Navigation


Tarih: 18 Kasım 2008 Salı



Günümüz açısından Hz. Hüseyin
Günümüz açısından Hz. Hüseyin
 

Değerli tefekkür okuyucuları;



Her ne kadar geçen ay Muharrem ve aşura ayı ise de ben yine bazı konulara değinmek açısından bu konu hakkında yazmayı uygun gördüm. Tarihimizle ilgili bilmediğimiz o kadar çok şey var ki… Tarihi gerçekleri hatırlatmak babından yazmak zaruri oldu.



Günümüzde aşure olayını bir bayram, bir kutlama gibi algılarız. Oysaki aşure günü, yani Muharremin 10. günü büyük bir felaketin vuku bulduğu, bir katliamın gerçekleştiği gündür. Peygamber torunlarının hunharca katledildiği bir gündür.



Sizce, böyle bir günde aşure mi yapılıp yenmeli, yoksa yaşanmış olan bu zulmün acısı mı hissedilmeli? Elbette ki yüreğimizin ta derinliklerinde bu zulmün acısını hissetmeli ve bunun için yanmalıyız. Neden mi? Çünkü Hz. Hüseyin o gün katledilmişti. Hz. Hüseyin zulme baş kaldırdığı ve köleliği kabul etmediği için şehit edildi. Hz. Hüseyin aşağılık bir hayatı kabul etmedi. Zilletle yaşamaktansa izzetle ölmeyi tercih etti. Şehit edilmeden önce Yezid ona kendisine biat edeceği takdirde ona karışmayacağını, serbest bırakacağını söylemişti.



Kimdi Yezid? Neden ona biat etmek istememişti Hz. Hüseyin? Yezid, dini baltalayan, dinde reform yapan ve dini nefsi isteklerine göre yaşayan, şarap içen, hayvanlarla oynaşan, hareminde dansöz oynatan, danışmanı Hıristiyan olan, asabiyet takıntısı olan zalim bir insandı. İşte böyle birisi, Hz. Hüseyin’den kendisine biat etmesini istiyordu. Hz. Hüseyin bunu kabul edemezdi. Bunu kabul etmesi hem Resulullah’a hem de onun davasına ihanet olurdu. Zaten böyle bir şeyi kabul etmek, Hz. Hüseyin’in İslami şahsiyetine de yakışmazdı. O zilleti seçmedi.



Peki ya bizler? Öyle ya, Hüseyin bizlere örnek olmak için şahadeti seçmişti, bizlere bir mesaj bırakmak istemişti. Peki, biz bu mesajı aldık mı ya da anladık mı? Günümüz açısından Hz. Hüseyin bizlere birer örnektir. Nasıl mı? Hayatın, ölümün, yaşanan her şeyin Allah için olması gerektiğini hayatıyla bizlere anlatan bir örnektir.





Evet, arkadaşlar Hz. Hüseyin diyor ki: “Ben ceddimin peşindeyim.” Peki, biz neyin peşindeyiz; atalarımızın mı, nefsimizin mi, evimizin mi, işimizin mi, amirimizin mi? Kısacası Hz. Hüseyin, Allah rızasını kazanmanın peşindeydi, peki biz neyin peşindeyiz? Allah’tan başka her şeyin peşine düşmüşüz. Allah’ı değil; şeytanı memnun etmek için adeta yarışıyoruz. Oysaki biz bu dünyaya bir amaç uğruna gönderildik. Nedir bu amaç? Elbette ki Allah’a kulluk ve halifelik… Bunları hakkıyla yapabilmemiz için de bizlere gönderilen bir elçi var; peygamber… Onun yolundan gitmeliyiz ve onun bizlere emanet olarak bıraktığı ehlibeyt… Kur’an ve ehlibeyt… Ehlibeyt bizlere dinin emanetidir.



Çünkü dini ayakta tutabilmek için kendini ve ailesini feda etmiştir Hz. Hüseyin… Bizlerde Hz. Hüseyin ve onun uğruna canını verdiği dinimiz İslam’da birleşmeden düşünce ve eylemde onlar gibi davranmadan gerçek mü’minler olamayız. Resul’ü ve ailesini tanımalıyız. Çünkü Resul’ü ve ailesini tanımadan onlarla birleşemeyiz, pekişemeyiz. Onlar gibi davranıp nefsimizle, küfürle mücadele etmeliyiz.



Küfre karşı safımızı





belirlemeliyiz. Hakla batıl bir arada yaşamaz. Biri gelirse diğeri gider. Ne yazık ki arkadaşlar bizler; Hakla batılı bir arada yaşamak istiyoruz. Müslüman’ız ama batıllı gibi yaşıyoruz. Gayri müslimin yanında kendimizi ezik büzük görüyoruz. Neden? Bizim dinimiz yüce değil mi, uğruna fedakârlık yapmaya değmez mi? Kaldı ki yaptığımız ve yapacağımız fedakârlıklar karşılıksız kalmayacak. Rabbim muhakkak ki bunun ecrini verecektir. Çünkü Rabbimizin bize vaadi var. “miskale zerreti heyren yereh (kim zerre kadar hayır işlemişse karşılığını alacaktır.)”Zilzal suresi.



H.z Hüseyin şahadetiyle Müslümanlara şunları anlatmak istemişti; kanımızın son damlası akana kadar nefsanî isteklerimizle mücadele etmeliyiz. Asla dünyalık zevkleri Allah’ın rızasına tercih etmemeliyiz. Toplumda mevki, makamla yer edinmektense toplumun genel durumunu düzeltmeye çalışmalıyız. Uyuşukluktan, tembellikten, acizlikten sıyrılıp ayağa kalkmalı, kıyamda olmalıyız.



Hepimiz anneyiz… Çocuklarımızı Hüseyinler, İmam Seccad’lar gibi yetiştirmeliyiz. Çocuklarımızı televizyon karşısında Allah’a küfreden aşk dizilerinin önünde yetiştirmemeliyiz. Onları nadide bir gül gibi titizlikle, itinayla, haram ve yasaklara karşı hassasiyeti, bilinci ve İslami olgunluğu vermeliyiz.



Kısacası kimliğimizi ve safımızı belirlemeliyiz; Ya Hüseyin ya Yezid… Eğer Hüseyin’i seçtiysek ilkemiz bellidir. O yolda hızlı adımlarla ilerlemeliyiz. Davamız için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Yok, eğer Yezid’i ve onun gibi küfür ehlini seçtiysek yazıklar olsun bize, daha baştan kaybettik demektir bu…



İnşallah Hüseyin’i seçer, kararımızı verir, yola çıkanlardan oluruz. Hüseyin’inki gibi bir hayat yaşamak için Hüseyin’i anlar, onun endişelerini biz de yaşar, yapmak istediklerini yapar, yolunu ve amacını biz de devam ettiririz.



Hüseyin düşüncelere vurulan prangaları kırmaya çalışıyordu. Çünkü düşünceye pranga vuruldu mu insan inandığı gibi yaşayamaz. O zaman da ortaya şirk, küfür, münafıklık, fasıklık gibi hasletler çıkar. Oysaki bizim düşüncelerimiz bizden alınmış hatta çalınmış dersek daha doğru olur. Hiç kimse inandığı gibi yaşamıyor. Göründüğü gibi yaşıyor ya da yaşadığı gibi inanıyor. İmanlarımız köleleşmiş, peygamberi sevdiğimizi söylüyoruz ama nefsimize köle olmuşuz. Peygamberin getirdiklerine değil sadece nefsimize köleyiz, peygamberin ümmeti olduğumuzu söylüyoruz ama ümmet peygamberin arkasında değil. Başkalarına katılmışız, herkesin başkası başka…



Ümmet olarak yüzümüz kara… Birkaç kişinin sadakati bizi temize çıkarmaz. Resul, mahşer gününde bizden emanetini soracak! Ne yazık ki emanetine sahip çıkamadık… Yezid’in yaşam biçimi önümüzde, Resul’ün istediği arkamızda… Oysaki mahşerde “Allah’ın dünyada iken bir elimizde Kur’an, diğer elimizde Resulün risaleti vardı” diyebilecek miyiz? Bunu diyenlerden ve yapanlardan oluruz inşallah. Allah’a emanet olun…

 
Emine Güneş
Bu yazı 133 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: