Navigation


Tarih: 19 Mayıs 2012 Cumartesi



ESİRLER VE ALINAN KARARLAR
ESİRLER VE ALINAN KARARLAR
 
Kutlu iz



Bedir savaşı artık bitmişti, Müslümanların zaferiyle sonuçlanarak. Geride cesetler kalmıştı ama ne yapılacaktı bu cesetlere? Resulullah şehitlerin defin işini bitirdikten sonra müşrik ordusunun ölülerini gömme işleminin yapılmasını istedi. Bazılarını kör kuyuların içine gömdüler. Hayatta kalanları ise esir aldılar. Esirler hakkında ne yapacaklarını kararlaştırmak için küçük bir şûra oluşturdular. Birbirleriyle istişarede bulundular ve şûradakiler görüşlerini söylediler. Ebu Bekir söz aldı ve ‘esirleri fidye karşılığında serbest bırakalım’ dedi. Ömer bu görüşü beğenmedi bütün esirlerin öldürülmesinin uygun olacağını, çünkü onların hepsinin Müslümanları öldürmek için geldiklerini söyledi. Ona göre esir olan müşriklerin Müslüman olan akrabaları vardı. Her Müslüman kendi müşrik olan akrabasını öldürmesinin uygun olacağını savundu. Bu düşüncesini ise isim vererek örneklendirdi. “Akil’i Ali, Abbas’ı Hamza... öldürmeli” Abdullah b. Revaha müşriklere karşı daha büyük bir kine sahipti. İntikam istiyordu. Hepsinin yanan odunlarla dolu bir çukura atılmasını teklif etti. Müşriklere dünyadayken cehennem azabını tattırmaktan yanaydı. Görüşlerin hepsini dinleyen Resulullah görüş bildirenlerin çoğunun esirlerin öldürülmesini istemesine rağmen o Ebu Bekir’in görüşünü daha uygun buldu. Esirlerin fidye karşılığında serbest bırakılmasına karar verdi. Bunun gerekçesini de “Sizler yoksul kimselersiniz. Esirlerden kurtulma fidyesi alınması iyi olur” diyerek açıkladı. Bu arada Taif dönüşü büyük yardımını gördüğü Mutim b. Adiyy’i anmadan edemedi; ‘eğer Mütim b. Adiyy sağ olup, bu esirleri salıvermemi isteseydi, onun hatırına hepsini serbest bırakırdım’ dedi.

Resulullah, esirlerin başlarındaki nöbetçilere emanetlerine iyi davranmalarını, hiç birine eziyet etmemelerini bildirdi. Bundan sadece Nadir b. Haris ve Ukbe b. Ebi Muayt’ı istisna etti. İkisinin de öldürülmesini emretti. Nadir b.Haris risaletin Mekke yıllarında İslam’a ve Müslümanlara en acımasız düşmanlıkta bulunan kişiydi. Ebu Muayt ise Mekke de Resulullah’ı boğmağa kalkışmış, hicret edildiği zaman da Müslümanların aleyhine şiirler söylemiş, Resulullah,’ı mutlaka öldüreceğini söylemişti. Resulullah’ın isteği anında yerine getirildi. Böylelikle müşrik zorbalardan iki kişi daha cehenneme gönderildi.

Müslümanlar Resulullah’ın emri gereği, esirlere oldukça iyi davrandılar. Hatta Medine’ye dönerken kendisine emanet edilen esirle hayvanına nöbetleşe binenler de vardı. Her biri esirlere yediğinden yedirdi. Esirler arasında bulunan Mu’sab b. Ümeyr’in kardeşi Ebu Aziz o zaman şahit olduklarını şöyle anlatmıştır: “Esirler Bedir’den Medine’ye götürüldükleri zaman, ben Ensar’dan bir ailenin payına düşmüştüm. Resulullah biz esirler hakkında tavsiyelerde bulunduğu için sabah akşam yemeklerinden bana da verirlerdi. Onlardan birinin eline bir ekmek geçse onu bana verir, ben de utandığımdan almaz geri iade ederdim. Fakat o ekmeğe dokunmadan bana tekrar verir ve yememi isterdi.”

Hz. Ömer, esirlere ne yapılması gerektiğiyle ilgili istişare toplantısının ertesi günü, sabah vakti, Resulullah’ın yanına geldiğinde, Resulullah ile Ebu Bekir’in oldukça üzgün olduklarını gördü. Merakla üzüntülerinin sebebini sordu. Resulullah “Esirleri kurtuluş fidyesi ile bağışlamamız nedeniyle neredeyse helak olacaktık. Fakat bu durumda sen kurtulacaktın ey Ömer!” dedi. Sonra yeni vahy olmuş bir grup ayeti okudu: “Yeryüzünde küfrün belini kırıp, tam hâkimiyet sağlamadıkça hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz bu dünyanın geçici kazançlarını istiyorsunuz. Ama Allah, sizin için ahiretteki cenneti elde etmenizi istiyor. Çünkü Allah en yüce iktidar sahibi olup, yaptığı her şeyi yerli yerince yapandır. Allah tarafından, önceden buyrulmuş böyle bir ilke olmasaydı,(fidye elde etmek için) aldığınız bütün bu esirler yüzünden, başınıza mutlaka büyük bir azap çökerdi. Artık savaşta elde ettiğiniz ganimetlerden, helal ve temiz olanları kullanın ve Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok acıyandır”(Enfal, 67–70). Bu ayetler önemli bir uyarıda bulunuyordu. Hak-batıl, ilim-zan, tevhid-şirk… ayrımının gerektirdiği çatışma ve savaşlarda müminlerin amacının ne olması gerektiğini ifade ediyordu. Hakka rağmen batılı tercih eden ve onun egemenliği için çalışıp, çabalayanları; zan üzerinde inşa edilen inanç ve hayat tarzlarını; tevhid hakikatine sırtını dönüp şirke meyleden anlayış ve uygulamaları yok etmek, bunların egemenliğine son vermek için çalışıp, çabalamak gerekirken; esir alıp fidye edinmek, ganimet elde edinmek gibi bazı küçük dünyalıkları gaye haline getirmenin yanlışlığına değiniliyor ve bunu yapanları, buna bilerek veya bilmeyerek meyledenler eleştiriliyordu. Resulullah da eleştirilenler arasındaydı. Ve o an için değilse bile, bu uyarıların ne kadar önemli olduğu Uhud’da yaşanarak anlaşıldı. Ayneyn tepesine yerleştirilen okçuların ganimet sevdası müminler için zaferle sonuçlanmak üzere olan bir savaşı kaybetmelerine ve 70 şehit vermelerine sebep oldu. Bu ayetler gereği müminler, gerçekleşen savaşlar nedeniyle ganimetler elde etme, esirler ele geçirip fidye alma sürecine girdikleri bir aşamada asıl gayelerinin ne olduğunu tekrar düşünmeliydiler. Düşünüp, yanlış uygulamalardan, eğilimlerden, tavırlardan uzak durmalıydılar. Böylelikle bir kez daha anlaşılmış oldu ki İslam davetinin kaynağı Kur-an’dı. Daveti rotası oturtan ve rotasında gitmesini sağlayan, rotadan çıkmaya veya sapmaya yönelik en ufak girişime, hala veya harekete müsaade etmeyen hep Kur-an’dı. Resulullah ve O’nun çevresinde oluşan topluluk insanlık için model niteliğini Kur-an sayesinde işte böyle kazandı.

Resulullah, savaşın sonlarında Abdullah b. Revaha ve Zeyd b. Harise’nin hazırlanarak Medine’ye müjdeci olarak gitmelerini istedi. İki müjdeci Medine’ye gittikleri zaman Resulullah’ın kızı Rukayye vefat etmiş, savaşa katılamamış erkekler ve kadınlar onu kabre koymak ile meşguldüler. Rukayye çoktandır hastaydı. Resulullah, Rukayye hasta olduğu için kocası Osman’a kervanı ele geçirmek için Medine’den çıkan birliğe katılamama izni vermiş, Osman’dan, karısının tedavisiyle ilgilenmesini istemişti. Rukayye’nin ölümü nedeniyle üzüntülü olan Medine’deki Müslümanlar, savaşın kazanıldığı haberini alınca sevindiler. Üzüntü ve sevinci bir arada yaşadılar. Mekke eşrafından birçok kimsenin öldürülmüş olması sevinçlerini bir kat daha arttırdı. Ancak münafıklar ve Yahudiler bu müjdeye inanmadılar. Müjdeci olarak gelenlerin akıllarını yitirdiklerini, aslında Müslümanların bozguna uğradıklarını, peygamberin ve seçkin ashabının katledildiğini söyleyerek Müslümanları üzmeye çalıştılar. Çünkü aksinin mümkün olmayacağına inanıyorlardı.

İslam ordusu Medine’de büyük bir coşkuyla karşılandı. O gün Medine’de adeta bir bayram yaşandı. Üzgün olanlar sadece sevinçli gibi görünmeye çalışan münafıklar ve Yahudilerdi. Bunun nasıl olduğunu, bu bir avuç müslümanın doğru dürüst savaş araç ve gereçlerine dahi sahip olmadan, kendilerinin üç katı büyüklükte ve üstelik hepsi de çok iyi teçhizatlı bir orduyu nasıl bozguna uğrattıklarını bir türlü anlayamadılar.

Medine’ye gelince esirler için ekonomik durumlarına göre değişen kurtuluş fidyeleri belirlendi. Fidyelerini akrabaları aracılığıyla ödeyen serbest bırakıldı. Müslümanlar Abbas b. Abdulmuttalib’in fidye miktarını azaltmayı düşündüler. Müslümanlar onun fidyesini azaltmakla Resulullah’ı memnun edeceklerini düşünüyorlardı. Ne de olsa Resulullah’ın amcasıydı ve risaletin Mekke yıllarında Resulullah’a yardımcı olmuştu. Ayrıca Bedir’e de istemediği halde zorla getirilmişti. Abbas tefecilikle uğraşan ve bu nedenle son derece zengin biriydi. Amcasının fidyesinin azaltıldığını duyan Resulullah itiraz etti. Böylesi bir muameleye karşı çıktı; “ O, zengindir. Fidyesini bir dirhem bile olsa indirmeyin.” dedi. Dediği gibi yapıldı. Bazı esirler ise fidye veremeyecek kadar yoksuldular. Yakınlarının da bir zenginliği yoktu. Bunlardan okur-yazar olanlara on Müslüman’a okuma yazma öğretmesinin kurtuluş fidyesi olarak kabul edileceği bildirildi. Zeyd b. Sabit bu şekilde okuma yazma öğrenenlerden oldu. Hem yoksul olup, hem de okuma yazma bilmeyenler ise fidyesiz serbest bırakıldılar.



kaynak: Celalettin Vatandaş

 
Emine Güneş
Bu yazı 207 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: