| GEÇMİŞİNDEN GAFİL OLANLAR, GELECEĞİNE CAHİL OLURLAR |
Her düşüncenin, her inanışın, her milletin bir tarihi vardır. Edebiyat tarihi, sanat tarihi, felsefe tarihi, Avrupa tarihi, mezhepler tarihi, cumhuriyet tarihi vs. Her süreç tarihi ile tekâmülünü anlatır. Tarihi sadece bir zaman dilimi olarak düşünmeyelim. Tarih, o düşüncenin veya inanışın veya o milletin günlük defteridir. Doğuşunu, gelişimini, yaşadığı dönüm noktalarını, geçirdiği aşamaları, izlediği yolu vs. hakkında bize bilgi verir. Bu nedenle tarih çok şeyi anlatır. Herkes o günlüğü okusa, kendisinin tüm sakladıkları açığa çıkar. Bu sebeple, ister ki görünmek istediği gibi, o günlük okunsun. Bu yüzden kendi günlüğünü kendisi yazar.
Örneğin; bir Amerikan tarihini, kendileri istediği gibi, göstermek istedikleri gibi yayınlamaya çalışırlar. Ya da Yahudiler kendi tarihlerini olduğundan çok daha farklı bir şekilde piyasaya sürerler. Bunun adına, Tevrat’taki kelimeleri bile değiştirmediler mi? Bugün onların sunduğu tarih ile ilahi Vahy olan Kur’an-ı Kerim’deki İsrail tarihi birbiriyle örtüşüyor mu? Elbette hayır. Ya da okullarda çocuklarımıza öğretilen tarih şeridi tamamen bir Hıristiyanlık amaç ve zihniyetini gözetmiyor mu? Dünya tarihini ikiye ayırıyorlar. M.Ö ve M.S. Yani İsa’nın doğumundan önce dedikleri(İ.Ö=M.Ö) ve İsa’nın doğumundan sonra dedikleri(İ.S=M.S). Elbette peygamberimiz olan Hz. İsa’ya iman ve itaatimiz sonsuzdur. Ama Hristiyanlar tâbi olmadıkları Hz. İsa’yı tarihin dönüm noktası olarak kabul etmeleri, Hz. İsa(as)’yı da kendi düşüncelerine âlet etmelerindendir. Aksi takdirde, onlar da Hz. İsa(as)’nın getirdiği tevhid inancına tâbi olurlardı. Dönüm noktası olarak gördüğü M.Ö(İ.Ö) dönemi hiç sayılıyor. Basit ve ilkel toplumlar olarak adlandırılıyor. Cilalı taş, Maden Dönemi, Yontma Taş Devri vs. Hani Hz. Musa’nın dönemi, Hz. İbrahim’in dönemi, Nuh Tufanı, hani Hz.Yakub’un tarihi vs... Yine M.S(İ.S) dönemine bakıyoruz. İlk çağ, orta çağ, yeniçağ vs. çağları açan ve kapatan olaylar Hristiyanlar tarafından önemsenen ve dönüm noktaları tespit edilerek yerleştiriliyor tarih şeridine. Bu şeritte Hz. Muhammed’in getirdiği hayat tarzı yazılmıyor. Ya da Osmanlı Devleti’ni göremezsiniz bu şeritte. Üç kıtayı kapsayan bu inanış girmiyor listeye. Bu ne demektir? Kendileri için önemli olanlar, işaretlenmiş. Ya bizler! Biz Müslüman olanlar da kendimizi kaptırmamış mıyız bu düşünceye? Ne yazık ki... Okullarımızda ezberletilen dünyanın tarih şeridi bu... Biz de bunu hücrelerimize kadar hazmettik. Neden! Bizim kendi amaçlarımız yok mu? Kendi duruşumuz, gelecekten beklentilerimiz, ümmetçe hedeflerimiz yok mu? Elbetteki geçmişine sahip çıkmayanlar durdukları noktayı, nereye doğru yol aldıklarını bilemezler. Daha doğrusu kendi geleceklerini, kendileri tespit edemezler. Ancak o tarihi çizenler, onların geleceklerini belirlerler. Bu çok büyük bir hata… Topluca kölelik âdeta... Oysaki Müslümanların en son önderi Hz. Muhammed(as) bu gafleti ortadan kaldırmak için gelmişti. O gün Hira’da bu kurtuluşun, bu özgürleşmenin ilk Bu nedenle insanlık tarihimizin en önemli son dönüm noktası, peygamberliğin gelişidir. Çünkü o gün ile nasıl bir tarih izlememiz gerektiği hatırlatılıyordu. Bütün insanlara bu çağrı oluyordu. Bulunduğunuz yanlış ve yanılgıları bırakın, doğru duruşa gelin. Bu insanlığı tekâmüle götürecek tek yol! Ayrıl ve gel! Terk et ve yönel! İşte bu hicrettir. Batıl’ı terk et, Hakk’a gel! Yüce Allah, bu yola çağırırken insanların bu dini tercih etmelerini istiyordu. Bu nedenle hicret, her türlü ortamda yüce Allah’ı tercih etmektir. Her türlü baskı ve dayatmalara, fitne ve telkinlere, gariplik ve zorluklara rağmen yüce Allah’a yönelmektir. İnsanın ilk yönelişi “La İlahe İllallah, Muhammeden Resulullah” idi. Daha sonraki tüm anları, tüm zamanları bu düstura göre olmalı idi. Ahlakı, ticareti, kültürü, ailesi, eğitimi, düğünü, evi, çevresi, geleceği vs. hep bu çizgiye hicret edecekti. Yani bu çizgiye yönelecekti. Bu bireysel kalitenin zirvelere ulaşması idi… Elbette bireysel değişimler, toplumsal değişmelere neden olur. Hakka hicret eden bu insanlar, inandıkları gibi bir toplum oluşturmak isterler. Ve kendilerine ait bir medeniyet kurmak isterler. Mekke’deki Müslümanlar kendi dinlerinin icaplarını yerine getiremiyorlardı. İslam’a muhalefet edenler onların bu istek ve hedeflerinin gerçekleşmelerine izin vermiyorlardı. Onlar da bir çıkış kapısı gördüler. Eğer bizler dinimizi burada yaşayamıyorsak, başka yerlerde inandığımız hayatı yaşarız, dediler. Ve yola koyuldular. Mekke’den Medine’ye gidişat, toplumsal değişim ve medeniyeti kurmak açısından tarihte önemli bir başlangıç olarak gösterilmiştir. Ki gelecekteki Müslümanlar geçmişlerine baktıklarında, bu izledikleri yolu hep gündemde tutsunlar. Onları örnek alsınlar. Onları rehber edinsinler. Bireysel ve toplumsal tekâmülün nasıl gerçekleştiğine dikkat etsinler. Ve onları takip etsinler. Onlar Allah yolunda yürüyen son rehberin kervanı idiler. Eğer bizler de o kervanı takip edersek, yolumuzun nereye çıkacağını şimdiden tespit edebiliriz. Hz. Muhammed(as) vefat ederken söylediği şu duayı hiç unutamam. “Allah’ım beni Refik-i Alâ’ya yükselt” yani; zirvedeki dostluğa, Allah’a çok yakın olan kulluk seviyesine. İşte böyle bir önderi izlemek, en güzel hicret olsa gerek. Geçmişinize dönüp baktığınızda Allah’ın sizlere çok önemli dönüm noktaları bıraktığını göreceksiniz. Bu yüzden takviminize sahip çıkın. Hicri takviminizi takip ettiğinizde İslam açısından çok önemli olayları gündeme taşıyabilirsiniz. Örneğin; Hz. Fatıma’nın doğum gününü hatırlamak, Fatıma’yı getirecektir hayatınıza. Ya da Ramazan ayını takviminizde görmeniz, o aya hazırlığınızı getirecektir düşüncelerinize. Ya da peygamberliğin geliş tarihini bilmeniz, size o günleri tekrar hatırlatacaktır. Zaten insanları inançlarından uzaklaştırmak için tarihlerinden koparmıyorlar mı? Neden kendi yılınızı yenileme yerine, başkalarının kabul ettirdiği yılı yeniliyorsunuz ki? Demek ki hicret daha iyi anlaşılmamış. Bu yüzden neyin başlangıcı yapılmalı, bilinmiyor. İşte geçmişe kaygısız olmanın, gelecekten çıkacak bedeli: Gafil Gelip, Cahil Gitmek…
|
| Zeynep Işık |
| Bu yazı 259 kez okundu. |
| Yorumlar |
| dergi okuyucusu Yazdı: sevgili tefekkür yazarları veokuyucular.Ben derginizi 15.sayıdan itibaren okumaktayım.17.sayıdan itibaren yazı yazmaya başlayan FAZİLET ERYAVUZ kardeşimizin anlatım tarzındakı açıklık ve sadelik neticesiyle fazilet kardeşimizin dergiye deneme yazarı olarak devam etmesini ve bizi aydınlatmasını temenni eder çalışmalarınızda başarılar dilerim SELAM ALEYKÜM |
| Yorumlar |
| Cevher Kara Yazdı: Tarih, ders çıkarmalar için kaynaklık teşkil edebileceği gibi kontrol keybedildiğinde bir taassuba ve körlüğe de götürebilir. Saadet Asrı ve Kur'an'da geçen tarihi veriler hariç hiçbir tarih nesnel değildir. Ya övenler ya da sövenler tarafından neşredilmiştir. Ancak bu nokta gözönüne alınıp yapılan tarih okumalarından istifade edebiliriz. Hele Kur'an kıssaları ve siyer bize hayat kaynağı olacaktır. Öyle ki birer tarihi veri olmaktan çıkıp nassa dönüşecektir. Faydalı yazınız için teşekkürlerimi sunarım! |

Tefekkür Dergisi