün müşrik Araplarını karşılarına alacaklarını bile bile gelmişlerdi. Düşünüyorum da Ortadoğu’nun şu anki durumunun bir sebebi de bozulan biatlar olmasın? Ne dersiniz? Ve Ortadoğu bu şekilde yanmaya devam etmez mi? Bizler, Akabe’de sadakatle Resul’e ellerini uzatan Ensar’ın yüreğindeki sadakati anlamadıkça, ve ellerimizi mustazaf-mazlumlara uzatmadıkça.
Ve şu ayet; Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize katından bir yardımcı yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa/75) İşte bu ayeti hatırladığımızda az da olsa kendimizi suçlayalım. Onların yanında savaşamıyorsak bile, bari zulmeden zalimlere ve işbirlikçilerine destekçi olmayalım. Her türlü maddi, manevi ve siyasi desteğimiz zalimlerden uzak olsun. Dualarımız o müstaz’aflardan taraf olsun: “Ey Rabbim! Ey Kabe’nin, Kudüs’ün Rabbi! Bize kuvvet ver, inanç ver. Ayaklarımızı kaydırma. İşgale ve zulme maruz kalmış kardeşlerimizin üzerine sabır yağdır.”
|
| Nurcan Haydaranlı |
| Bu yazı 174 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi