Navigation


Tarih: 18 Kasım 2008 Salı



GENÇLER! YARININ YAŞLILARI OLMAYA HAZIR MISINIZ?
GENÇLER! YARININ YAŞLILARI OLMAYA HAZIR MISINIZ?
 
Toplum yapımızın dayandığı değerler, insan fıtratına en uygun yapıdaydı bir
zamanlar. Bir zamanlar diyorum, çünkü oldukça uzun bir süredir, yönümüzü
çevirdiğimiz batı medeniyeti ( medeniyet demeye bin şahit ister ya!), bizi
bu değerlerimize hızla yabancılaştırmıştır. Bizi biz yapan İslami ve insani
özelliklerimiz, ne yazık ki korkunç bir kültürel erozyona uğramıştır. Bu
esef verici olumsuz gidişattan her bir insanımızın gördüğü zarar bir tarafa,
her türlü maddi manevi mirasımızı devraldığımız yaşlılarımız, bu müessif
durumun mağduru oluyorlar.
Ve biz bu günün gençleri, yine vurdumduymaz tavırlarla, üzerimize düşen
vazifelerden bihaber yaşayıp gitmekteyiz. Üstelik yaşlıları yaşantımızdan
çıkarıp uzaklaştırma pahasına… Biz atalarımız kadar kadir kıymet bilir
olamadık! Mirasımızı, mirasyedilerin hoyratlığı misali ne çabuk tükettik!
Hayret! Hiç mi bize verilmek istenen değerleri almadık? Dinimizin
vecibelerini neden göz ardı ettik? Bu sorular çok ciddi, aynı zamanda
geleceğimizi şekillendirecek sorulardır. Eğer fıtratımızla, dinimizle ve
kültürümüzle uyumlu ve barışık cevaplara ulaşabilirsek, tarihe yön veren
milletlerden olmamız işten bile değildir!
Yaşlı ve biçare acuzelerimizi görmezden gelerek, ne kadar sağlıklı bir
toplum oluşturabiliriz? Onlardan alacağımız bilgi birikimleri ile
işlerimizin ne kadar kolaylaşacağını düşünebiliyor muyuz? Pek düşündüğümüz
söylenmeyeceği gibi, yaşlılarımızı hepten dışladığımız gün gibi ortada!
Ama ben âcizane bu konuda birkaç görüş serdetmek istiyorum. İnsan hayatını,”
çocukluk, gençlik, yaşlılık” gibi bölümlere ayırmak, pek hakkaniyetli bir
ayırım olmasa gerek. Yılların verdiği bilgi ve tecrübe birikimini göz ardı
etmek de pek akıl karı değildir. Neden mi? Çünkü geçmişte büyüklerimiz
tarafından tecrübe edilenlerden yararlanarak, zaman kaybına uğramadan
günümüz için gerekli atılımları yapabiliriz. Bize bırakılan yerden bayrağı
almak demek kısacası… Sağlıklı olan da budur. Ama biz ne yaptık?
Değerlerimize sırt çevirdiğimiz gibi, yaşlılarımızın (mirasları hariç)
kendilerini ve birikimlerini de bir kenara atıp, unutulmaya terk ettik. Bizi
bu günlerimize getirmek için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan ana-
babalarımızı yeni çoğalan düşkünler evine bıraktık! Pek marifetmiş gibi!
Onlara evlerimizin başköşesini ayırmamız gerekirken, biz onları sokağa attık
bir nevi. Hadi hiçbir bakanı, kimsesi olmayan yaşlıların bakımevlerinde
kalmaları bir farziyettir diyelim. Ya çocukları, kızları, oğulları olan
biçare yaşlılarımıza ne demeli? Bu şekilde emekleri hiç edilerek kapı dışarı
etmek hangi imana sığar?
Evet, bilinçli, erdemli ve iman sahibi bir toplum, insanlarından hiçbir
kesimi unutmaz. Çocuklara, gençlere verilen değerin belki de daha fazlası
yaşlılara verilmeliydi. Çünkü gençlerin sahip oldukları her şeyleri,
yaşlıların yıllarını feda etmelerinin mahsulüdür! Hiç abarttığımı
söyleyemezsiniz! Hepimiz birer ana- babayız, ya da ana- baba adayıyız. Bir
bakıma yaşlılarımızın karşılaştığı nahoş durum ve dışlanmışlığa, gelecekte
bizler de düşebiliriz! Bunu unutmayalım! Aslına bakarsak yaşlılarımız bizim
velinimetimizdir. Nasıl mı? Bir hadisi hatırlatmakta yarar var sanırım. “
Allah bir toplumda bulunan masum çocuklar ve yaşlıların hatırına, azabı hak
eden toplumu helak etmez!” Rabbimiz ne kadar merhametlidir! Çocuklar ve
yaşlılardan dolayı, biz gençlerin hak ettiği helakı bile erteleyebiliyor.
Biz ise vefayı ve saygıyı bile çok görüyoruz onlara!
Bize yakışıyor mu? Bizi ele güne muhtaç etmeden, büyütüp, okutup, yedirip,
içirip bu günlerimize ulaşmada her türlü fedakârlıktan çekinmeyen
yaşlılarımız, bu vefasızlığı hak ediyor mu? Aynı şeyleri kendi nefsimizde
düşünelim. Her şeyimizi onlara adadığımız, çocuklarımız bize nasıl davransın
istiyorsak, yaşlılarımıza öyle davranmalıyız. Üstelik bir mecburiyet gibi
değil, gelecekte bize yapılmasını istediğimiz davranışların mimarı
olduğumuzun bilincinde olarak onlara merhamet kanatlarımızı sermeliyiz! Ahir
ömürlerini huzur içinde geçirmelerini sağlamalıyız. Aksi takdirde onların
düştüğü durumdan daha kötü hallere de düşebiliriz. Yaşanmış tecrübelerden
ders alabilme dileğiyle sağlıcakla kalın!

 
Şeyda Hekimoğlu
Bu yazı 109 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: