Navigation


Tarih: 07 Ekim 2008 Salı



HEP BİZDEN KAYNAKLANIYOR
HEP BİZDEN KAYNAKLANIYOR
 
Adı lazım değil. Sahabelerden biri kendi kendine gülüyormuş. Çevresindeki dostları sormuşlar, “Neden güldün”, diye. O şahıs şöyle cevap vermiş. “Biz cahiliye döneminde iken hem kendi putumuzu yapardık. Sonra da acıkınca onu alıp yerdik.”

Anlaşılan o ki şimdiki zamanda da aynı olayı tekerrür ediyoruz. Örneğin; önce teknolojiyi yapıyoruz. Sonra ona tapınmaya, ona hayran olmaya başlıyoruz. Teknolojinin uğrunda insanlara eziyet etmeye kadar gidiyoruz. Ya da kendi nefsimizden yasalar çıkarıyoruz. Sonra onu kutsuyoruz. Sarsılmaz ilahi bir kaide gibi insanlara zorla yaptırıyoruz. Bu yasaları dinlemeyen insanları yargılıyoruz, hatta ceza veriyoruz. Sonra o kaide işimize gelmediği zamanda, yıllarca kutsadığımız o kaideyi bir anda yıkıyoruz. Yani acıkınca yiyiyoruz. Bugünler de olan bir özelliği de sıralayabilirim. “Milli değerler, kültürümüz” diyoruz. Avaz avaz medyada, basında, siyasette dile getiriyoruz. Sonra bir bakıyoruz ki ısrarla bizi işgal eden o ülkeleri taklit ediyoruz. Zaman zaman yabancı ülkelerle aramızda bir mesele çıkıyor. Onların malına ambargo koyuyoruz. Tepkimizi gösteriyoruz. Sonra arkasından yine onlara yapışıyoruz. Hatta ülkemizin birçok şehrinde “Şehrin kurtuluşunu” kutluyoruz. Ülkemizi seksen yıl önce işgal eden ülkelere kızıyoruz. Kin, nefretle o günleri anıyoruz. Arkasından yine onlara yaklaşıyoruz, işbirliği yapıyoruz. Yüzyıllık dost gibi. Anlaşılan o ki kendi elimizle yaptığımıza tapmaya, acıkınca da yemeye başlıyoruz. Her halde en büyük cahillik bu olsa gerek. İsrailoğullarının bir yandan kendi elleriyle buzağı yapmaları sonra ona tapmaları gibi, Hıristiyanların ve Yahudilerin kitaplarını değiştirmesi, sonra onunla amel etmesi gibi, insanların kendi nefsinden geleneği çıkarması, sonra onunla insanlara dayatma yapması. Bunlar gibi yüzlerce örnekler var hayatımızda. Peki, nasıl olmalı?

Öyle bir yol çizmeliyiz ki hem tapmaya değer olsun, hem de çizdiğimiz yol geçici olmasın. Bunun içinde bizim ürettiğimiz bir yaşam tarzı değil, ancak âlemleri yaratan ve yöneten Rabb’imiz tarafından bildirilen bir yaşam tarzı olmalıdır. Ki inandığımıza değer olsun. Bu şekilde hareket ettiğimiz takdirde dengeler yerine oturmaya başlayacak. Neyi amaçladığımız ve ne yolunda tükendiğimiz belli olacak. O zaman o sahabenin yaptığı gibi gülerek “Bu cahillikler geçmişte kaldı” diyebileceğiz. Aksi takdirde, bu cahiliye yaşantısı böyle devam edip gidecek.

Ne zamana kadar dayanabilirsek...

 
Zeynep Işık
Bu yazı 149 kez okundu.


Yorum Yaz

İsim :

Yorum: