| GÖNÜL DOSTUMUZ |
Sevgili gönül dostumuz, yine bir yılbaşına gelmiş bulunuyoruz. İnanın ki birer azap gibi geliyor bana bu yıldönümleri… Nedenini sanırım tahmin edersiniz. Yılbaşının gelmesiyle bazı yakınlarım akrabalarım arasında hummalı bir koşuşturma başlıyor. Okuldaki çocuklarım, sınıfça düzenlenen hediye alışverişleriyle büyük bir strese giriyorlar. Çıkardıkları masraflar da cabası… Hiç tasvip etmediğim, üstelik de benimsemediğim yılbaşlarını kutlamak zorunda mıyım? Ben İslami bir hayat tarzını benimsiyorum. Dolayısıyla yılbaşı taşkınlıklarına karşı nasıl bir yol izlemeliyim? Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum… Cahide DEMİR
Sevgili gönül dostumuz kardeşimiz, Her şeyden önce şunun idrakinde olmalıyız sevgili gönül dostlarımız, yılbaşı diye kutlanıp bize dayatılan eğlenceler kesinlikle bizim kültürümüze ait argümanlar değildir! Olmadığı için de tabii ki kutlamak zorunda da değiliz. Dinimizde, örfümüzde ve kültürümüzde olmayan bazı şeyler, halkın tasvibini almadığı halde toplum içinde zoraki olarak yaşatılıyorsa, burada bir kültürel emperyalizm var demektir. Bu noktanın ayırtına varmalıyız, bu bir… İkincisi, ulusal takvim olarak Ocak’ı yılın başı olarak kabul etsek bile, toplumsal gelenek ve alışkanlık olarak bu günü kutlamak zorunda değiliz. Yani yılbaşıdır diye başka dinlerin kutsallarını kutlamak bizim harcımız değil. Bir üçüncüsü, yılbaşı kutlamaları hangi milli derdimize çare oluyor? Hangi sorunları bitiriyor? Ya da halkın hangi problemine dişe dokunur bir çözüm sunuyor? Bunları değerlendirmek gerekir. Şimdi, yılbaşı kutlamaları adı altında her türlü günah, haram ve ahlaksızlık bir nevi meşrulaştırılıyor ve yaygınlaştırılıyorsa, buna halk olarak tavır almamız ve üstümüze düşen uyarıları yapmak zorundayız. Siz duyarlı olduğunuzu gösterdiniz. Geriye kalan ise üzerinize düşen sorumluluğu yapıp “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi bir işlevi olan yılbaşı kutlamalarının” haram ve kabul edilemez olduğuna dair yakınlarınızı, akrabalarınızı ve arkadaşlarınızı ikna etmenizdir. Ha bir de öğretmenler eliyle öğrencilere yaptırılan uygulamalar var ki, buna ne denir bilemiyorum! Aslında böylesi zoraki uygulamalara “Size ne kardeşim, çocuğum arkadaşına hediye veriyor mu, vermiyor mu? Hem vermek zorunda mı? Hediye vermek istese, buna dair canım kültürümüzün cılkı mı çıktı ki yılbaşında yapmak durumunda kalıyoruz? Neden hrıstiyanvari bir hediyeleşmeyi seçelim?” diyesim geliyor! Mesele hediye vermek ise, bu zoraki uygulamalarla yapılamaz. Ama mesele bu kadar basit değil! Bu en hafif söylemiyle hrıstiyan kültürünü empoze etmektir. Halkın çoğunluğu bunun böyle olduğunu zaten biliyor ve tavır alıyor. Geri kalan azınlık ise ya gerçeklerden habersiz olduğu için nefsinin hoşuna gittiğinden dolayı şuursuzca kutluyor, ya da tam anlamıyla batı kültürüne ram olaraktan onların geleneklerine sahip çıkan batı kazazedeleridir! Yüzyılları bulan bir kültürümüz, medeniyetimiz ve geleneklerimiz vardır ki, batının hayal edemediği güzellikleri barındırmaktadır! En insancıl ve sevgi dolu uygulamalar bu kültürel kodlarımız içindedir. Mesela hediyeleşmek bir peygamber sünnetidir ki, batının menfaatperest hediyeleşmesinden birçok açıdan üstündür! İnsan merkezli, rahmet esaslı, dinimize dayalı adetlerimiz, illa da belli günlere de hasredilmemiştir. Peygambere uyan kişi, her gün ya da her ay bunu uygulayabilir. Yani süre ve zaman kısıtlaması yoktur! Yılbaşı kutlaması bir ihtiyaç ise, neden bunu İslami hicri yılbaşı olarak kutlamıyoruz? Kutlayabiliriz. Çünkü bu dinimizin ve geleneğimizin bir parçası ve tamamen bize aittir! Etrafımızdaki insanlarımız bizden ilgi, şefkat mi bekliyor, neden hediyeleşmek için yılbaşını bekleyelim? Hemen bu ihtiyacı fark ettiğimizde onu yerine getirelim. Böylece birçok yüreğin sevgisini kazanmış oluruz! Hem de aramızdaki merhameti yaygınlaştırmış oluruz. Bunlar için çok büyük masraflara girmemiz ya da israf etmemiz de gerekmiyor. Yılbaşı kutlamalarının arkasında kapitalist tüketim felsefesinin olduğunu da hatırlatalım siz gönül dostlarına. Çünkü para babalarının ekonomik çarkları, halka kabul ettirdikleri böyle günleri kutlama bahanesiyle, insanlar tuzağa düşürülerek dönüyor! Dikkatli olalım, israf, haram ve ahlaksızlıklar kapitalist ekonominin vazgeçemediği tuzaklardır. Yılbaşını kutlamada bir mahsur görmeyen insanlar da, her yıl bu tuzağa düşme gafletini gösteriyorlar. Çok yazık! Bizler uyarı vazifemizi yapmalıyız. Toplum yaşantımıza hiçbir şey katmayan, aksine kaybettiren, başka kültür ve dinlerin dayatmalarını kabul etmemeli, elimizden geldiği kadar da alternatif geleneklerimizi yaşatmalıyız. Çocuklarımıza da kendi öz kültürümüzün gereklerini vermeliyiz ki, kendilerini kültürel emperyalizmden koruyabilsinler. Görsel medyada, gazetelerde yılbaşı sonrası zarar- ziyana sizler de şahitsiniz. Eğlence adı altında toplum sağlığını ve huzurunu dinamitleyen uygulamalara karşı çıkarak, kendimizi ve yakınlarımızı kurtarmalıyız. Bunlara dur diyebilmek, kendi öz kültürüne sahip çıkmakla mümkün olabilir. Bir de şu açıdan bakın sevgili gönül dostları, yıllar geçip gidiyor ve geri getiremiyoruz. Hayat ayaklarımızın altından kayıp gidiyor. Giden yılları ne uğrunda, nasıl geçirdiğimizden hesaba çekileceğimizi hatırlatalım. Belki uyarılarımızı dinleyip de yanlışından dönenler olur. Boşa geçirilecek bir anımız bile yokken, bir günü nasıl gözden çıkaralım değil mi? Allah’a emanet! |
| Gönül Dostumuz |
| Bu yazı 94 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi