| HAYIR DİYEBİLMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ |
| İnsanoğlu sahip olduğu meziyetler kadar zaaflarla malul olmakla da göze çarpıyor. İnsan adeta küçük bir evrendir. Buna rağmen hala, deruni içselliğinde keşfedilmemiş kara deliklerle, metaforlarla, gel- gitlerle boğuşuyor. İnsanı, birçok meziyetlerle donatan Allah Teala, aslında büyük bir potansiyel taşımasına rağmen yine de insana fazla yük yüklememiş, taşıyabileceğinin dışında yük teklif etmemiştir. Böyleyken insan kimi zaman kendi işini kendi zorlaştırmakta, içinden çıkılmaz hale sokmakta, sonra da ah! vah! diyerek dövünmektedir. İnsani ilişkilerimizde çoğu zaman aşırıya kaçmakta, ya sorumluluktan kaçıyor, ya da aşırı derecede yükün altına giriyoruz. Birçok defalar tutamayacağımız sözler vermemiz, ya da altından kalkamayacağımız sorumlulukların ağırlığı altında ezilmemiz gibi Bir yönüyle bu, Müslümanın güvenilirliğine de halel getiren bir durumdur. Nasıl mı? Şimdi, Müslüman bir kişilik olarak Allahın terbiye etmesiyle, fedakâr özellikler kazanıyoruz. Fedakarlık yapmamak ahlaki bir eksikliktir diye düşünerek, bize her tür istekle gelene hayır diyemiyoruz. Olur, olmaz her şekilde istekte ve talepte bulunanlara yardımımızı esirgersek, fedakâr ve yardımsever olmadığımızı, aynı zamanda da büyük sevap elde etmekten mahrum kalacağımızı zannederek hayır demeyi beceremiyoruz. Bir kelime, tek bir kelimenin söylenmesi, nasıl bu kadar zor olabiliyor? İmana ermiş, şuurlanmış ve Allah için her tür zorluğu göze almış bir Müslüman olarak, her an her yerde fedakârlık yapmaya hazır olmamız gerektiğini sanıyoruz. Bunu yapmazsak, iyi bir kul olamayacağımızı zannediyoruz. Hatta çevremizden de bu tarzda beklentiler sezdiriliyor ve adeta hayır diyemezsiniz! diye dayatma yapılıyor! Kendi asıl sorumluluklarımızı ihmal etme pahasına, onlara yardım etmek zorunda olduğumuza dair, ruhi bir baskı altında oluyoruz çoğu zaman. Hâlbuki mesele sadece yardım etmeyi istemek veya istememek değildir! Tabii ki, mümin bir insan her şeyi sadece Allahın rızasını kazanmak için yapar. Ahlakını düzeltmesi, akrabalık bağlarını sağlam tutması, yardımsever ve fedakâr olması, salih amel dediğimiz her tür iyiliğe koşması, imanın gereklerindendir. Aynı zamanda Rabbimizin hoşnutluğunu kazanmanın yollarıdır. Yalnız mümin insan, tüm bunları yapmaya çalışırken, karşısında kendisinden yardım talep eden kişinin, iyi niyetini suiistimal eden biri olup olmadığına dikkat etmelidir! Çünkü insan, tabiat gereği suiistimal etmeye fazlasıyla meyillidir! İyi niyetleri kötüye kullananlar, en basit sorunlarıyla sizi meşgul ederken kendileri ne yapar? Oturup sizin üzerinize yıktığı sorununu çözmenizi bekler! Kendine düşen sorumluluklar var mı, yok mu diye, hiç kafasını yormaz! Nasıl olsa siz onun yerine can siperane bir şekilde sorunlarını çözmeye girişmişsiniz! Kendisine düşen ise seyretmektir!!! Size gelince, zaten birçok sorumluluğunuz, altından kalkmakta zorlandığınız problemleriniz varken, bir de onların sorunlarını omuzlamak durumunda kalıyorsunuz! Ezilen, hırpalanan, yıpranan siz oluyorsunuz. Ve bütün iyi niyetinizle sorunları çözmeye çalışmanıza rağmen, yine de kimseyi memnun edemiyorsunuz! Allah razı olsun, benimle ilgilendin demek yerine, bir de işleri onların istediği gibi yoluna koyamadığınız için fırça da yersiniz! İnsan, nerede, nasıl bir iyilik veya salih amel yapacağının şuurunda olmalı! Gerçekten yardıma ihtiyacı mı var, yoksa sırf kendini yormak istemediği ya da nazını, tuzunu çekeceğinizi bildiğinden mi sorunlarıyla sizi meşgul ediyor? Bunu iyi tahlil etmek gerekir. Belki, sorunlarını az bir gayretle kendi de halledebilir. İnsanın kendi sorumluluklarını yüklenmesi gerekir. Nereye kadar dert küpü insanlara yük olabilir? Herkesin kendine göre bir sorunu, problemi olabileceğini hatırdan çıkarmamak gerekir. Kendi dertlerimizle, kimseyi yormaya hakkımız yoktur. Bir hadiste Mümin insan, kimseye yük olmayandır. Diye buyrulmuyor mu? Bir yönden insan yük olmamalı, bir yönüyle de böyle, istismara yönelik durumlarda sorunu yüklenmeyip hayır diyebilmelidir. Çünkü bu sadece sizin yıpranmanızın önüne geçmekle kalmayacak, diğerlerinin de kendi sorumluluklarının farkına varmalarını sağlayacaktır. Özellikle aile ve arkadaş çevresinden böylesi angarya işlerle muhatap oluyor, çoğu zaman hayır diyememenin sancısını çekiyoruz! Bu angarya olan sorunlarda bizim bir dahlimiz varsa, tabii halletmek için çabalamalıyız. Fakat uzaktan yakından bizi ilgilendirmiyorsa ve gereksiz yere bizi meşgul edip asıl sorumluluklarımızdan ediyorsa, buna nazikçe hayır demenin yolunu bulmalıyız. Başlangıçta hayır demek nefse de ağır gelebilir. Şöyle ki, ben her şeyi çözerim. En iyi çözümü ben üretirim gibi iddialı zaaflarımıza yeniliyorsak hayır diyemeyiz. Nefsimize yapamamayı, altından kalkamamayı yediremediğimizden zor gelir, bu kelimeyi söylemek. Bir taraftan da karşımızdakini kırmamak gibi bir yufka yürekliliğe de sahipsek, işimiz daha da zorlaşıyor demektir. Fakat Bu konuda yaşanan tecrübeler göstermiştir ki(bu satırların yazarı da bu konuda hayli yıpranmıştır), hayır! diyememek büyük bir eksiklik ve hatta zayıflıktır! Kendimizi çıkmazlara sokan, dengemizi yitirecek derecede yıpratan sorunlara kapı araladığı için zayıflıktır! Güç yetiremeyeceğimiz sözler vermemize sebep olup, bunları yapamadığımızda ruhi depresyonlara yol açtığı için zayıflıktır! Böyle gereksiz ve angarya işlerle uğraşıp asıl yapmamız gerekenlerden uzaklaştığımız için de zaman kaybıdır! Allah, bize yardım etmemiz, iyilik yapmamız gereken öncelikli görevlerimizi bildirmiştir. Tali meselelerle zaman kaybına uğradığımız için hesaba çekilmemiz bile işten değildir! Ve Kendi adlarına sorunlarını çözmeye çalıştığımız kişilerin, kendi sorumluluklarını yüklenme cesaretinden mahrum bırakıp, tecrübe edinmelerine, o kişilerin dengeli bir şahsiyet geliştirmesine bir nevi engel olduğumuz için de kötülüktür! Yapılması gereken her şeyi biz yapmak zorunda değiliz! Toplumsal iş bölümü denen bir şey var değil mi? Herkes üstüne düşen sorumluluğu yerine getirirse böyle dengesizlikler, istismarlar yaşanmaz değil mi? Üzerimize düşen vazifelerden kaçmayacağımız gibi, gerçekten yardımımıza ihtiyacı olanlardan da yardımımızı esirgemeyeceğiz. Zorda, darda kalanlara karşı fedakârlıktan çekinmeyeceğiz. Bir nevi ensar- muhacir dayanışması kuracağız. Fakat Hayır dememiz gereken yerde de hayır deme cesaretini gösterebilmeliyiz. O zaman önem sırasına göre görevlerimizi yerine getirir, önemsiz ve hatta bizim olmayan yüklere hayır diyerek set çekebiliriz. İşte o zaman hayır demenin dayanılmaz hafifliğine kavuşacağız! |
| Şeyda Hekimoğlu |
| Bu yazı 124 kez okundu. |
Tefekkür Dergisi