
Müslüman kadının imanıyla, onuruyla, örtüsüyle sosyal hayat içinde var olma çabası, hala sancılı bir süreç olarak devam ediyor. Başörtüsü takan mümine kadınları "insan olarak" görmeyenlerin patırtılı hezeyanları eşliğinde, mümine kadınlar sabır ve sebatla "buradayız ve varız!" diyerek direniyorlar. Kendilerinde var olan müthiş potansiyel, zekâ ve yetenekleri, bir bez parçasının sınırlarıyla daraltıp, görmezden gelenlere olağanüstü bir direnç gösteriyorlar. Başörtüsünün başa takılmasıyla akli tüm fonksiyonların devre dışı kaldığını zanneden çokbilmiş laikler, başörtüsünden yana tercihini yapan kadınlar adına, kendilerinde karar verme ve denetleme hakkını vehmediyorlar! Sanki başörtülü kadınlar, kendi kararlarını, tercihlerini yapamayacak acuzelermiş gibi davranıyorlar! Toplum içinde her tür mesleği büyük bir sorumluluk hissiyle icra edebildikleri halde, görünmezlik perdesine takılan imanlı kadınlarımız, derin ve kanatıcı bir ayrımcılığın mağduru oluyorlar. Laik değerleri benimsemiş olanlar, kendi değerlerini nasıl olup da seçmiyorlar diye imanlı kadınımıza diş bilerken, bir yandan da kendi belirledikleri sınırlar içine hapsetmek istiyorlar. İmanlı, tesettürlü kadınları gizli bir tehdit unsuru olarak lanse edip, toplum nazarında suçlu pozisyona düşürüp, yabancılaştırıyorlar. Hele de "kadın hakları!" bağırtı, çağırtısı içinde, mücadele edermiş gibi görünen feministler, her nedense, tesettürlü hemcinslerini, tüm diğer gruplardan daha fazla horluyor, küçük görüyor. Tesettürlü olmayı tercih etmeyi, özgün, dirayetli ve isabetli bir karar olarak görmedikleri gibi, bu tercihi cesurca yapan kadınları, o çok gümbürtüyle savundukları "kadın hakları" senfonisi eşliğinde aşağılıyorlar! Başörtülü kadınların tamamen özgür, hakperest ve onurlu seçimleri olan tesettürü, kimse yok sayma gafletinde bulunmamalı! Toplumumuzun genlerine işlemiş olan İslam inancının "olmazsa olmaz" belirteci olan tesettür ortadan kaldırılamaz. Fıtrattan gelen ve imanla beslenen bu seçim, yasaklamalarla da caydırılamaz. Bunun en büyük ispatı da neredeyse bir asra yakın süren tesettürü yasaklama girişimlerinin, yine kadınlarımızın kahir ekseriyetinin tercihleriyle sonuçsuz kalmasıdır. Hala örtünmeye karar veren, eğitimli, bilinçli, dirayetli ve sabırlı kadınlarımız var. Baskılara rağmen Rablerinin emrine uymakta direnenler var ve var olacaktır! Ne tür baskı olursa olsun, imanın direnişi ile karşılaşacak ve fıtratın süzgecinden geçmeyen yasaklar bertaraf olacaktır. Çünkü iman tabiidir, tabii olan uygulamaları yaşatır! Zorlama, ısmarlama yasaklarla insan hayatı şekillendirilemez. Bu yüzden çalışan kadınlar, tesettürü tercihleri yüzünden toplumdan dışlanamazlar. Kimse imanlı ve çalışan kadından "görünmez olmasını" da isteyemez. Laik taifenin hangi dürtülerle, Müslüman kadınları görünmez kılmak istediklerini az çok anlayabiliriz. Ama ya Müslümanların aynı gözede buluşan tavırlarına ne demeli? Müslüman kadın ve erkeği, birbirlerinin velisi olarak gören Kur'an anlayışının bu sonucu getirdiğini kimse iddia edemez. Tesettürlü kadın bu tercihi yüzünden toplum nezdinde dışlanıyorken, mümin erkeklerin seyirci kalması ya da bu meşum koroya dâhil olması büyük zulümdür! Özellikle kutsal bir meslek olan öğretmenliği icra etmede önlerine çıkarılan yasaklarla tesettürü tercih eden kadınlar cezalandırılıyorlar. Bu yasakların ne derece adaletsiz, boş ve saçma olduğu ne zaman anlaşılacak da, basiretli davranışlar gösterilecektir acaba? Sırf kalbindeki imanın bir belirteci olan başörtüsünü takıyor diye, tesettürlü kadınlarımız neden dolayı cezalandırılıyor? İman etmek suç mu? Ya imanının göstergelerini üzerinde taşımak? Toplumumuzun hızla dejenere olduğu, ahlaki ilkelerin yerle bir olduğu böyle hassas bir dönemde, belki de toplumu felaha çıkaracak, adaletli şahsiyetler yetiştirecek, hakka evrilmede muharrik unsur olacak tesettürlü kadınlar neden görmezden geliniyor? Toplumun topyekûn intihara doğru gittiği, gençliğin zıvanadan çıkarak sapkınlıklara düşmüş olması, ailenin gümbürtüyle çökmesi hep, toplumdan "imanın dışlanmaya" çalışılmasının sonucu değil midir? Bütün bu gerçekler görmezden gelinemez. Hala, halkın yüzde 99'nun Müslüman olan bir ülke olduğumuzda ısrar ediyorsak, imanın ve imanlı kadınların önündeki yasakları kaldırmalıyız. Bu hengâme içinde onuruyla, imanıyla çalışıp, üretken olmak isteyen kadınlara "gidin evlerinizde oturun!" dayatmasında bulunulamaz! Hem gerçekçi olmaz, hem de sorunları sürekli öteleterek bir yere varamayız. Toplum olarak batmak istemiyorsak öz temellerimizle barışmalı, tüm yasakları kaldırmalıyız ki, insanımız kendini ifade edebilsin. Üretebilsin, dinamik ve gelişen bir toplum olabilsin! Bunun tek çaresi anlamsız ve adaletsiz yasakların kalkmasıdır. Özellikle başörtüsü yasağı. Bundan kazançlı olarak çıkacak olan yine halkımızdır, Milletimizdir! Ayrıca hiç kimse biz mümine kadınlardan "görünmez olmamızı" isteme hakkına sahip değildir!
|