Navigation


Tarih: 21 Ağustos 2008 Perşembe



HAYATA TASARI SAHİPLERİ YÖN VERİR!
HAYATA TASARI SAHİPLERİ YÖN VERİR!
 

İnsan, doyurucu, verimli ve amacına ulaştıran bir hayat yaşamak istiyorsa,
her şeyden önce bunun bilincinde olmalıdır. Neyi, nasıl yaşaması
gerektiğinin farkında olmalı. Bu da yetmez. Nasıl yaşayacağının inceden
inceye planını yapmalıdır. Tabiri caiz ise her anını hayatının tasarımıyla
geçirecek zihni yoğunlukta olmalıdır. Ancak böylesi insanlar, kendilerini
yönlendirmek, kontrol etmek isteyen zihin yönlendiricilere karşı koyabilir.
Takdir edersiniz ki, bu tarzda bilinçli hayat bir hayli özgün ve
kendinizindir. Tamamen sizin uhdenizde, sizin eserinizdir. Kendi hayatınıza
sahip çıktıktan sonra, işiniz oldukça kolaylaşıyor diyebiliriz.
Kararlarınızı vermenin ve sonuçlarına katlanabilme olgunluğunun vereceği
mutmainliği yaşamaya başlayabilirsiniz artık!
Hayatınızı belirli ilkelere göre yaşamak, size çok önemli olan altın dengeyi
sağlayacaktır, şüpheniz olmasın. Bu, şu anlama gelmektedir kısaca; ilkesiz
hayat sonuçsuz ve aynı oranda kayıplarla geçen bir ömür demektir. Yaşamınızı
özgün ve özgür yaşamanın en önemli kuralı tasarı sahibi olmaktır. Tasarıları
şekillendiren de ilkelerdir takdir ederseniz.
Hayatımızın akışını durdurmak ya da yavaşlatmak elimizde değilse de, nasıl
yaşayacağımız, nelerle dolduracağımız bizim elimizdedir. İçi boş, kof bir
hayat da yaşayabilir, dolu, dolu geçireceğimiz bir hayat da yaşayabiliriz.
Bu artık bizim tercihlerimize ve hayata dair tasarılarımızın olup olmadığına
bağlıdır.
Sınırsız bir hayat verilmiyor bize. Ne zaman sonuçlanacağı meçhul bir süre
ile sınırlı olsak da, sonsuzluğu yakalayabiliriz. Bunu yine önümüze
koyacağımız ulvi amaçlara ulaşma kararlılığıyla başarabiliriz.
Hepimizin şöyle veya böyle ulaşmayı düşündüğümüz hedeflerimiz, ulaşarak
mutluluğa kavuşacağımızı umduğumuz beklentilerimiz vardır. Bunlar için
savaşım verirken, hayallerimizde onları canlı tutmaya çalışırız. Her bir
beklentimize kavuştuğumuzda kendimize olan güvenimizin pekiştiğini,
hayallerimizin sadece “hayal ”olarak kalmadığını, pekâlâ
gerçekleştirilebilir olduklarını görür ve mutluluğun hazzını yakalarız! İşte
her bir safha gerçekleştikten sonra doyumsuz bir halde “bu hayat benim!
Nasıl dolduracağım, bırakacağım mirasla anlaşılacak.”düşüncesine varırız.
Aynı zamanda, bunun bize önemli bir sorumluluk yüklediğini de duyumsarız.
Her anından sorumlu olduğumuz ve hesabını vereceğimiz bir hayat düşüncesi,
hayatımızı çalakalemdeğil, şuurlu, planlı programlı, olumlu ve faydalı
tasarılarla geçirmemiz gerektiğine götürür bizi.
Hayatımız bize emanet veriliyor. Bir başkasının eline bırakılıp yaşansın
diye değil! Dolayısıyla senin yaşayacağın hayatın tek sahibi sen olmalısın.
Kararlarını verirken kendi özgün düşüncelerine göre vereceksin. Aklını bir
başkasının ipoteğine bırakmayacaksın. Değil mi ki, bu hayatın hesabını da
sen vereceksin! O halde kendin olmayı başarmalısın önce. Kendini bilen
Rabbini bilir gerçeğini gözden kaçırmamalısın! Modern hayatın dayattığı
sanal hayatlara iltifat etmemelisin! Bu ancak ulvi amaçlardan saptırma
teşebbüsleridir!
Tasarılarımız iman kaynaklı olmalıdır. İmanlı bir hayatın mimarı olmak için
Rabbe yönelmekten başka yol yoktur. Tek değil, çift hayatlı insanlardan
olmak, hayatına güzel, anlamlı ve kurtuluş nefhasına ulaştıracak bir yön
vermek istiyorsan, dön Rabbine!

 
Şükran Taşdelen
Bu yazı 95 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: