Navigation


Tarih: 21 Nisan 2014 Pazartesi



DÜŞÜNDÜRÜCÜ AMA ANLAYANA; GÖBEK BAĞI
DÜŞÜNDÜRÜCÜ AMA ANLAYANA; GÖBEK BAĞI
 
Bebekler doğarken, göbeklerinin kesilmesi beni çok etkiler. Nedenini sorarsanız şöyle ki; Bebek anne karnında iken bir ismi yoktur. Kendisine ait bir şey yoktur. Ne yemesi, ne giyimi, ne zineti, ne bir kimliği.

Her şey annesinin üzerinden gelir. Annesi ne yerse, onu kabullenmek zorunda. Anne gerginse kendisi de gerilir. Anne sevinçli ise kendisi de rahattır. Annenin bir hastalığı varsa, kendisi de etkilenir. Vel hâsıl her hali annenin haline bağlıdır. Kısaca bir başkasına bağımlıdır.

Ta ki doğuncaya kadar. Doğarken, artık kendisini bir başkasına bağlayan bağ kesilir.

Bu ne demektir?

Bu, artık sen bir bireysin demektir.

Senin bir ismin olmalı. Kendi nefesini kendin alabilirsin. Evet, bir süreye kadar destek alacaksın. Ama yinede tercihlerini kendin yapacaksın. İstediğini yiyeceksin, istemediğini yemeyeceksin? Kalbinden geçenleri kimse bilmeyecek. Kendine özgü olacaksın. Düşüncelerinin gelişimi kendine ait olacak. Bir kimliğin olacak. Hukuken hakların olacak. Yani sen teksin. Sen tek başınasın.

Ama anlaşılan o ki Allah, o bağı kopardığı halde hâlâ kendini bağımlı görenler var. Allah özgürleştirdiği halde kendini köleleştirenler var.

Örneğin; Allahu Tealâ senin iradeni yalnızca sana ait kıldığı halde, iradenin ipini başkalarının eline vermen, ne demektir.

Dikkat edersen, sen açıklamadığın sürece hiç kimse senin ne düşündüğünü, ne de ne hissettiğini bilmez. Yalnızca senin yaratıcın Rabb’in bilir. O’nun dışında hiç kimse bilemez. O halde iradeni neden Allah’ın değil de, senin gibi olan varlıkların eline bırakıyorsun? Sen onlarla aynı çizgide eşit durumdayken, neden sana hükmetmesine izin veriyorsun.

Bazıları da bunun tam tersini yapıyor. Kendi iradesini teslim etmiyor, ama başkalarının iradesine hükmediyor. Yine aynı hata.

Bazıları da göbek bağı bağlı olmadığı halde anne-babasının, eşinin, kardeşinin, hocasının veya soyunun inancı ile veya kimliği ile kendini sıfatlandırmaktadır. Hâlbuki sen çoktan beridir onlardan ayrı bir bireysin.

Günahlar, sevaplar herkesin kendisine aittir. Her insan kendi kazandıklarından veya kaybettiklerinden kendisi sorumludur. Allahu Tealâ sana tercih hakkı verirken, sen yanlış kullanıyorsan, bu kendinin yanlışlığıdır. Bundan hiç kimseyi sorumlu tutamazsın.

Bazı insanlar da sorumsuzluğuna, geçerli olmayacak mazeretler sunabilirler. Örneğin; şeytanı suçlayanlar, nefsine yüklenenler, anne-babasına sorumluluğu atanlar, eşine atfedenler vs.

Yine aynı hata. Hâlbuki sen tek başına bir bireysin. Kendi kimliğinin sorumluluğunu başkalarına atamazsın. Sen doğarken bağın kesilmişti.

Senin iraden ve kalbin yalnız kendine ait... Senin düşündüklerin ve duyguların bir kasa misali sende saklı. Kasaya sahip çıkamıyorsan kimi suçlayabilirsin?

Ve bir gün gelecek o kasayı (emaneti) gerçek sahibine vereceksin. Yani Rabb’ine. “Bakalım emaneti nasıl korudun?” diye.

Yüzü gülenlerden olmak istiyorsak lütfen artık kendi sorumluluğumuzu elimize alalım. Özgürlük yolu olan, hidayet yoluna girelim. Güzel ve hayırlı olan kimliğimize bürünelim. Ve bunun için mücadelemize başlayalım. Her şeyin sahibi yüce Allah, bakın en güzel ve hayırlı kimliği nasıl açıklıyor:

“Ben müslümanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet Suresi/33)

 
Zeynep Işık
Bu yazı 873 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: