Navigation


Tarih: 10 Mart 2010 Çarşamba



EN USTUN İNSAN DAVRANIŞI (DUA)
EN USTUN İNSAN DAVRANIŞI (DUA)
 

Bütün kabahatlerimize, eksikliklerimize rağmen dua ettiğimizde, dualarımıza icabet eden Allah’ımıza hamd olsun, şükürler olsun. Doğru yolun şaşırmaz kılavuzu efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V) efendimize, bütün peygamberlerimize, pak ve temiz ailelerine, arkadaşlarına, gelmiş gelecek tüm müminlere salat ve selam olsun. (Amin)



Muhterem tefekkür dostları, biz insanların dertleri ve sorunları ta ölüm gelip çatana kadar asla bitmez. Bir sıkıntı bitti mi yerini başka bir sıkıntıya bırakır.



Bizler sürekli acziyet ve yardıma muhtaç haldeyiz. Bunun olmadığı an



yoktur. Havaya, suya, gıdaya, sevgiye, ilgiye, ilime v.b …Bunların hemen hepsi alışık olduğumuz ve bu yüzden de Allah’ın birer lutfu olduğunu unuttuğumuz nimetlerdir. Hepsinin kıymeti de ancak zor elde edildiği zaman ortaya çıkmaktadır. Bazen sıkıntılarla musibetlerle, hastalıklarla karşı karşıya kalırız. Bazen de Allah’u Teala’dan gerçekleşmesini istediğimiz özel isteklerimiz vardır. Kimimiz evlenmek isteriz, kimimiz iş isteriz, kimimiz dünya-ahiret sınavında, kimimiz üniversite sınavlarında başarılı olmak isteriz ve isteklerin sayısı, insanların sayısının kat kat üstündedir. İsteriz de isteriz!



Dualarımız iç dünyamızın dışa vurumudur. Neyin acısını neyin kaygısını yaşıyorsak onu dile getirip, acziyetimizi kabul edip, aciz olmadığına iman ettiğimiz kapıdan istediğimiz, duamızdır. Dua insanı kendine getiren etkenler arasında en başat role sahiptir.



“ Biz hangi ülkeye peygamber g?nderdiysek (mutlaka, ilkin oranın halkını gafletten uyarsın) Allah’a yönelip yalvarsınlar diye yoksulluğa hastalık ve musibetlere düçar ederiz.” Araf 94.



Ayeti şöyle de anlayabiliriz: kulun Allah’a yakınlaşması için bir vesiledir, musibetler. Rahmanın, rahmet sillesidir, kendine gelmesi için kulun. Kendilerine peygamber gönderilen her toplum kendilerine nur inen topluluklardır. Bu nur’dan sonra, Rabbimizin kullara bela, musibet ve sıkıntılar vermesi hem imanda netleşmeyi hem de Allah’a yönelip O’na yalvarıp yakaranların Rablerine yaklaşmalarına vesile kılınıyor. Rabbimize en yakın olduğumuz, onu kendimize en yakın hissettiğimiz zamanlar genellikle sıkıntının en yoğun olduğu zamanlar değil midir? O’nunla en içten konuştuğumuz, halimizi arz ettiğimiz zamanlar, en sıkıştığımız, en çaresiz kaldığımız zamanlar değil midir? Hepimizin hayatları buna defalarca şahit olmuştur. Hastane kapılarında, doğumhane kapılarında, imtihan salonlarında, kapılarında, evine ekmek götüremeyip, çocuklarının gözleri gözlerinin önüne geldiği zaman bir ebeveynin, ve …



İnsanın Rabbine acziyetini bildirerek, O’ndan istemesi hem Rabbi “ Kadir ” olarak anlamayı sağlar, hem de istediğinin hayırlarla gerçekleşmesini istemek; Rabbim ben bilmem sen bilirsin, sen El- Alim’sin demek olur.



Peki nasıl dua edeceğiz? Biraz da sınav sezonunun yaklaşmasıyla birlikte toplumumuzda bilir, bilmez bir çok dua çeşidinin ortaya çıktığını görüyoruz. Hayatın her kesitinde olduğu gibi Kur’an-ı Kerim’in bu konudaki mantığını anlamak, bizi asıl maksada ulaştıracaktır. Kur’an-ı Kerim duanın nasıl olması gerektiğini bize şöyle açıklar:



“Rabbinize alçakg?nüllüce ve yüreğinizin ta derinlerinden seslenin. Doğrusu O, çizgiyi aşanları sevmez.” Araf 55



Lütfen dikkat buyurur musunuz: “alçakg?nüllüce ve yüreğinizin ta derinlerinden seslenin!” adeta Rabbimiz: “ey kulum yüzünü bana çevir, bakışlarını kaçırma, dik dur, dimdik, kimseye eğilme, kimseden isteme, zira hiç kimse benim kadar veremez! Hiç kimse derdini benim kadar bilemez! Hiç kimse isteğini vermeğe kadir olamaz! Ey kulum bana gel, bana, yalnız bana!..” der gibidir.



Değerli Tefekkür dostları, Rabbimiz bize dert ve tasayı biz sıkıntıya girelim diye değil tersine kendine yaklaşalım diye veriyor. Deyim yerindeyse Rabbimiz “bizi” istiyor.



Muhammed Esed bu ayetin tefsirini şöyle vermiştir:



“Rabbinize için için yalvararak, başka nazarlardan uzak gizlice dua edin. Gerçekten O haddi aşanları hiç sevmez.”



Evet, “için için yalvararak, tüm bakışlardan uzak gizlice dua etmek” işte dua bu!.. Tüm benliğiyle istemek, riya-gösteriş yapmadan, lafı süslemekten ziyade içselleştirerek, öz duyguyla istemek, dua etmek !..



Dua b?yle olmalı ki, dua olabilmeli. “Peki nasıl dua edeceğiz?” sorusunun gizli, karmaşık değil, açık ve net cevabı bu. Ayetin son nüktesi bu konuda çok manidardır. “O, çizgiyi aşanları sevmez” çizgi belli olduktan sonra Allah’ın çizgisinin yerine başka çizgi çizilir mi? Geniş anlayışlarınıza bırakıyorum.



Geçenlerde bir yakınım çocuğunun sınava gireceğini söyleyerek sınavda başarılı olabilmesi için nasıl bir tesbih çekebileceğini sordu. Ve bildiğim kadarıyla bir çok anne ve baba aynı kaygıyı çocuklarından çok çekiyor ve bir arayış içerisindeler.



O’na sadece canı gönülden, sürekli dua etmesinin ve sonucunun da hayırlı olmasını istemesinin yeterli olacağını söyledim.



Kişinin bire bir Rabbisiyle diyaloga geçmesi, kendisindeki hataların, kusurların da ortadan kalkmasına, kendisini temizlemesine vesile olacaktır. Namazsız biri duaya durduğunda ilk olarak aklına namaz gelir, utanıp, sıkılarak bunu pazarlık konusu yapmadan “Rabbim biliyorum ki benimde hatalarım var, bu hatalarımı düzeltmem için de bana yardım et” diyebilir ki, ayetten bu sonuç çıkarılıyor, “Rablerine yönelsinler diye…”



Bir tanıdığım da bir keresinde duasının kabul olmayışını şu korkunç sözlerle dile getirmişti “ o kadar da tesbih çekmiştim ” ne yani ne söylediğinin bile farkında olmadan kendine söylenen bilmem kaç tane tesbih onun duası mı?



Sayıyı tamamlayayım derken bir çok kez uyuklayan, arada başkalarına laf yetiştiren, sokuşturanlarda yok değil hani.!..



Cok dikkatli olmak zorundayız! Rabbimizin çizdiği çizgiyi takip etmeli ve haddi aşmamalıyız.



Cenabı Allah buyurmuştur ki: “ kim bana dua etmezse gadap ederim. Zira bu hal ya gafletten ya kibirden ileri gelir.” İbni Mac’e



Yine dua konusundan bakara 186 da Rabbimiz kendisinin bize nasıl yakın olduğunu şu şekilde buyurmuştur:



“ Kullarım Beni senden soracak olurlarsa bilsinler ki ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim öyleyse onlar da davetime icabet ve bana hakkıyla inanıp tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selamete ersinler.”



Allah bize şah damarımızdan daha yakın, üstelik dua edenin duasına da icabet edeceğini vaad ediyor. Bize düşen bundan böyle Rabbimizin (her türlü) davetine icabet etmektir. O’nu hakkıyla tasdik etmektir. Ancak, bu şekilde doğru yolda yürüyerek selamete kavuşabiliriz.



Bir hadisi şerifte Resulullah şöyle buyurmuştur: “Allah katında dua dan daha üstün bir insan davranışı yoktur.”



Bu üstünlükten nasiplerimizi alalım.Gelin bir kez daha Rabbimize el açıp dua edelim. Ama şekilcilikten uzak, bizi Rabbimize taşıyacak dualar edelim. Rabbimizin isteğine uygun, için için yalvararak, tenhalarda, tüm gözlerden uzakta, Rabbimizi yanı başımızda hissederek, duanın varoluş maksadını gerçekleştirelim! Rabbimize yönelip yakınlaşalım. Allah’a emanet olun. SADAKALLAHULAZİM

 
Ayse Üzümcü
Bu yazı 186 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: