| EBU CEHİL’İN DUASI |
“Allah’ım! Bizimle akrabalık ilişkisini keseni, bize bilmediğimiz şeyleri getireni ve adamlarını helak et. Bu gün burada haklı olanı galip kıl haksız olanı perişan et.” (Ebu Cehil) Savaş başlamadan önce iki ordunun komutanı da dua ediyordu. Yukarıda zikredilen dua Ebu Cehil’e aitti. Birde Resulullah’ın duası vardı sanırım ona geçen sayımızda değinmiştik. Her iki tarafın komutanı da ordusuna cesaret konuşması yapıyordu. Resulullah ordusunun arasında dolaşıyor dualar ediyor ve şu ayeti okuyordu. “Ey iman edenler! Herhangi bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok anın ki başarıya erişesiniz. Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz düşer. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. Çalım satmak, insanlara gösteriş yapmak ve insanları yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (kâfirler) gibi olmayın. Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.” (Enfal-8/45-47) Resulullah’ın Müslümanlara hitaben konuşma yaptığı, dualar edip, ayetler okuduğu bu anlarda, Ebu Cehil de kendi askerlerine hitap ediyor, onları cesaretlendirmeye çalışıyordu ve dualar ediyordu. Savaşı kızıştırmak için Mekke’nin eşrafından Utbe, kardeşi Şeybe ve oğlu Velit ile birlikte öne çıkarak Müslümanlardan kendilerine rakip istedi. Utbe’nin Müslümanların safında yer alan oğlu Huzeyfe dayanamayarak öne atıldı. Müşrik babasının hesabını bizzat kendisi görmek istiyordu. Ancak Resulullah onu durdurdu. Onun yerine ensarın gençlerinden üç kişiyi çıkardı. Utbe kendilerine doğru gelen rakiplerin Medineliler olduğunu anlayınca itiraz etti. Medinelilerle bir problemlerinin olmadığını söyleyip, Mekkeli rakip istedi. Resulullah “kalk ya Ubeyde! Kalk ya Hamza! Kalk ya Ali!”diyerek üç muhaciri savaş alanına çıkardı. Utbe karşılarına çıkan yeni rakipleri beğendi ve birebir çatışma başladı. Hamza ve Ali rakipleri olan Şeybe ve Velid’i kısa sürede öldürdüler. Ubeyde, Utbe’nin hakkından gelemedi. Üstelik yaralandı. Ali ve Hamza yaralanmış ve rakibinin hakkından gelememiş olan Ubeyde’ye yardıma gidip Utbe’yi öldürdüler. Müşriklerden üç kişinin, üstelik eşraftan üç kişinin öldürülmesi Müslüman saflarında sevince neden olurken, müşrik saflarında üzüntü ve kederi arttırdı. İki ordu birbirine saldırmaya hazır haldeydi. Bir ara (Hz) Ebu Bekir’in müşriklerin safında Bedir’e gelmiş olan oğlu Abdurrahman öne çıktı ve kendisine rakip istedi. Abdurrahman kuvvetli ve maharetli bir savaşçıydı. Müslümanlardan rakip isterken şımarıkça tavırlar sergiliyordu. Ebu Bekir oğlunun şımarık tavrına öfkelendi. Hiç tereddüt etmeden öne çıktı. Niyeti oğluna karşı savaşmak ve onu öldürmekti. Ancak Resulullah “sen bize lazımsın” diyerek Ebu Bekir’i durdurdu. Ebu Bekir oğlunun şımarık tavrına çok kızmıştı. Öfke içindeydi. Bu nedenle “Ey pislik!” diye oğluna hakaret etmekten kendisini alamadı. Müslüman saflarında gerçekleşenleri izleyen Abdurrahman geri çekilip, müşrik arkadaşlarının yanına döndü. Savaş başlamak üzereydi. Resulullah Müslümanların önüne geçerek yerden avuçladığı kumu müşriklere doğru savururken “yüzleri kara olsun! Allah’ım onların kalplerini korku ile doldur. Ayaklarını gevşet, titret” diye dua etti. Sonra Müslümanlara dönüp “Hücuma geçin! Saldırın!” emrini verdi. Savaşın bu ilk anı, daha sonra vahyolunan bir ayette şöyle anlatılmıştır. “(Savaşta)onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için(yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir” (Enfal–8/17). Resulullah, düşmanın üzerine saldırı emrini verirken bir yandan da “Ey Allah’ın kulları! Allah’ın cennetine koşun!” Diyordu. Umeyr b. Humam el- ensari düşman üzerine atılmak üzereyken Resulullah’ın bu sözünü duyunca durdu ve “ ey Allah’ın Resulü! Cennet mi?!” diye sordu. Resulullah “Evet” dedi. Umeyr sevinçle “Çok güzel! Çok güzel! Vallahi hep ona sahip olmak istemiştim” diye bağırdı. Bunu söylerken de elindeki azık torbasından hurma çıkartıp yiyordu. Bir ara elindeki hurmaları bırakıp “bu hurmaları yemeyi beklemek bile çok geç olur” deyip onları bırakıtı. Elindeki kılıcı ile müşrik saflarına daldı. Şehit oluncaya kadar da savaştı. Resulullah ön saflardaydı. Hep aynı ayeti okuduğu duyuluyordu. “o topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklar” (Kamer–54/45). Hz. Ali anlatıyor “Resulullah’ın ne yaptığını görmek için bir ara onun yanına gittim. Kendisine yaptığımız gölgelikte secdeye kapanmış dua ediyordu. O düşmanla dibdibe çarpışıyordu bir ara kendisini göremedim. İşte o zaman ne yaptığını merak edip onu aradım, gölgelikteydi dua ediyordu. Sonra geri döndüm. Resulullah duasını yapıp yanımıza geldiğinde yüzü daha bir sevinçliydi. Müslümanları bir kez daha zaferle müjdeledi. Allah’ın kendilerine yardım edeceğini ve meleklerin yardım için hazır beklediklerinin müjdesini verdi.” Bu durum daha sonra vahyolunan bir ayette şöyle anlatıldı: “Hatırlayın ki, siz rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, “peş peşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim” diyerek duanızı kabul buyurdu. Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım sadece Allah tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir” (Enfal–8/9–10). Müslümanların saflarında bunlar olurken, müşriklerin saflarında ise Ebu Cehil kendi ordusunu cesaretlendirmekle meşguldü. Avazı çıktığı kadar bağırıyor; “yemin ederim ki, Muhammed ve adamlarını yakalayıp iplere bağlamadıkça buradan ayrılmayacağım. Sizden her biriniz onların birini öldürsün. Fakat onları öldürmeyip yakalamayı düşünüyorsanız, dinlerinden ayrılmanın, atalarının yolundan ayrılmanın ne demek olduğunu, Lat ve Uzza’ya sırt çevirmenin ne demek olduğunu onlara öğreteceğiz” diyordu. Müslümanların inanışıyla müşriklerin inanışının arasındaki farka bakın. Birinci gurup (Müslümanlar) “rabbim Allah” dedikleri için işkencelere maruz kalmış yurtlarından çıkarılmışlar ama yine de savaş meydanında içlerinde, karşı gruba yönelik kin oluşturmamışlardı. Savaşmalarının tek nedeni dinlerini yaşarken kimsenin önlerine engel olmamalarıydı Allah’ın dinini hâkim kılmak istiyorlardı. Savaşa kalkarken de kesinlikle “müşrikleri esir alalım, onlara eziyet edelim, bize yaptıkları işkence ve eziyetin hesabını soralım” diye bir düşünceleri yoktu. Böyle bir şeyin oluşmasına da ne Allah Resulü, ne de sahabeler izin vermezlerdi. Nitekim Hz. Ömer’le ilgili bir rivayette “savaş meydanında öldürmek üzere yakaladığı bir müşrikin yüzüne tükürmesiyle onu öldürmekten vazgeçtiğini. Müşrikin ise onu öldürmekten neden vazgeçtiğini sorunca; “Ben seni Allah için öldürecektim ama sen benim şahsıma hakaret ettin. içime öfke girdi seni kendi kin ve öfkemden öldürmek istemediğim için bıraktım” deyişini okumaktayız. Müslümanlar bu denli hassas ve titiz davranırken öte yanda müşrikler, kin ve nefretle Müslümanları esir alıp işkence etmenin hayalini kuruyorlar. Daha önce yapmış oldukları işkence hınçlarını almalarına yetmemiş belli ki. Kendine güvenmeyen toplumların yaptığı şeydir eziyet ve işkence etmek. İsrail’de de aynı şeyleri görmüyor muyuz? Amacınız toprak gasbetmekse neden şerefli Filistin halkına eziyet ediyorsunuz? savaş kurallarına uyarak savaşmıyorsunuz da ambargoyla, işkenceyle tecavüzle Filistin’i yıkmaya çalışıyorsunuz be ey zalimler. Zayıf insanın metodudur bu. Bu metot hiçbir zaman etkili olmamıştır. İnsanlar korktukları zaman kendilerine dayatılan şeyi kabul etmezler, sadece sinerler ve içlerine kapanırlar. İnşallah bir dahaki sayımızda kaldığımız yerden devam ederiz. Emine GÜNEŞ Kaynak: Celalettin Vatandaş |
| Emine Güneş |
| Bu yazı 514 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi