| FITRATI TEŞVİK ETMEDE AİLENİN ROLÜ |
Aile, çocuğun ahlâkını, biçimlendiren ve geleceğine yön veren bir müessese olarak, çocuk üzerinde birinci derecede rol oynamaktadır. Vahyi eğitimin(oku emrinin) ilk muhatabı Hz. Muhammed(s.a.v) “Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim” buyurarak ümmetinin dikkatini okumaya, ilme çekerek aynı zamanda da eğitim ve öğretimin güzel ahlâka dayalı olduğunu bildirmişlerdir. Ailede anne, baba, Kur’an’a ve hadislere göre İslami bir tavır geliştirmek zorundadırlar. Gerçek bir İslami model oluşturma isteği ve gayreti taşıyan aile bireyleri, Resulullah’ın yaşayışını sünnet ahlâkı olarak çocuğuna örnekleme faaliyeti içerisine girmelidirler ki, bu faaliyet alanı Müslüman’ın tüm hayatını kapsamaktadır. Müslüman’ın uykusu, yemesi, içmesi, ibadeti, konuşması, çalışması 24 saati içerisine alan tüm faaliyetleri bu disipline tâbidir. Bütün bu hareketler, sünnet ahlâkına dayandırılarak yaşandığı sürece aile ortamı doğal bir eğitim merkezi olacaktır. Eğer Müslüman aile, davranışlarını belli kaidelere oturtmaya, şu ibadettir, şu cihattır, şu da değildir, diyerek meseleleri kalıplara sokmaya ve onları birbirinden soyutlamaya çalışacak olursa yanlış bir başlangıç yapmış olacaktır. Şöyle ki; Müslüman’ın namazı bir ibadet olduğu gibi kini ve gayzı da ibadettir. Namazda örtüde de bir mesaj yüklüdür. Tevhidi düşüncede Müslüman’ın bilinçle yaptığı her hareket küfre karşı bir eylemdir, bir karşı çıkış, tavır alıştır. İbadettir, cihattır. Yani terbiye, din, cihat, uyku, söz, zikir, gibi kavramların tümü birlikte düşünülmelidir. Müslüman aile bu şuura yöneldikçe inancına yabancı olana muhalefet gücü kazanacaktır. Bu durumun gerekli izahı da ancak Müslüman’ın yaşayışında aranmalıdır. Mesela çocuğun lisanının Allah’ın adıyla açılmasının tavsiye buyrulması küfre ilk itirazın bir ifadesidir. Ve aynı zamanda eğitimin başlangıcıdır. Ancak, Müslümanlar meselenin şuuruna vakıf değillerse, yarı cahili bir eğitimle İslam’ı yaşıyor iseler, hayatları bu düzen içinde sürekli bir drama dönüşebilir. Nasıl ki Müslümanlar, etrafındaki diğer Müslümanların sorunlarıyla yakından ilgilenmiyorsa ve bu bize o Müslümanların iyi bir model olma konusunda davranışlarının Kur’an ve sünnet dışında başka kaynaklardan da beslendiğini gösteriyor ise, Müslümanlığı gerçekten yaşamayan insanların hayatı da âdeta mutsuzluklar ve tutarsızlıklar dizisidir. Hayatın ilahi disiplinine tâbi olmayış, ölçüsüzlük, rast geleliğine dayalı bir aile hayatı çocuğun fıtratını yönlendirmeye ilişkin kötü bir etki alanı olacaktır. Rasgeleliğin arkasında dengesizlik mevcuttur. Şuursuz, mesnetsiz hareketler, İslam’dan kopukluk, bunlar bir musibet habercisidir. O halde belki günümüz insanı için aile içerisindeki eğitim, bir zihin inkılâbıdır. Beri taraftan düzenin fosilleşmiş zihniyetleri tarafından Müslümanlara eğitim-öğretim yoluyla yapılan asimile olayı, insan, çevre, çocuk üzerinde dinamik bir rol oynamaktadır. Bu sebeple Müslüman, İslam’ı yaşanır hale getirebilmek için evvela kendi içinde ve ailesinde mücadeleyi(zihin inkılâbını)başlatmak ve örneklemek zorundadır. Şu halde, Müslüman sözlü öğütle birlikte inandırıcı, güvenilir ve samimiyet ifade eden bir başka yolla; yaşayışıyla öğüt yolunu tercih zorundadır. Müslüman ailenin ilme kesintisizi devam etme zorunda o0lduğu kesindir, ta ki; kimlik kargaşasından kurtulup meselelerin üstesinden gelebilinceye kadar. Çünkü Resulullah ilmi; bir hikmet, bir yitik mal olarak kabul ederek hayatın her safhasında insanın ilme ihtiyaç duyacağını belirtmişlerdir. Beşikten mezara kadar bu ilim tahsili gereklidir. KAYNAK: Bakiye MARANGOZ Emine GÜNEŞ |
| Eğitim |
| Bu yazı 112 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi