| ESKİ DOSTLAR! |
|
Çok uzun bir süre sonra, pek sevdiğiniz, özlediğiniz bir dosta kavuşmak ne güzeldir bilirsiniz! Geçmişte acı tatlı nice olayı beraber yaşamış gönül bağını sımsıkı tesis etmişsinizdir. Yerini başkalarının dolduramayacağı, paha biçilmez kazanımlara birlikte ulaşmışsınızdır. İçli dışlı olmuş, birbirinden ayrı gitmeyen bir hayat felsefesini yaşayarak öğrenmişsinizdir. Değerli ve bir o kadar narin birlikteliğinizin hayatın keşmekeşinde kesintiye uğrayan bir dönemi olmuştur. İçtiğiniz su ayrı gitmeyen dostunuz yâd ellerde kalmıştır. Yüreğin bir köşesi hep onun bıraktığı sızıyla sızlamakta, gönül sessizce gözyaşı dökmektedir. Kimi zaman koşturmacalar ve nasıl geçtiği belli olmayan bir döngü içinde bir yerlerde bir boşluğu derinden hissedersiniz. Zaman geçmiş kimi anılar tozlarla örtülmüştür. Bundan dolayı bu boşluğun sebebini pek çabuk bir şekilde çözümleyemezsiniz. Ama vardır işte! Yüreğinizin bir köşesi can dostunu özlemekte, hasretine dayanamamaktadır. Belki umut edersiniz bir gün görüşürüm, bir yerlerde karşılaşıveririm diye. Fakat ne hazindir ki beklenen bu mucize de uzun bir zaman geçtiği halde gerçekleşmez! İş başa düşmüş, hasretin nedenini teşhis etmişsinizdir. Artık harekete geçme zamanıdır der, acımasızca arayı açan yıllara rest çekersiniz. Göresiniz gelen, özlediğiniz dostu bulmak, sımsıkı sarılmak, eski günlerin güzelliğini yâd etmek artık önü alınamaz bir tutku gibi sizi sarmalamıştır. Nihayet izini tekrar bulmuş ve her geçen gün hasretin biteceğine dair umudunuz güçlenmiştir. İlk olarak cep telefonu gibi bir nimetin eşsiz yardımından yararlanırsınız. Sesini kilometreler ötesinden duymak bir hoş eder sizi. Yüreğinizde güller açmış, bahar gelmiş sanırsınız, ta kış kıyametin ortasında… Artık yüz yüze görüşmek için daha fazla dayanamazsınız. Bir an önce kendinizi yıllar ötesinden gelen esintinin kucağına bırakır, ne engel varsa dinlemeden geçersiniz. Mutlu kavuşma, pek dokunaklı oluyor sonra. Kendinizden bir parçaymış gibi sarılırsınız dostunuza… Gözyaşlarıyla nihayet kavuştuğunuza inanamadığınızı söyler bir yandan da inanılmaz mucize gerçekleştiği için mutluluktan nutkunuz tutulur… Yüreğiniz nihavent makamında ezgiler fısıldamaya başlar. İşte bana da böyle oldu geçenlerde. Umutlarımın neredeyse söndüğü bir demde… Hasret ve özlemin katmerlendiği bir zaman diliminde, can dostuma kavuşmanın coşkusu beni sardı sarmaladı. Yılların ardından dönüp gelen bir gurbet yolcusu gibi sarıldık birbirimize. Konuşmaya fazla gereksinim duymadan gözlerimizle konuştuk. Yürekten yüreğe birikmiş hasretimizi sevgimizin en masumane ve saf cevherini akıttık birbirimize. Yıllar sonra çocuklarımızın oluşturduğu fon eşliğinde onların şaşkın bakışları soru soran gözleri ama bir o kadar bizi olumlayan hayretleri içinde kavuşma faslını geçtik. Çocuklarımızın ilk yıllarına ait hatıralar bir bir döküldü orta yere. Anladık ki biz aslında hiç ayrılmamıştık. Sadece görünürde araya kilometreler girmişti. Ancak hiç unutmadan, hep bir gün tekrar bir araya gelip görüşeceğimizin umudunu içimizde taşıyarak yaşamıştık onca yılı… Çok şey alıp götürse de yıllar, götüremediği, bitiremediği bir cevheri var insanoğlunun. SEVGİ… Karşılıksız, saf ve sadece Âlemlerin Rabbinin rızası doğrultusunda olan, O’ndan kaynaklanan… Dayanağı ilahi makam olan sevgi… Zaten bundan dolayı değil midir ki, onca senenin ağırlığıyla yıkılmayan, unutulmayan hep bir şekilde yaşatılan… Bitmez tükenmez meşakkatler diyarı dünyanın o karmaşası, yüreklerde boy vermiş sevgiyi söküp atamıyor. Buna gücü yetmiyor. İnsana dayanma gücü veren de sevgidir, hep umut ettiren de… Sevginin yokluğunda nelerin olabildiğine dair son yüzyılın insanı şahittir. Tarihe kara harflerle, kan ağlatılarak yazdırılan iki dünya savaşı ve halen İslam coğrafyalarında sürdürülen amansız zulmetin sebebi, sevgisiz ve ilahi merhametten payı olmayanların kara yüreklerinin eseri değil miydi? Oysaki son Peygamberin sevgi dolu ümmeti hangi güzellikleri gözlemlemiş, ne harika bir muhabbeti yudumlamıştı! Kıskançlık krizlerine giren hanımına, ilk hanımına olan muhabbet ve vefanın göstergesi olarak evine gelen arkadaşı kocamış kadına gösterilen tazim ve muhabbet ağızları hayretten açık bırakmıyor mu? Biz de bu muhabbetten biraz da olsun sebeplendiğimizi naçizane idrak ediyorduk. Çocuklarımızın dahi, eski dostlar olarak annelerinin arkadaşlarını unutmamaları, onları arayıp sormaları, bulurlarsa şayet izzet-i ikram da geri kalmamaları benim gönlümün dilencidir. Çünkü bitimsiz bir sevgi kaynağının ab-ı hayatından tatmışsak bu vefasızlık yakışmaz bize… Sevgi, hayatın gam yükünü yüksünmeden taşımayı kabullendiren, yüreğin kaldıramayacağı kederleri hafifleten, hüzün mevsimlerinde dahi olsa umudun yeşermesini daim eyleyen cevher… Bizi sevgiden halkeden Rabbimiz sevginin yaşatılmasına dair bir sorumluluk da vermiş bizlere. Sevgi kök salmışsa varlığımızın en derinlerinde mutlaka semeresini de verecektir. Yılların araya girmesi bitirmiyor sevgiyi aksine daha bir kavileştiriyor sanki. Yüreğin ihtiyacı olan sevgiyi, cimrilik etmeden sunabilenler ise herhalde dünyanın en zengin yürekli insanlarıdır. Çünkü bitmeyen bir kaynağa, durmadan coşkuyla akan bir sonsuzluk nehrine sahipler. Eski dostların değeri hiçbir şeyle ölçülemez. Hayatlarında yılların beraberliğiyle devam eden uzun birliktelikleri olmayan insanlar kısır tabiatlı, verimsiz topraklar gibidirler. Sevgisizlik çukurlarında debelenip bunun da farkına varamayanlardır. Bencilliğin katransı elbisesini giyinip kendi kendine eziyet edenlerdir. Dost bağının bülbülleri olan insanlar ise ebedi dostluğun kaynağından nasiplenen bahtiyarlardır. Vefasızlık yakışmaz dost olanlara. Dostum var diyorsan vefayı yaşamının mihveri edinmeli ve dostun sevgisini sonsuzca yudumlamalısın… |
| Şükran Taşdelen |
| Bu yazı 273 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi