| EL- VEHHAB |
El- Vehhab ism-i şerifi, bağışlayan, bahşeden, karşılıksız veren demektir. Dünyaya açılan pencerelerimiz gözlerimizdir. Gözlerinizi kazanmak için ne yaptın? Evlatların oluyor, o yavruların ebeveyni olmak için ne tür bir fedakârlık yaptın? Ya da aklın var, akıllı olmak içine yaptın? Güneşin her sabah üzerine doğması için ne yapıyorsun? Bu sorular karşısında sus pus oldunuz değil mi?
Bütün bunlar ve daha fazlası Allah’ın kendiliğinden bizlere bahşettiği lütuflarıdır. Ne kadar hamd etsek yine de Rabbimize yeteri kadar şükretmiş olmayız. Bir de şu açılardan bakalım. Günah işliyoruz, yüce Allah onu silelim diye bize fırsat veriyor. Bu da Allah’ın Vehhab olduğunu göstermiyor mu? İstese hesabımızı hemen keserdi. Ama o bağışlıyor! Mühlet veriyor belki aklını başına devşirirsin diye… Doğru düşünce yollarına girersin diye seni ikna edecek ilahi haberleri, mesajları ulaştırıyor. Doğru bilgi olan Kur’an her zaman elinizde olabilir. Fakat ona iman etmek, yani kalbin ikna olması Allah’ın elindedir. Çünkü kalplere hükmeden O’dur. El- Vehhab olduğu için kalbin ikna oluşunu bahşediyor! Böyle müminler iman etmenin lezzetine varıyorlar. “(Onlar derler ki); Rabbimiz bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme! Bize katından bir rahmet ver, şüphesiz sen çok bağış yapansın!” Al-i İmran suresi–8 Hayatta bazen beklemediğiniz bir rızk, emek harcamadığınız bir başarı, okumadığı bir ilim, ummadığı bir beceri, karar vermediği bir olay gerçekleşebilir. Allah isterse kâinattaki yasaları bile değiştirebilir. Sebepler yasalar biz yaratılmışlar için söz konusudur. Aziz olan Allah(c.c) için sebep gerekmez. Çünkü o yasaların da sebeplerin de melikidir. O halde Allah ne isterse, dilediği gibi, dilediği mahlûka bahşeder. Hani şu sözü söyleriz hep; “bu Allah vergisidir!” Yüce Allah her sıfatının yanında Vehhab’dır. Âlim oluşunda Vehhab’dır, bizlere ilim bahşeder. Bu ilimle anlamayı, kavramayı, irademizi kullanmayı, ilimle amel etmeyi veya yeniden hatırlamayı bahşeden Allah’tır! Yüce Allah nimetlerini bu dünyada veriyor, istiyor ki ahiret hayatında da ebedi nimetler versin. Çünkü O mülkünde de Vehhab’dır. “Rabbim beni affet. Bana benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir mülk ver. Çünkü Sensin o çok lütfeden Sen!” Sad suresi- 35 Bunlar Yüce Allah’ın bir hediyesidir bizlere. Karşılık beklemeden bizi hediyelere boğan Allah’ımıza ne kadar hamd etsek azdır. İşte güzel dostluğun özelliği! Karşılıksız vermek, karşısındakinin hatırını ciddiye almak... Sevdiği için bir şeyler yapmak… o bizi seviyor ve tüm nimetleri bizlere bahşediyor. Bizler de Rabbimizi sevdiğimiz için O’nun sevdiği işleri amelleri yapmalıyız. Kendi isteğimizle Allah’ın hoşlanacağı, razı olacağı şeyleri yapmalıyız. Sadece farz ibadetlerle Allah’a yaklaşmakla kulluğu yeterince anlamadığımız ortaya çıkıyor. Kulluk yapmanın en alt sınırı bellidir. Ama üst sınırı belli değildir. Nereye kadar yükseleceğin yaptığın amellere göredir. Kulluğun temelinde de sevgi olmalıdır. Allah için kulluk çok yücedir. Sana o kadar çok şey bahşeden, hakkın olmadığı halde bedelini ya da şükrünü eda etmede aciz olduğun halde birçok lütuf sana ulaşıyorken, sen niye Rabbin için bir şeyler yapmayasın? O sana sevgisini sınırsız lütfederek gösterirken, sen niye O’na sevgini göstermiyorsun? “De ki; eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” Al-i İman suresi–31 |
| Esmaul Hüsna |
| Bu yazı 114 kez okundu. |

Tefekkür Dergisi