
Müşrik bir toplum içinde mü’min olan Fatıma, hem de müminlerin en hayırlı evinde doğmuştur. Herkes İslam ile ileriki yaşlarda taşınırken Fatıma sıfırdan başlayarak İslam terbiyesi alıyor. O İslam’ın minik Zehra’sı. Hz. Ali de o evde çocuk. Her ikisi de İslam’ın zirve evinde, Vahy kokusu ile büyüyorlar.
Fatıma ayrılan ve kesilen manalarına gelir. Belki de doğuştan müşriklerden ayrı olmasından ötürü bu isim verilmiştir. Belki de küçük yaşta annesini kaybettiğinden dolayıdır. Küçük yaşta yalnız kalan Fatıma’ya Hz. Muhammed hem babalık yapıyor, hem de annelik. Aynı durum Âli için de geçerlidir. Küçük yaşta olan Ali’ye de hem babalık, hem de annelik yapıyor. Bu bir anlamda şu anlama geliyor: hem Hz. Ali, hem de Hz.
Fatıma için tek terbiye kaynağı âlemlerin Resulü Hz. Muhammed’dir.
Hz. Muhammed(s.a.a.)’in gözünde bu ikisi çok önemlidir. Hz. Ali için “kardeşim Harun gibisin”, Hz. Fatıma için
“canımdan bir parçadır” diyerek kendi yanındaki önemini ifade eder. Elbette ki onların büyüme dönemleri İslam’ı kabullenme, büyüme ve yayılması ile paralel olduğundan İslam yolunda tüm engellere ve zorluklara şahit olurlar.
Hz. Muhammed(s.a.a.)’in yaşadığı tüm sıkıntı ve zorluklara ortaktırlar. Küçük yürekleri büyük yükleri taşırlar. Tüm endişe, kaygı, korku, üzüntü, yokluk, sıkıntı, boykot, savaş günlerini ardı ardınca yaşarlar. Hz. Fatıma küçük yaşta yetim kalması ile Hz. Muhammed’in evde çocukları, dışarıda ümmetin çocukları ile ilgilenmek hem de diğer cihetten müşriklerin zulmü olmasına rağmen Hz. Muhammed(saa) Fatıma’yı bir çiçek gibi yetiştirir. Onun eğitimini ihmal etmez, Fatumatüz Zehra diye çağırır. Özel, güzel ve itina ile yetişen Fatıma elbette en çok kendisini yönlendiren eğiten ve terbiye eden babasına benzer: konuşması, yürüyüşü, bakışı, anlayışı hep babasının aynısıdır. Aynı cümleler, aynı hutbeler dökülür tarihin ana sayfalarına.
Fatıma küçük yaşta büyük yükler taşıyınca, erken olgunlaşmak zorunda kalmıştır. Bu nedenle babasının zorlu günlerinde hep bir merhem, bir ilaç olmuştur. Babasının yüreğine… Bu nedenle Ümmü Ebiha denilir Fatıma’ya. Gördüğümüz o ki, birbirilerine anne kucağı olmuşlardır. Hz. Muhammed ile Fatıma arasında yaş farkı olmasına rağmen kızı babasını himaye etmiştir, babası da kızını… Bir çadır misali…
Yaş farkı dedik ya, bu yüzden Resulullah Fatıma’ya başka bir düşünce ile de bakar. Çünkü Fatıma gelecekte kendi vasisidir. O’nun kuracağı aile kendi davasını devam edecektir. Zaten Fatıma hep bu gayretle büyütülmüştür. Diğer çocukları küçük yaşta vefat etmelerinden dolayı Fatıma İslam önderinin tek vasisidir. Bu nedenle özenle korunur babası tarafından.
Bu kızı kim istiyorsa vermiyor. Ta ki Âli isteyinceye kadar… Çünkü kendi gönlünde Ali yatar. O da İslam’ın sıfırdan yani temelinden yetişen çocuğudur. O da kendisiyle beraber tüm zorluklara ortak olmuş ve kendisine gelen vahiylere şahittir. Çünkü kendi ellerinin altında büyümüştü. Bu nedenle onu Fatıma’ya layık, Fatıma’yı da ona layık görüyor. Kendi elleriyle onları evlendirir. Ve tarihe “ bunlar, benim Ehl-i Beytim’dir.” Diye geçer. Her ne kadar evde olan diğer bireyler gıpta etseler de bu durum değişmez. Çünkü bunların konumu farklıdır. Bunlar vahiy ile yönlendirilmiştir. Bunların konumunu ileride fark edeceklerdir.
Bu ikili risaleti taşıyacak ailedir. Bu yüzden bunlar hakkında Resulullah(sas)’tan çokça nasihatler edilir. Hz. Muhammed(saa) “bunların ümmete emanet olduğunu, kurtuluş gemisi olduğunu, bunları sevenin kendisini sevdiğini, kendisini sevenin de Allah’ı sevindirmiş olduğunu, bunları üzenin kendisini üzmüş olduğunu, kendisini üzmüş olanın da Allah’ı üzmüş olduğunu …” hatırlatır. Hatta bunu onaylayan bir ayet-i kerime de nazil olunur. Şura süresi/23
Müşriklerin gözünde vâsii soy sop olarak görüldüğünden, Hz. Fatıma’nın doğumu ve o sırada Abdullah’ın ölümü ile Hz. Muhammed(sas) ‘e “ebter yani soyu kesilen” diyerek resul’u incitirler.
Ama Hz. Muhammed (sas) Fatıma’yı cinsiyet kapsamından daha ötelerde kabul görür. O kul olan bir Zehra’dır. Örnek mümin şahsiyeti oluşturur. O vahiyi yaşama ve taşımada örnekliği gösterir. Onun hayatını incelediğimizde İslam adına çok önemli ibretler kazandırır bize. O bir sultan kızı veya eşi değildir. O peygambere yaraşır bir evlattır. Bu yüzden Resulullah Ümmü Ebiha’dır der. Çünkü evlattan daha ziyade babasına bir anne fedakârlığı ve desteği vermiştir. Evlat olarak yol kesen yükü olma yerine yol açan hafifliğini getirmiştir. Babasını, şahsen veya İslam adına inciten bir davranış ile değil, rahmet ve destek sergileyerek kuşatmıştır.
O, Allah’ın kendinden beklenen sorumluluğunu yerine getirmiştir. Bu yüzden hem raziyye hem de marziyye olarak lakap alır Fatıma. Yani o Allah’tan razıdır, Allah’tan ondan razıdır. Öyle kolay değildir. Bir davanın hem de âlemlerin Rabbi’nin istediği bir davanın öncüsünün kızı olmak. Hem kul olarak, hem de tüm gelecek nesillere model olmak. İşte o severek ve isteyerek bunları yerine getirdi.
Her zaman Allah’a olan sorumluluğunun bilincinde olarak davrandı. Çok çeşitli imtihanlara girdi ama duruşunu korudu. Hz. Ali de genç ve çalışkandı. Ticaretle uğraşabilirdi. Ama o resulden ayrılmayarak ilim öğrenmekle kendini yetiştirmeye çalışıyordu. Belki de peygamberin evlendikten sonra bile sürekli kızını dolayısıyla bu aileyi ziyaret etmesi ve evini kendi evinin yanı başında olmasının en önemli hikmeti buydu. Onları aynı zamanda eğitmeye devam etmek. Böylece gelecek ümmetlere hem birey olarak hem de aile olarak öncü bırakmaktı. Bu peygamberin ümmet ve gelecek nesiller için ne kadar kaygılı olduğunu gösterir. Bu nedenle Fatıma bu ümmetin anasıdır.
Gelecek nesillerin Fatıma’dan ve bu aileden öğreneceği çok dersleri var. O bizim yitik annemiz ve ailemiz. Ne zaman o aileyi bulursak, tanırsak ve anlarsak o zaman çok yaralarımız kapanacaktır. Kalbimizde boşalan yerler dolacaktır.
Bu nedenle bunu fark eden kardeşlerimiz Hz. Fatıma’nın doğum gününü “ dünya kadınlar günü” ilan ederek ilahi istek olan kadın duruşunu, mümin duruşunu, aile duruşunu bize hatırlatırlar. Böylece hayatımızın yeniden hikmetler ile donatılmasına davet ederler.
Biz inananlar da hayatımızın tamir edilmesi için bu günü seve seve kabul ediyoruz.
“ iyi ki Fatıma doğmuş. Hoş geldin hayatımıza ey Fatıma. Binlerce selam ümmetten sana”
Dileğimiz Fatımaların binlerce katlanması. Bu temenni ile tüm inanan kardeşlerimin
“DÜNYA KADINLAR GÜNÜ” nü kutluyorum. Bunun önemini idrak etme dileğiyle…