| GERÇEK KİMLİK |
| Yazın en sıcak günlerinden bir gün. Nesibe, kafasını allak bullak eden sorular ve bitmeyen sıkıntılarıyla okuduğu fakültenin kapısının önünde öylece kalakalmıştı. Bahçe kapısına dayanıp, "4 yıl oldu" diye düşünmeye başladı. Mezun olmaya birkaç gün kalmıştı. Öğretmen olacaktı. En güzel, en onurlu mesleklerden biriydi onun için öğretmenlik. Ama neden üzülmüyordu sanki şu okul bitecek diye? Arkadaşları şimdiden ağlıyorlar. "Ne güzel günlerimiz geçti, ne güzel şeyler paylaştık. İyi ve kötü adına ne varsa hayata dair hep beraber paylaştık", diye tabii ki kendisi de düşünüyordu. Ama bunların da önemi bir yere kadar değil mi? Bu düşüncelere dalan Nesibe, arkadaşının omuzlarına dokunmasıyla irkildi: -Yine dalmışsın Nesibe. Dalmışsın, dalmışsın da, başka düşünecek yer yok mu? Tam da bahçe kapısında! -Hiiiç. Öylesine bekliyordum işte. Boş ver beni, nereye böyle? -Unuttun mu yarın mezuniyet törenimiz var. Akşama da mezuniyet gecemiz. Akşama biraz da güzel olalım değil mi? Haydi, bir şeyler bakalım ne dersin? Dedi arkadaşı. -Mezuniyet gecesi mi? Pek açmadı Nesibe'yi bu sözler. -Aman Nesibe, yine tuhaflığın üzerinde. Ben gidiyorum. Akşama görüşürüz evde. Geç kalırsam merak etmeyin. Nesibe, hala bulunduğu bahçe kapısının önünden geri döndü. Okula girmek, kimseyi görmek istemiyordu. Bir anda her şeyden soğumuştu. Neden böyle olduğunu anlayamadı kendisi de. Tek hissettiği şey içindeki koca boşluktu. Acaba okuldan arkadaşlarından ayrılıyor diye miydi üzüntüsü? -Yooo olamaz, diye söylendi kendi kendine. Yol boyunca yürümeye devam etti, dalgın Nesibe. -"Selamünaleyküm" diye bir seslenişle, gözlerini karşısında duran Canan'a dikti. Canan onun için çok farklı, çok samimi, dürüst bir arkadaştı. Onunla beraberken hep mutlu, daha rahattı ve her şeyini anlatabiliyor, ona açılabiliyordu. -Aleykümselâm Canan. Canan'la böyle selamlaşmak hep hoşuna gitmiştir. Canan bunu bildiğinden, özellikle böyle selam veriyordu. Hemen oracıkta bulunan banklara oturdular. Nesibe, birden rahatladığını, mutlu olduğunu hissetti Canan'ın yanında. Okul bittiğinde üzüleceği ve özleyeceği birileri varsa o da Canan'dı. Ondan çok şeyler öğrenmişti. İslam'ı onunla tanımış, namaza onunla başlamıştı. Onun verdiği kitaplarla duyguları değişmişti. Ama bir türlü şu yaşam tarzını değiştirememişti. En çok istediği örtünme işini artık ertelemek istemiyordu. Belki de bu yüzden bugün çok mutsuzdu. Yarın, mezuniyet gününde, o kep ve cüppeyi giymek istemiyordu. Bunların yerine çok istediği örtüsünü örtebilirdi başına. Peki ya önündeki onca engel? Okul bitmişti, ama ailesi onu ne hayallerle bekliyordu. Peki ya nasıl öğretmenlik yapacaktı? Arkadaşları bile kınayacak, onu desteklemeyecekler, bunları biliyordu. Ailesinin beklentileri başörtüsü problemleri ile belki de sona erecek, çalışıp mesleğini yerine getiremeyecekti. Bunları konuştu Canan'la. Canan sustu. Uzun bir sessizlikten sonra Canan: -Seni anlıyorum. Aynı şeyleri, hatta daha fazlasını ben de yaşadım. Ama ben bütün bu engellere rağmen hep mutluydum. Ama sen, örtünmediğin için mutsuzsun. Örtünmeyerek belki sadece ailenin beklentilerini yerine getireceksin. Ama dünyada da, ahirette de hep mutsuz olacaksın. Oysa tesettür emrini yerine getirdiğinde, dünyada iç dünyan huzurlu, ahiretin ise mutlu ve güzel olacaktır. Tabii ki en son tercih senin. Nesibe o an kararını vermişti. Örtünecekti. Ve düşündüğünü yaptı, kendinden emindi. Ertesi sabah okula tesettürü ile gelmişti. Mezun olmaya, diplomasını almaya gelmişti. Okulun bu son gününde hiç beklenmedik bir görüntüyle karşılaştı arkadaşları. O gün Nesibe mezuniyet kıyafeti yerine, tesettürü tercih etmişti, Bu haliyle birçok kişiyi şaşırtmış, hatta kızdırmıştı. Onu tanıyan arkadaşları, tanımamazlıktan gelmişlerdi. Yıllardır beraber olduğu, her şeyini paylaştığı arkadaşları, bir selam bile vermediler Nesibe'ye. Nesibe o gün kimlerin gerçek dostu olduğunu, kimlerin kendisinden uzaklaştığını yeni kimliğiyle anlamıştı. Kep ve cüppe yerine, tesettürü tercih eden Nesibe, okulun bu son gününde gerçekten mezun olduğunu hissetti. Ve yanına yaklaşan hiç tanımadığı birinin kendisine söylediği şu sözler Nesibe'yi, ileriki hayatında her karşılaştığı örtü problemi karşısında, ayakta tutmuş, destek olmuştu: -Sizi tebrik ederim. Sizin önceki açık halinizi biliyorum. Ama şu halinizle asıl kimliğinize büründüğünüzü unutmayın. İşte bir kadının olması gereken gerçek kimliği. "Gerçek kimlik" sözcüğü Nesibe'nin zihninden hiç çıkmamıştı ömrü boyunca. Her karşılaştığı örtü problemini, gerçek kimliğinden ödün vermeme adına, sabırla atlatmaya çalışmıştı. 1 Temmuz. Yaz sıcağının kendisini fazlaca gösterdiği bu günde, Rabbinin merhamet kapılarının kendisine açıldığını hissettiği bir günde, Nesibe mutlu, umutlu. Yeni ve gerçek kimliğiyle kendinden daha emin ve kendi deyimiyle daha çağdaş.... |
| Nurcan Haydaranlı |
| Bu yazı 182 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi