Navigation


Tarih: 07 Şubat 2012 Salı



HABERİN OLSUN!
HABERİN OLSUN!
 
RAHMAN RAHİM ALLAH ADINA



1- ULU Sina dağı şahit olsun!

2- Satırlarda kayıtlı ilahi mesaj (şahit olsun)

3- Açılmış deri tomarlar da!

4- El-Beytu’l-Ma’mur şahit olsun,

5- Yüceltilmiş gök kubbe şahit olsun!

6- Kükreyen taşkın deniz şahit olsun!

7- ŞÜPHE yok ki, Rabbinin azabı kesinlikle vuku bulacaktır;

8- İnsan kendisini ona karşı asla savunamaz

9- Gün gelir, gök büyük bir çöküşle çöker.

10- Dağlar dehşet bir yürüyüşle yürür.

11- İşte o gün yalanlayanların vay haline!

12- Onlar ki daldıkları oyunda oynuyor olacaklar

13- Onlar o gün karşı konulmaz bir güçle cehennem ateşine itilecekler (ve şöyle denilecek):

14- “Bu sizin vaktiyle yalanlamış olduğunuz ateştir

15- Bu kara büyü(nün kâbusu) mu, yoksa görmek istemediğiniz bir (hakikat) mi?

16- Orayı boylayın! Artık ister sabredin, ister sabretmeyin; size ilişkin (hüküm) değişmez: çünkü siz, sadece yaptıklarınızın cezasını çekmektesiniz.”

17- Sorumluluk bilinciyle yaşayanlar, tanımsız cennetlerde ve tarifsiz nimetler içinde olacaklar,

18- Rablerinin kendilerine verdiği nimetlere sevinip mutlu olacaklar ve Rableri onları gözleri yuvasından fırlatan azaptan koruyacak

19- (Ve onlara diyecek ki): “Vaktiyle yapmış olduğunuz şeylere bir karşılık olarak yiyin, için, afiyet olsun.

20- Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak…” Bir de Cennette onları kusursuz bakışlı temiz eşlerle denkleştirip eşleştireceğiz.

21- Kendileri iman eden ve soyları da bu muhteşem imanı izleyenlere gelince: Biz onları soylarıyla buluşturacağız ve kendi yaptıklarının (karşılığından) da hiçbir şey eksiltmeyeceğiz; (ne ki) herkesin (akıbeti) kendi kazandıklarına bağlıdır.

22- Ve biz onlara meyve ve etin her türünü, canlarının çektiği her şeyi sunacağız;

23- Orada birbirlerine içeni boşboğaz etmeyen ve günaha sokmayan dolu kadehler sunacaklar.

24- Ve kendileri için hazırlanmış ebedi bir gençlik ve tazelik onları hiç terk etmeyecek; tıpkı kabuklarının içine saklanmış inciler gibi olacaklar.

25- Derken, birbirlerine dönüp sorular soracaklar…

26- Diyecekler ki : “vaktiyle bizler, ailemiz hakkında endişeye kapılıp tir tir titrerdik;

27- Fakat Allah bize kerem etti de, bizi zehir gibi içe işleyen yakıcı bir ateşin azabından korudu.

28- Şüphesiz biz bundan önce de hep O’na dua ederdik; çünkü O, evet O’dur mutlak iyi olan sonsuz rahmet sahibi. ( Tur/ 1 – 28 )

Hamd, Rahman, Rahim, Ekremelekremin, iman edip de, inancını salihata dönüştürdüğü amellerle ispat eden kullarına cömertçe, kendi nefislerine zulmü tercih edenlere ise; El Adl olan Allah’a aittir. Salât ve selam olsun sorumluluk bilincinin doruğunda olup bu misyonuyla ümmetine rehberlik ve önderlik eden, tüm güzel meziyetleriyle seçkin kılınan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a.) efendimize tüm peygamberlerimize, kendilerine tabi olan ailelerine, arkadaşlarına, izini sürdürme çaba ve kaygısı içerisinde olan tüm iman erlerine olsun. (âmin.)

Değerli Tefekkür dostları, bu ay haberin olsun diyerek başladık söze. Allah’ı azimişşan ilahi mesajlara, ilahi mesajın indiği ve yazıldığı yerlere kıyametten sahnelere yemin ederek, o dehşetli günü gözlerimizin önünde canlı bir tablo gibi sererek yalanlayanların o günü kendilerinden savamayacağı gerçeğini vurguluyor. İnsan o günü kendinden uzaklaştıramadığı gibi, korkunç ve takat getiremeyeceği akıbeti ile de yüzleştiriliyor, yaptıklarının karşılığı olarak.

Fakat öyleleri de var ki, yaptıklarının karşılığı değil, Rablerinin lütuf ve keremi sayesinde yaptıkları hasenat ve devamı olan salihatın çok çok ötesinde iyiliklerle ağırlanırlar. Dünyada hoşa giden şeyler üzerinden temsillerle ruhlar okşanır, ilahi davet yinelenir.

Korkunç azab, kendini yalanlayanları beklemektedir. Hem de; “daha yok mu ?” nidası savurarak. Daha fazla cehennemliğe yetebileceği gerçeğini dillendirir. Öfkesinden çatlayacak gibidir, Rahman’a ilişkin yalanlamalarını sürdürenlere. Ne ki kucakladıklarını ne öldürür ve ne de yaşatır. Korkunç azapla dimağları kaynatır… Bütün bunların sebepleri; Allah’ı hesaba katmadan yaşamaktı. Ateşin azabını yalanlamaktı. Ve bu imtihan dünyasında oyalanmaktı…

İş Allah’a ilişkin sorumluluk bilinciyle hareket edenlere gelince; işte onlar zevk ve safa içindedirler. Onlar Rahmanın uyarısını ciddiye almış, nefsanî istek ve arzularını ellerinin tersiyle itip, Rahmani terbiye altına girmeyi tercih etmişlerdir. Zira gözlerini isteyerek teslim olan göğe, çevirip baktıklarında herhangi bir çatlaklık göremedikleri gibi her şey gayet yolundaydı. Ve yine bakışlarını yeryüzünün devinimlerine çevirdiklerinde karşılaştıkları manzara yine aynı, her şey yine yolunda… Eee kendilerine ne olmuş ki, canı gönülden teslim olmasınlar.

Değerli tefekkür dostları, bunlar aklıselim yoludur. Dileyen Rabbine doğru, dileyen şeytanın adımlarını izleyerek, ateşe doğru bir yol tutup benimser. Aklıselim sahipleri doğru kararlarında gayet ciddi, tavizsiz ve ödünsüz olurlar. İnsanın kadim düşmanı şeytan ve dostları sürekli uğraştığı inananları yolundan çeviremeyeceğini anlayınca taktik değişikliğine gider. Onların diline birtakım söylemler dolayarak kendilerini tatmin etmelerini sağlar. Oturup kalktıkları her yerde İslam’dan söz etmenin yeterli olacağı kanaatine sevk eder. Tabi ki, ihlâslı kullar bu oyuna düşmeyeceklerdir.Düşmeyeceklerdir de günümüz dünyasında sanki ihlâslı kulların sayısı mı azaldı ne? Yoksa onlar kendilerini belli etmek mi istemiyor?

Hangi tarafa bakarsak israf (ki, Kur’an –ı Kerim israfı şeytanın kardeşliği olarak niteliyor), tembellik, uyuşukluk, cehalet, sorumsuzluk, kibir, gösteriş, çekememe, hazmedememe, affedememe, suçlama, verdiği sözü tutmama, hayra engel olma, haksızlık, zulüm, zorbalık, ben yaptım oldu ve daha nice maddi, manevi hastalıklarla karşılaşıyoruz! Değerli tefekkür dostları, dikkat buyurunuz ki bu hastalıklar bizim içinde bulunduğumuz toplumun hastalıkları. Bu hastalıklarla yolun sonunu görmek istemiyoruz, zira hiç de güzel bir manzara değil. Evet, bu hastalıklar din gününü yalanlayanların ve dolayısı ile sorumluluk bilinci (takvayla)ile hareket etmeyenlerin özelliğidir.

Tüm bu hastalıklarla mücadele etmeden namaz kılanlar elbette ki, huşuyu yakalayamayacaklardır. Huşuyu yakalama sancısı taşımayanlar önümüzü aydınlatıp, şeytanın adımlarını görmemizi sağlayacak olan iç aydınlanmanın tadına varamayacaklardır. Değerli tefekkür dostları, işte bu cennetin tadıdır. Bu öyle bir taddır ki, hem dünyayı cennete çevirir, hem de ebedi cennet nimetlerinin tadıyla zevklendirir.

Başa dönecek olursak, HABERİN OLSUN ki, imanını salih amellerle ispatlama şansını kaybedenler sorumsuzluklarının ateşine yanacaklardır. Tüm zorluk ve meşakkatlerle birlikte imanının kalitesini söylemlerle değil eylemlerle ortaya koyanlar var ya elbette ki, Rableri onlardan, onlar da Rablerinden razı olacaklardır.

SADAKALLAHULAZİM

EKREMELEKREMİNE EMANET OLUN

 
Ayse Üzümcü
Bu yazı 191 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: