| GENÇLER! YARININ YAŞLILARI OLMAYA HAZIR MISINIZ? |
| Toplum yapımızın dayandığı değerler, insan fıtratına en uygun yapıdaydı bir zamanlar. Bir zamanlar diyorum, çünkü oldukça uzun bir süredir, yönümüzü çevirdiğimiz batı medeniyeti ( medeniyet demeye bin şahit ister ya!), bizi bu değerlerimize hızla yabancılaştırmıştır. Bizi biz yapan İslami ve insani özelliklerimiz, ne yazık ki korkunç bir kültürel erozyona uğramıştır. Bu esef verici olumsuz gidişattan her bir insanımızın gördüğü zarar bir tarafa, her türlü maddi manevi mirasımızı devraldığımız yaşlılarımız, bu müessif durumun mağduru oluyorlar. Ve biz bu günün gençleri, yine vurdumduymaz tavırlarla, üzerimize düşen vazifelerden bihaber yaşayıp gitmekteyiz. Üstelik yaşlıları yaşantımızdan çıkarıp uzaklaştırma pahasına Biz atalarımız kadar kadir kıymet bilir olamadık! Mirasımızı, mirasyedilerin hoyratlığı misali ne çabuk tükettik! Hayret! Hiç mi bize verilmek istenen değerleri almadık? Dinimizin vecibelerini neden göz ardı ettik? Bu sorular çok ciddi, aynı zamanda geleceğimizi şekillendirecek sorulardır. Eğer fıtratımızla, dinimizle ve kültürümüzle uyumlu ve barışık cevaplara ulaşabilirsek, tarihe yön veren milletlerden olmamız işten bile değildir! Yaşlı ve biçare acuzelerimizi görmezden gelerek, ne kadar sağlıklı bir toplum oluşturabiliriz? Onlardan alacağımız bilgi birikimleri ile işlerimizin ne kadar kolaylaşacağını düşünebiliyor muyuz? Pek düşündüğümüz söylenmeyeceği gibi, yaşlılarımızı hepten dışladığımız gün gibi ortada! Ama ben âcizane bu konuda birkaç görüş serdetmek istiyorum. İnsan hayatını, çocukluk, gençlik, yaşlılık gibi bölümlere ayırmak, pek hakkaniyetli bir ayırım olmasa gerek. Yılların verdiği bilgi ve tecrübe birikimini göz ardı etmek de pek akıl karı değildir. Neden mi? Çünkü geçmişte büyüklerimiz tarafından tecrübe edilenlerden yararlanarak, zaman kaybına uğramadan günümüz için gerekli atılımları yapabiliriz. Bize bırakılan yerden bayrağı almak demek kısacası Sağlıklı olan da budur. Ama biz ne yaptık? Değerlerimize sırt çevirdiğimiz gibi, yaşlılarımızın (mirasları hariç) kendilerini ve birikimlerini de bir kenara atıp, unutulmaya terk ettik. Bizi bu günlerimize getirmek için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan ana- babalarımızı yeni çoğalan düşkünler evine bıraktık! Pek marifetmiş gibi! Onlara evlerimizin başköşesini ayırmamız gerekirken, biz onları sokağa attık bir nevi. Hadi hiçbir bakanı, kimsesi olmayan yaşlıların bakımevlerinde kalmaları bir farziyettir diyelim. Ya çocukları, kızları, oğulları olan biçare yaşlılarımıza ne demeli? Bu şekilde emekleri hiç edilerek kapı dışarı etmek hangi imana sığar? Evet, bilinçli, erdemli ve iman sahibi bir toplum, insanlarından hiçbir kesimi unutmaz. Çocuklara, gençlere verilen değerin belki de daha fazlası yaşlılara verilmeliydi. Çünkü gençlerin sahip oldukları her şeyleri, yaşlıların yıllarını feda etmelerinin mahsulüdür! Hiç abarttığımı söyleyemezsiniz! Hepimiz birer ana- babayız, ya da ana- baba adayıyız. Bir bakıma yaşlılarımızın karşılaştığı nahoş durum ve dışlanmışlığa, gelecekte bizler de düşebiliriz! Bunu unutmayalım! Aslına bakarsak yaşlılarımız bizim velinimetimizdir. Nasıl mı? Bir hadisi hatırlatmakta yarar var sanırım. Allah bir toplumda bulunan masum çocuklar ve yaşlıların hatırına, azabı hak eden toplumu helak etmez! Rabbimiz ne kadar merhametlidir! Çocuklar ve yaşlılardan dolayı, biz gençlerin hak ettiği helakı bile erteleyebiliyor. Biz ise vefayı ve saygıyı bile çok görüyoruz onlara! Bize yakışıyor mu? Bizi ele güne muhtaç etmeden, büyütüp, okutup, yedirip, içirip bu günlerimize ulaşmada her türlü fedakârlıktan çekinmeyen yaşlılarımız, bu vefasızlığı hak ediyor mu? Aynı şeyleri kendi nefsimizde düşünelim. Her şeyimizi onlara adadığımız, çocuklarımız bize nasıl davransın istiyorsak, yaşlılarımıza öyle davranmalıyız. Üstelik bir mecburiyet gibi değil, gelecekte bize yapılmasını istediğimiz davranışların mimarı olduğumuzun bilincinde olarak onlara merhamet kanatlarımızı sermeliyiz! Ahir ömürlerini huzur içinde geçirmelerini sağlamalıyız. Aksi takdirde onların düştüğü durumdan daha kötü hallere de düşebiliriz. Yaşanmış tecrübelerden ders alabilme dileğiyle sağlıcakla kalın! |
| Şeyda Hekimoğlu |
| Bu yazı 109 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi