
Ne zaman kırmızı bir gül görsem, Resulullah gelir aklıma. Burcu, burcu kokan
kokusuyla, lahuti âlemlere götürür beni. Ne zaman bir çöl resmi görsem,
Hüseyin gelir aklıma. Çölün kısır toprağına can katan... Çölde açan kızıl
bir lale... Yalnız, eli boş, lakin yücelere, Mele-i Ala'ya çıkmak için
sabırsızlanan. Rabbine verdiği söze sonuna kadar sadık kalan Hüseyin!
Rabbin adaletini canı, kanı pahasına ikame eden ve dost görünümlü düşmanın
maskelerini indiren Peygamberin mirasçısı.
Hüzünlü ilahiler bana hep onu hatırlatır. Göklere savrulan çöl kumlarının
vefasızlığına inat, kederli nağmeler, Hüseyinvari seslenir âleme. "Heyhat!
Bize zillet uzaktır! Biz ki, Âlemlerin Efendisinin teveccühüne mazhar
olmuşuz. Bize ancak direnmek, olmazsa onurluca ölmek yakışır!" Haykırışını
göğe savurur!
Açtığın çığır, hiç kapanmadı ey şehitlerin efendisi! Nübüvvet nurunun
teminatı oldu kanın. Hak ile batılı ebediyen ayıran "Furkan" oldun! Sen
Hakka, sahip olduğun her şeyle şahid oldun! "Gücün yok. Savaşmazsan da
olur." Diyenlere "Gücüm olmazsa bile batıla karşı savaşmalıyım!" fetvasını
verensin! En önemli bir zamanda sorumluluktan kaçanlara, sorumluluğu
hatırlattın. "Peygamberinize ihanet etmeyin!" diye haykırdın. Yine de yalnız
kaldın!
O meşum günde yapayalnız kalmış olabilirsin. Ancak bugün, Sana yarenlik
eden, Senin açtığın yolda yürüyen şehitlerimiz var hala! Ümmetin kararan
yüzünü aydınlatan, kısılan sesinin nidası olan, sabahın yakın olduğunu
haykıran!
Zulüm çarklarının acımasızlığı, Hak nidanın gürleşmesine sebep olmuşsa da,
Şehitler, her çağa adaleti, imanı ve özgürlüğü vaat etmektedir. Nefsin
saptıran arzularına sed çeken, sonsuza gözünü diken ve kararında asla
gevşeklik ve pişmanlık duymayan şehitlerdir.
"Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık
kaldılar. Onlardan kimi adağını yerine getirdi, kimi de beklemektedir.
Ahitlerinde hiçbir değişiklik yapmamışlardır." Ahzab suresi 23
Ey kızıl lale! O kupkuru çöle döktüğün kanın boşa dökülmedi! Toprağa,
insana, imana can verdi. Değersizliğin gayyasından, Cennet köşklerine
ulaştırdı. Âlemlerin Rabbini arzulayanların asla kaybetmediğini ispatladın!
Kaybedenlerin, tüm dünyaya sahip oldukları sanılsa da, aslında hiçbir şeye
sahip olmadıklarını kanıtladın. Şimdi kimmiş kaybeden, kimmiş kazanan? Seni
anlatmaya kelimeler kâfi gelmezken, sana kıyanlar hangi aşağılayıcı
kelimelerle anılıyor! Kelimeler bile, o zalim güruhu anlattığı için
muzdarip! Ama neylersin ki, Âlemlerin Efendisi Yüce Rabbimiz, hiçbir zulmün,
hele de sana, "Peygamber torununa" yapılan zulmün saklı kalmasını
dilememiştir. Nefsin maskeleri indirildiğinde, altında ne melun yüzlerin
saklı olduğu anlaşılsın için, gök yarılsa da, yer parçalansa da ifşa
olmasını murad etmiştir.
Sana ihanet eden o toprakların, bu gün ne halde olduğunu sanırsın? İhanetin
bedelini ödemediklerini, yanlarına kar kaldığını mı zannedersin? Alınlarına
sürdükleri kara lekeyi, ancak seni örnek aldıklarında kurtulacaklarını onlar
da idrak ettiler. Şimdi en çok şehit, bu topraklardan neşv-ü nema buluyor
biliyor musun? Yine Senin kanın onlara can verdi! Yine Senin yolun onlara
yol oldu!
Yola revan olan Şehitler kervanı yürüyor ey şehitlerin efendisi! Ümmetin
kurtulacağı, izzet ve azametine kavuşacağı günlere yürüyor. İslam'ın
beldeleri, bedensiz canlarla diriliyor! Bedenleri olup, ruhları olmayanlara
ruh bahşediyor! Şehit kanın, yalnız ölü toprağı değil, ölü bedenleri de
diriltiyor. Her ne zaman açılan bir gül, dalında boynunu büken bir lale
görsem, hep Seni hatırlayacağım. Ve Seni hiç unutmayacağım ey şehit!