| EY ÜMMETİM |
(Peygamberimizden Günümüze bir Sitem) Esselâmu Aleyküm “Allah ve Resulünü seviyorum” diyen bir ümmetim vardı. Tozu dumana katılmış tarih sayfalarında aradım onu. Ümmetimi aradım, benden sonraki tarihin sayfalarında gördüm ve hüzünlendim. Sizi okudum bölünmüş, parçalanmış bir halde, birbirine girmiş sayfaların karışıklığında.
Uzanıp sarılmak istedim hepinize. Ulaşamadım, öyle uzaksınız, öyle uzaklaşmışsınız ki birbirinizden. Hablullah’a(Kur’an’a) sarılmayı unutmuş, fırkalaşmış, mezhebi ve kavmi ayrışmalarla parçalanmış bir halde, bir avuç kalmışsınız yeryüzü coğrafyasında. Hani bir zamanlar aynı göğe bakıp, birlikte sevinir, birlikte hüzünlenir, aynı şehirleri severdik. Şimdi haliniz öyle ki, birbirinizden uzak, birbirinizden habersizsiniz. Hatta bazı şehirleriniz birbirine düşman.
Oysa Allah’a ve Resulüne yönelmiş, Kitabullah’a sımsıkı sarılacağınıza söz vermiştiniz. Peki ya ne oldu ümmetim! Şimdi neden böyle soluksuz ve dirençsizsiniz.Gönül bahçeleriniz tarumar olmuş. Zihin ve yürekleriniz ifsada uğramış. Benden sonra böyle mi olacaktı yaşamlarınız? Hani ökçeleriniz üzere gerisin geri dönmeyecektiniz? Kurduğumuz “takva medeniyeti” nerede? Hani Ensar hani Muhacir ve sıklaşmış saflarımız? Milliyeti İslam olan bir Medine ve medeniyet inşa etmiştik. Öyle kolay kurmamıştık medeniyetimizi. Ama benden sonra her şeyin bozulmuş olması pek kolay olmuş.
Çok tozlanmış bu sayfalar çoook! Zulüm ve işgaller parçalamış, dağıtmış, bölmüş sizleri. İyiliğin gücü azalmış, kötüler devrim peşinde. Zorbaların arkası pek kalabalıklaşmış. Bu kitaplarda sizleri ararken bir başlıkla karşılaştım. “Sevgisizlik Asrı” demişler çağınıza. Oysa sevginin inkılabını yapmıştık beraber. Güzel sözlerin kabul görmediği, selamın eksildiği, güzel insanların azaldığı, tebessümün bile çok ve hor görüldüğü günler geçirmişsiniz. Oysa boynu bükülmüş bu hayat, bir çığlık bekliyor, sizinle bir yürüyüş gerek doğru istikametlere. Yoksa hayat sizin mi boynunuzu büktü? Neden böyle donuk bakıyorsunuz? İçinizdeki sevgi, ümit ve merhamet ışıklarına ne oldu?
Ha bu arada birkaç resimle karşılaştım bu kitaplarda. Evlerinizi minyatür cennetlere çevirmişsiniz âdeta. Eşyalarınızla sevinir, avunur olmuşsunuz. Evlerinizde kendi kendinize yeter olmuşsunuz. Komşu komşuya selam vermez olmuş.Tükettiğiniz paralarla sizler de tükenmişsiniz. Gözleriniz, gönülleriniz yoksullaşmış sanki. Yetimin, yoksulun görmez olmuşsunuz halini. Biz karnımıza taş bağlarken sizin bedenleriniz kendini taşıyamaz olmuş. Dünya yetmez olmuş ümmetime. Ümmetimden kimileri, mal biriktirme tutkusuyla sanki ölüm yokmuş gibi yaşar olmuş.
Ne kolay çözülmüşsünüz böyle? Çevirmek istemiyor ellerim toza toprağa bulanmış bu tarih sayfalarını. Oysa ben “İslamlı cümlelerin ağzında bolca dolaştığı bir ümmetim var” diye gelmiştim. Dışınızla bana öyle benzemişsiniz ki! Peki ya kalpleriniz, yürekleriniz? Çocuklarınızın adı Muhammed, Ömer, Ali, Ayşe, Fatma olmuş. Ama onlar aynı göğe bakmıyorlar, aynı şehri sevemiyorlar, yazık! Hani benim ahlakımla ahlaklanacaktınız? Kur’an olacaktı ahlakınız? Oysa bir avuç kalmış Kur’anı okuyup, anlayanınız. Hayatım elinde Olana yemin ederim ki elinizdeki hayat kitabıdır size kalkan olacak. Biz ki gece onunla arınarak, tefekkür ederek karşılardık gündüzü ve hayatı. Oysa evlerinizin baş köşesine koyduğunuz o kara kutular, adı her neyse, pek meşgul eder olmuş gündüz ve gecelerinizi. Uykusuz gecelerinizin sabahlarından “sabah namazlarını” hatırlamaz olmuşsunuz.
Bu arada beni inkar edenleri, hayattan dışlayanları görmüştüm de, ya beni aşırı yüceltmeleriniz ve abartmalarınız? Oysa ben de sizin gibi bir beşerdim. Beni Allah’ın koyduğu konumdan daha fazla yüceltmeniz hoşuma gitmezdi unuttunuz mu? Beni sevmek demek, benim sevdiklerimi sevip, sevmediklerimden uzak kalmaktı. Fakat yanınızda belli belirsiz birilerini görüyorum. Ebu Lehebler, Ebu Cehiller neden ön saflardalar? Hayatın ve ölümün kimin için olduğunu dünya metaı gailesiyle unutmuş, eriyip gitmekte ümmetim. Bilenlerin söylemediği, söyleyenlerin bilmez olduğu şu durumunuz beni epey üzdü. Oysa ben hepinize sarılıp, sizi kucaklamayı ümit etmiştim. “Kişi sevdiği ile beraberdir.” Unuttunuz mu? Ben de o yüzden geldim yanınıza, sizleri az da olsa görmeye. Oysa ümmetim dünyevileşmiş hayatın kollarında, beni unutur olmuş. Ama böyle kolay kolay yok olamazsınız.
Haydi ümmetim sil şu tozlu sayfaları, tarih seninle yeniden aklansın. Kaldır önündeki tüm engelleri. Kurtar ruhunu uyuşukluktan, tutsaklıktan, yeniden hür ol. Mü’min değil miydi sıkıntı veren şeyleri yollardan kaldıran, insanı Allah’a götüren yoldaki engelleri yok eden? Şimdi ne olmuş böyle Ümmetim? Her yanınızı engeller sarmış. Uğradığınız haksızlıklara, zulümlere, fesat tohumu ekenlere, yalancı ve münafıklara inat, kaldırın ellerinizi göklere, gösterin aydınlık ayetlerimizi.
Siz Bilal’in, Ömer’in, Hamza’nın, Ali’nin çocuklarısınız. Siz benim ümmetimsiniz. Vuruldukça “La ilâhe illâllah” diyen, ölümün kollarında cennete giden İslam’ın çocuklarısınız. Yeniden kurun medeniyetinizi, kendi Asr-ı Saadetinizi. Ve ben hep yanınızda olayım. Önderiniz yine ben olayım.
|
| Nurcan Haydaranlı |
| Bu yazı 583 kez okundu. |
| Yorumlar |
| hayrettin bey Yazdı: güzel olmuş ama peygamber efendimizin ağzından konuşmak doğru değil |
Tefekkür Dergisi