Navigation


Tarih: 18 Kasım 2008 Salı



HAYIR DİYEBİLMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
HAYIR DİYEBİLMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
 
İnsanoğlu sahip olduğu meziyetler kadar zaaflarla malul olmakla da göze
çarpıyor. İnsan adeta küçük bir evrendir. Buna rağmen hala, deruni
içselliğinde keşfedilmemiş kara deliklerle, metaforlarla, gel- gitlerle
boğuşuyor.
İnsanı, birçok meziyetlerle donatan Allah Teala, aslında büyük bir
potansiyel taşımasına rağmen yine de insana fazla yük yüklememiş,
taşıyabileceğinin dışında yük teklif etmemiştir.
Böyleyken insan kimi zaman kendi işini kendi zorlaştırmakta, içinden
çıkılmaz hale sokmakta, sonra da ah! vah! diyerek dövünmektedir.
İnsani ilişkilerimizde çoğu zaman aşırıya kaçmakta, ya sorumluluktan
kaçıyor, ya da aşırı derecede yükün altına giriyoruz. Birçok defalar
tutamayacağımız sözler vermemiz, ya da altından kalkamayacağımız
sorumlulukların ağırlığı altında ezilmemiz gibi… Bir yönüyle bu, Müslümanın
güvenilirliğine de halel getiren bir durumdur. Nasıl mı?
Şimdi, Müslüman bir kişilik olarak Allah’ın terbiye etmesiyle, fedakâr
özellikler kazanıyoruz. Fedakarlık yapmamak ahlaki bir eksikliktir diye
düşünerek, bize her tür istekle gelene hayır diyemiyoruz. Olur, olmaz her
şekilde istekte ve talepte bulunanlara yardımımızı esirgersek, fedakâr ve
yardımsever olmadığımızı, aynı zamanda da büyük sevap elde etmekten mahrum
kalacağımızı zannederek hayır demeyi beceremiyoruz.
Bir kelime, tek bir kelimenin söylenmesi, nasıl bu kadar zor olabiliyor?
İmana ermiş, şuurlanmış ve Allah için her tür zorluğu göze almış bir
Müslüman olarak, her an her yerde fedakârlık yapmaya hazır olmamız
gerektiğini sanıyoruz. Bunu yapmazsak, iyi bir kul olamayacağımızı
zannediyoruz. Hatta çevremizden de bu tarzda beklentiler sezdiriliyor ve
adeta hayır diyemezsiniz! diye dayatma yapılıyor! Kendi asıl
sorumluluklarımızı ihmal etme pahasına, onlara yardım etmek zorunda
olduğumuza dair, ruhi bir baskı altında oluyoruz çoğu zaman.
Hâlbuki mesele sadece yardım etmeyi istemek veya istememek değildir! Tabii
ki, mümin bir insan her şeyi sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapar.
Ahlakını düzeltmesi, akrabalık bağlarını sağlam tutması, yardımsever ve
fedakâr olması, salih amel dediğimiz her tür iyiliğe koşması, imanın
gereklerindendir. Aynı zamanda Rabbimizin hoşnutluğunu kazanmanın
yollarıdır.
Yalnız mümin insan, tüm bunları yapmaya çalışırken, karşısında kendisinden
yardım talep eden kişinin, iyi niyetini suiistimal eden biri olup olmadığına
dikkat etmelidir! Çünkü insan, tabiat gereği suiistimal etmeye fazlasıyla
meyillidir!
İyi niyetleri kötüye kullananlar, en basit sorunlarıyla sizi meşgul ederken
kendileri ne yapar? Oturup sizin üzerinize yıktığı sorununu çözmenizi
bekler! Kendine düşen sorumluluklar var mı, yok mu diye, hiç kafasını
yormaz! Nasıl olsa siz onun yerine can siperane bir şekilde sorunlarını
çözmeye girişmişsiniz! Kendisine düşen ise seyretmektir!!!
Size gelince, zaten birçok sorumluluğunuz, altından kalkmakta zorlandığınız
problemleriniz varken, bir de onların sorunlarını omuzlamak durumunda
kalıyorsunuz! Ezilen, hırpalanan, yıpranan siz oluyorsunuz. Ve bütün iyi
niyetinizle sorunları çözmeye çalışmanıza rağmen, yine de kimseyi memnun
edemiyorsunuz! Allah razı olsun, benimle ilgilendin demek yerine, bir de
işleri onların istediği gibi yoluna koyamadığınız için fırça da yersiniz!
İnsan, nerede, nasıl bir iyilik veya salih amel yapacağının şuurunda
olmalı! Gerçekten yardıma ihtiyacı mı var, yoksa sırf kendini yormak
istemediği ya da nazını, tuzunu çekeceğinizi bildiğinden mi sorunlarıyla
sizi meşgul ediyor? Bunu iyi tahlil etmek gerekir. Belki, sorunlarını az bir
gayretle kendi de halledebilir. İnsanın kendi sorumluluklarını yüklenmesi
gerekir. Nereye kadar dert küpü insanlara yük olabilir? Herkesin kendine
göre bir sorunu, problemi olabileceğini hatırdan çıkarmamak gerekir. Kendi
dertlerimizle, kimseyi yormaya hakkımız yoktur.
Bir hadiste Mümin insan, kimseye yük olmayandır. Diye buyrulmuyor mu?
Bir yönden insan yük olmamalı, bir yönüyle de böyle, istismara yönelik
durumlarda sorunu yüklenmeyip hayır diyebilmelidir.
Çünkü bu sadece sizin yıpranmanızın önüne geçmekle kalmayacak, diğerlerinin
de kendi sorumluluklarının farkına varmalarını sağlayacaktır. Özellikle aile
ve arkadaş çevresinden böylesi angarya işlerle muhatap oluyor, çoğu zaman
hayır diyememenin sancısını çekiyoruz!
Bu angarya olan sorunlarda bizim bir dahlimiz varsa, tabii halletmek için
çabalamalıyız. Fakat uzaktan yakından bizi ilgilendirmiyorsa ve gereksiz
yere bizi meşgul edip asıl sorumluluklarımızdan ediyorsa, buna nazikçe
hayır demenin yolunu bulmalıyız.
Başlangıçta hayır demek nefse de ağır gelebilir. Şöyle ki, ben her şeyi
çözerim. En iyi çözümü ben üretirim gibi iddialı zaaflarımıza yeniliyorsak
hayır diyemeyiz.
Nefsimize yapamamayı, altından kalkamamayı yediremediğimizden zor gelir,
bu kelimeyi söylemek. Bir taraftan da karşımızdakini kırmamak gibi bir
yufka yürekliliğe de sahipsek, işimiz daha da zorlaşıyor demektir.
Fakat… Bu konuda yaşanan tecrübeler göstermiştir ki(bu satırların yazarı da
bu konuda hayli yıpranmıştır), hayır! diyememek büyük bir eksiklik ve
hatta zayıflıktır!
Kendimizi çıkmazlara sokan, dengemizi yitirecek derecede yıpratan sorunlara
kapı araladığı için zayıflıktır! Güç yetiremeyeceğimiz sözler vermemize
sebep olup, bunları yapamadığımızda ruhi depresyonlara yol açtığı için
zayıflıktır!
Böyle gereksiz ve angarya işlerle uğraşıp asıl yapmamız gerekenlerden
uzaklaştığımız için de zaman kaybıdır! Allah, bize yardım etmemiz, iyilik
yapmamız gereken öncelikli görevlerimizi bildirmiştir. Tali meselelerle
zaman kaybına uğradığımız için hesaba çekilmemiz bile işten değildir!
Ve… Kendi adlarına sorunlarını çözmeye çalıştığımız kişilerin, kendi
sorumluluklarını yüklenme cesaretinden mahrum bırakıp, tecrübe edinmelerine,
o kişilerin dengeli bir şahsiyet geliştirmesine bir nevi engel olduğumuz
için de kötülüktür!
Yapılması gereken her şeyi biz yapmak zorunda değiliz! Toplumsal iş bölümü
denen bir şey var değil mi? Herkes üstüne düşen sorumluluğu yerine getirirse
böyle dengesizlikler, istismarlar yaşanmaz değil mi?
Üzerimize düşen vazifelerden kaçmayacağımız gibi, gerçekten yardımımıza
ihtiyacı olanlardan da yardımımızı esirgemeyeceğiz. Zorda, darda kalanlara
karşı fedakârlıktan çekinmeyeceğiz. Bir nevi ensar- muhacir dayanışması
kuracağız. Fakat Hayır dememiz gereken yerde de hayır deme cesaretini
gösterebilmeliyiz. O zaman önem sırasına göre görevlerimizi yerine getirir,
önemsiz ve hatta bizim olmayan yüklere hayır diyerek set çekebiliriz.
İşte o zaman hayır demenin dayanılmaz hafifliğine kavuşacağız!
 
Şeyda Hekimoğlu
Bu yazı 124 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: